Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zeynep Atikkan: ‘‘Türkiye'ye terbiyesizlik edildi’’

Zeynep ATİKKAN

Andrea Riccardi, Hıristiyanlık Tarihi hocası. D'Alema'dan farklı bir İtalyan.

Dini bütün bir katolik. Bir zamanların hızlı bir üçüncü dünyacısı. Bugün ise bütün entellektüel birikimini Dünya'daki kavgalara çözüm üretmek için harcıyor.

Le Monde Gazetesi'nde Andria Riccardi ile yapılan söyleyişinin bir bölümünü aktarıyorum.

Gazeteci Xavier Ternisien'in İtalyan bilim adamına yönelttiği soru şöyle:

Avrupa, Türkiye'ye kadar genişlemeli mi? Yani İslam'ı da içermeli mi?

İtalyan bilim adamı Riccardi yanıtlıyor:

Bence Avrupa, kaba ve terbiyesiz bir biçimde Türkiye'ye ‘Hayır’ demiştir. İnsan hakları ve serbest dolaşım konusunda bazı şartlar öne sürerek kapı açık bırakılmalıydı.

Hem Balkanlar'da hem de Avrupa İslamı'na yaklaşımda Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı var.

Bu arada ‘Avrupa İslam’ı da sadece göçle oluşumuş bir gerçek değildir. Avrupa'nın bir Müslüman unsuru vardır.

Bizim Avrupa'mız, Katolik, Protestan, Musevi ve Müslüman unsurları içeren laik bir Avrupa'dır'.

Bu sözleri son derece önemli buluyorum.

Ne yazık ki 1997'de Türkiye'yi ‘terbiyesiz bir üslupla’ dışlayan Lüksemburg kararlarına, Kohl zihniyetinin yansıttığı Hıristiyan Kulübü kurma çabası hakim oldu. Bu zihniyet, Avrupa Komisyonu'nun bugünkü İtalyan başkanı Prodi'nin genişleme politikasını da şekillendiriyor.

O Prodi ki daha 1990, eski bir Türk bürokratına ‘Türkiye, AB’ye üye olamaz. Fransa Cumhurbaşkanı Giscard d'Estaing, Türkler Hıristiyan olmadıkları için tam üye olamazlar diye düşünüyor' demişti.

Bugün gürülüyor ki Giscard d'Estaing'in bu yaklaşımı Prodi tarafından da benimsenmiş.

Prodi, Kohl, Giscard d'Estaing ve de diğerleri. Lüksemburg ayırımcılık belgesine giden yolun taşlarını döşeyenlerin ufuksuzluğu 21. yüzyılın soykırımlarına zemin hazırlıyor.

Tarihe tanıklık ediyoruz, Bosna'da ve Kosova'da.

Riccardi'nin sözlerinden ben şunu anlıyorum.

Avrupa, Türkiye'yi dışlamanın faturasını ödemeye başladı. Balkanlar bunun en açık göstergesi, önümüzdeki yıllarda Avrupa İslam'ı bağlamında yeni sorunlarla karşılaşma ihtimali yüksek.

Yani fatura kabarabilir.

Yukarıdaki sözler, dine dayalı kültürel ayırımcılığı da üstü kapalı biçimde eleştiriyor. Avrupa'nın ‘laiklik’ vurgusunu ön plana çıkartmanın temelinde bu hassasiyet yatıyor.

Ve de söyleşinin bir bölümde Ortodoks Avrupa'nın, laik Batı Avrupa'yla çatışma halinde olduğu vurgulanıyor.

Bunlar son derece önemli noktalar.

Riccardi'nin sözlerini Avrupa'lı bir aydının özeleştirisi olarak değerlendirmek gerekli. Tabii bu bize ‘Yan gelip yatma’ rahatlığını da vermez.

İğrenç telekulaklarla, ihalelerde yapılan üçkağıtçılıkla, düşüncesini açıkladığı için hapise atılan gazetecilerle Avrupa meselelerini düşünmek, anlamak ve de buna bir çağdaşlaşma projesi olarak sahip çıkmak mümkün değil.

Bakıyorum, Türkiye'nin yirmi birinci yüzyıldaki ligini tayin edecek Avrupa yarışında siyasi elitlerin en ufak bir duyarlılığı yok. Pek çok aydın ise ‘Yaşlı Avrupa’dan bize ne' demekte.

İki yüz yıllık bir toplum projesi bu kadar kolay iptal edilebilir mi?

Avrupa'nın sadece d'Alemaları değil Riccardiler'i de var.

Türkiye de telekulaklardan, çeteye banka satanlardan, siyasette ilkesizliği ilke edinenlerden ve de vergi vermemek için her hükümete baskı yapanlardan ibaret değil Allah'tan!



X