Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zeynep Atikkan: Kriz ve hukuk

Zeynep ATİKKAN

KRİZE ‘‘kriz’’ demek için, faizlerin hoplaması gerekiyordu! Hopladı.

Borsanın morali bozulmalıydı. Bozuldu. Sadece paranın krizine kriz diyenlerin paçası tutuştu. Washington'la telekonferans IMF'yi ikna görüşmeleri, ‘‘elime tutuşturduğun programı beceremiyorum’’ feveranı. IMF yardıma koşar mı, koşmaz mı? Bakalım ‘‘faiz indi-çıktı sütunlarından’’ yorumlarla izleyeceğiz son gelişmeleri.

Türkiye'de ‘‘kriz’’e ‘‘kriz’’ demek için mutlaka ‘‘finansal içerikli bir maço krizi’’ olması gerekiyor. Yani ‘‘sosyal’’in, ‘‘toplumsal’’ olanın ‘‘kriz kotasında’’ yeri yok. Bizim gibi ‘‘ekonominin’’ gelir dağılımıyla filan irtibatlandırılmadığı ülkelerde kural bu.

***

Cuma günü yüz binlerin sokağa dökülmesi ‘‘ekonomi içerikliydi’’ ama ‘‘adaletsizlik, hukuksuzluk’’ sloganların manşetine oturdu. Erbakan'ın ‘‘glu glu dansı’’ diye nitelediği ışık söndürme eyleminin ‘‘kurallı toplum’’ özlemindeki kitlelerin haykırışına dönüşmesi gibi.

Yarın işler süt liman olup borsanın keyfi çakırlaşsa da dipten gelen ‘‘kriz burada’’. Bugün süklüm püklüm cezaevine gidenlere bakıp bu ülkede ‘‘hukuk düzeni’’ kurulabilecek mi sorusunun yanıtını bekleyenlerin ‘‘tahammülsüzlüğünde’’.

Şimdi çok açık biçimde sormak gerekiyor: Her şeyin aynıya dönmesi için bir avans mı veriliyor?

Yoksa hukuk düzeninin gerektirdiği rotaya artık uyulacak mı?

Kriz, sürdürülemeyen yapıların bir kıvama dayandıktan sonra ‘‘patlamasıdır’’. Oysa daha birkaç gün öncesine kadar bol ödüllü ekonomi bürokrasisi ‘‘Elimde 24 milyar dolar var’’ diye ortada dolaşıyordu. Sürdürülemeyeceği belli olan yapıya her gün bir methiye düzmek kuraldı. Bazı bankacılar soygunculuk yaparken, bunun adı Dünya Bankası Başkanı destekli ve garantili ‘‘mucizeydi’’.

Oysa ortadaki yapı ‘‘sürdürülebilir’’ değildi. Yabancı parasını alıp gidince açmaz ortaya çıktı.

Esas sürdürülemeyecek olan yapı ise, iliklere kadar işlemiş hukuksuzluk ve kuralsızlık. İşkenceye, soyguna göz kırpma! Bu düzenin dünyada çok fazla ‘‘garantörü’’ de kalmadı.

Birincisi, belki de çözümü en kolay olanı, yani ekonomide yapısal düzenlemelerin hayata geçmesiyle irtibatlı.

İkincisi ise hukuk toplumunun, kurallı düzenin yaratılmasıyla irtibatlı. Yoksulluk sınırındaki insanlar sokaklarda ‘‘hukuk istiyoruz’’ diye bağırıyorlarsa, bu sesin en duyarsızlara bile ulaşması gerekir.

Parasını alıp gidenin yarattığı kriz pek medyatik de. Bir de yavaş gelen kriz var ki, yani ‘‘artık yeter’’ diyenlerin krizi. Bunu Telekom satışıyla filan yatıştırmak pek kolay değil!

***

AÇIKLAMA

KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş, 28 Kasım 2000 tarihli yazıma bir açıklama gönderdi. Sayın Denktaş, yazımı acele ve öfkeyle okumuş olacaklar ki Türkiye ile iligili yazdığım bir cümleyi KKTC'ye yönelik diye algılamış ve de cevabında ‘‘Rum-Yunan ikilisi Türkiye ile KKTC'nin arasını açmak için büyük bir uğraş içindedir. Sizin değerlendirmeniz bu çabalara yardımcı olmaktadır’’ demiştir. Ben ‘‘Kurallı toplum yaratmak için mücadele verenler aynı soruları Türkiye'de soruyorlar. Biz rant dağıtan bir ekonominin pislik, mafya ve peşkeş düzeninden yana mıyız? Ulusal bütünlüğün bir parçası diye dayatılan bu ucubeliği sürdürmeye kararlı mıyız? Bu sözler, son günlerde Türkiye'de izlediğimiz korkunç filmin ‘ucube' diye tanımıydı’’ diyorum. Bir metni iyi okumadan ‘‘Rum'la, Yunan'la işbirlikçi’’ diye ithamkár çıkışlarda bulunmak bir devlet adamı ciddiyetiyle bağdaşır mı? Yazımın anlamı çok açık, Türkçesi çok net. Bu yazı Türkiye’de kurallı toplum mücadelesi verenlerin duygularını yansıtıyor, aynı duyguların KKTC kamuoyunca da paylaşıldığına inanıyorum.

ÖNEMLİ NOT:

Sayın Denktaş'ın gönderdiği açıklamanın aşağıdaki bölümünü bir pozisyonu tanımladığı için dikkatinize sunuyorum: ‘‘Biz, aracılı görüşmelerden sonuç alınmaz diyoruz. Görüşmelerin gerçekleri kaale almasını istiyoruz. Önkoşulsuz başlatılan aracılı görüşmelerde önümüze konmuş olan koşulları kabul etmiyoruz. Görüşmeye katılmamak da, görüşmelere sağlıklı bir şekilde başlayabilmek için bir pazarlık pozisyonudur. Ulusal davalarda görüşme masasına oturmak kadar oturmamak da geçerli bir yöntemdir. İnsan, görüşmelerin kendisini uçurumun kenarına getirdiğini gördüğü halde, sağdan soldan ‘aferin' alsın diye görüşmeye devam etmez.’’

X