Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zeynep Atikkan: Kimbilir Avrupalıymışız!

Zeynep ATİKKAN

Ne kadar yakınmış Türkiye Avrupa'ya. Refleksler ne kadar Avrupalaşmış, siyaset yapma biçimi ne kadar Avrupai olmuş.

Eline çantasını alıp Ankara'ya gelen Avrupalı dışişleri bakanlarının sırıtarak ‘Türkiye’nin AB üyeliğine ehliyeti diğer aday ülkelerle aynı şartlar içinde teyid edilmiştir' türünden teselli mesajlarına filan da gerek yokmuş.

Avrupa mı Türkiyeleşmiş yoksa Türkiye mi Avrupalılaşmış?

Bu beraberliği engelleyen hiçbir doku uyuşmazlığı olmadığı ortaya çıkıyor. Avrupa'yı, bir Hıristiyan dünyası sınırları içine oturtmaya çalışan Jacques Delors ve Kohl gibilerin çabalarını anlamsız kılarak.

Nedeni ise çok açık.

Geçenlerde Avrupa Birliği'nin yönetim kadrosu, yolsuzluk, uğursuzluk, adam kayırma, nüfuz ticareti, eşine dostuna iş sağlama gibi ‘ufak tefek’ işlerden istifa ediverdi! Ve de görüldü ki ortada iyi ahlak derneği yöneticileri gibi dolaşan Avrupalılar ile epey ortak yönümüz varmış.

Yani insan hakları, demokrasi konularında Kopenhag kriterlerine uymadığı varsayılan Türkiye, yönetim anlayışında Brüksel kriterlerini yakalamış. Hatta sıkı bir uyum bile sağlanmış. Uyum yasalarına filan ihtiyaç duymadan.

Bilindiği gibi, Fransa'nın eski başbakanlarından bayan Edith Cresson Brüksel'de AB Komisyonu üyeliğini sürdürürken dişçisini Komisyon'a alıvermiş.

Bizim de milletvekili adaylarımız arasında, genel başkan eşlerinin dişçi, ahçı, avukatları vs. bulunuyor. Oradaki Fransız dişçi, bizim ki Türk. Ortak yönleri yalakalıktan avantaya konmak. Ortak Pazar kriterlerine uyum sağlamak.

Fransa'nın eski kültür bakanlarından Jacques Lang, karısını danışman olarak kullanmış.

1982-88 yılları arasında Chirac, Paris Belediye Başkanlığı görevini sürdürürken üç yüz kişiye açıktan maaş ödemiş, vs. Ve daha yüzlerce örnek.

Yani Avrupa'yı yakaladığımız noktaların küçük örnekleri bunlar.

Bilindiği gibi, eşe dosta iş bulma, yakınına avanta sağlama gibi uygulamalar epey eskiye dayanır. Çok da doğal karşılanır.

Ancak görülüyor ki şu ‘dişçi’ olayı ciddi bir yükselen değer. Özellikle de porselen diş merakı yayıldığından beri. Bu da televizyonlarda porselen dişle sırıtmanın reyting sağladığı düşüncesine bağlanmalı.

Önümüzdeki seçimlerde yüz çeken estetik cerrahlar listelerde hak ettikleri yeri bulacaklardır!

Edith Cresson, Avrupa Komisyonu'nda dişçisine iş bulup sonra da suçüstü yakalanınca ‘Ne var yani’ demiş, ‘Tanımadığımız insanlarla mı çalışmak zorundayız’! Bu üslubu da tanırız biz.

Bu olay karşısında Fransız kamuoyunun tepkisine gelince. İngiliz Economist Dergisi'nin haberine göre, Fransızlar Edith Cresson'un yanlış bir iş yaptığını düşünmüyorlarmış.

Avrupai reflekslere sahip olduğumuz için biz de eşi dostu işe alanları pek doğal görürüz. Hatta hoşgörü sınırlarımız, birbirini aklayan merkez sağ liderleri görmezlikten gelmeye kadar genişler.

‘Canım bu işlerin vakti mi şimdi’ diyerek.

Çeteye banka satarken yakalanan ANAP'ı düşürdü diye pekçok kişinin CHP'ye kızması gibi. Çünkü kimilerinin işleri tıkırındaydı. Çarklar dönüyordu.

Görüldüğü gibi dişçiye iş bulmada, eşe dosta avanta sağlamada, suçüstü yakalanınca, ‘ne var bunda’ diye efelenmede Batı standartlarıyla pekala uyumluyuz.

Toprağı bol olsun, Mitterrand ‘Suçu kabullenme ve istifa etme’ dermiş. Siyasi kültürümüz de zaten çoktan entegre olmuş bu mantığa!



X