Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zeynep Atikkan: CHP tanımları

Zeynep ATİKKAN

KURULTAY hazırlıkları ‘‘CHP'sel hizip yasalarıyla’’ doludizgin sürüyor.

Kongre kazanıp gelecek seçimlerde ‘‘barajı birkaç puan aşmak için yapılan hesapların’’ yansımaları bunlar. Kendisini Cumhuriyet'le özdeşleştiren bir partinin ufkunu, ‘‘barajın bir puan üstünü aşma’’ yatırımları şekillendiriyor.

Gerçi Türkiye'deki pek çok siyasi parti, ayakta kalmak için bütün hayati fonksiyonlarını ‘‘barajın kutsal yüzde on’’una endeksliyor. Çünkü sol ‘‘sorunlu’’, sağ ise büyük oranda ‘‘sabıkalı’’.

Bu durumda yüzde onu aşmak başarıyı tanımlıyor.

Mükemmelin ölçüsü yüzde on ikiler filan.

Yüzde on beşle zıplanıyor.

Yirmiler ise ‘‘ulaşılmaz’’ı simgeliyor.

Seçimlerde ehveni şer ‘‘bilgeliği’’ ile verilen oyların Türk siyasetine kazandırdığı tablo bu. Aynı ehveni şerci mantık şimdi ‘‘Bu yüzde onlar kulübüne neden CHP de dahil olmasın. O zaman laiklik güvence altında olur’’ diyor. Yani amaç, kurultaydan CHP'yi yüzde onlar kulübüne taşıyacak bir ekip çıkarmak! Ve de laikliği, CHP'nin yüzde onluk başarısıyla korumak!

Bilinen isimler, bilinen temalar ve de CHP'sel taktiklerden daha fazlasını beklemek de mümkün değil zaten.

* * *

Kimse CHP'nin ‘‘yeni CHP’’ filan olmasını beklemiyordu. Zaten İngiliz İşçi Partisi de kendine seçim kazandıran ‘‘yeni Labour’’ kavramından bugün kurtulmaya çalışıyor.

İspanya ve İtalya'da sol ciddi krizde. Birçok ülkede sol ‘‘mevcut olanı’’ suni teneffüsle yaşatmaya çabalıyor. Fransa'da Jospin hükümeti sürekli bir arayış içinde. Jospin, ‘‘Piyasa ekonomisine değil, piyasa toplumuna karşıyım’’ diyor, ama yeni sosyal politikaların dizaynını yapmakta zorlanıyor.

Eğitim, sağlık, yeni ekonomiye uyum, dışlanmışların kazanılması gibi temel konularda sol ‘‘yeni projeler’’ üretebilmiş değil.

Avrupa solu, çalışma şartlarını iyileştirip eşitlik fikrinin takipçisi olarak 20. yüzyılı şekillendirmişti.

Bu misyon geçtiğimiz yüzyılda sona ermedi. Bugün teknolojideki büyük hamlelere rağmen gelir dağılımı bozukluğu, insani değerleri yok ederek büyük toplumsal yaralar açmakta. En zengin ülkeler bile ‘‘dışlanmışlarıyla’’ anılıyorlar artık.

Kapitalizmin bir yorumu da yolsuzlukların meşruiyet kazanması olabiliyor.

Bu koşullarda solun elle tutulur çözümler üretememesi toplumlara çok pahalıya mal oluyor.

* * *

Dünya solunun zaafı tabii ki CHP'nin çıkmazını izah etmez. Çünkü kendisini sosyal demokrat diye tanımlayan bu partinin kendi yapısal sorunları çok daha ön planda.

CHP öncelikle kendi kimliğini tanımlamak gibi bir varoluş meselesi ile karşı karşıya. Bu, işin siyasi ve entelektüel boyutu. Nedense bu noktanın üzerinde fazla durulmuyor.

Şimdi çeşitli kanallardan ‘‘ideal CHP’’ tanımları yapılıyor. ‘‘Hizipçiliği bıraksın siyasete dönsün’’ davetiyeleri çıkartılıyor. İlkeleri ve temaları tartışmayan, toplumların hastalığı bu. Boğazına kadar yolsuzluğa batmış partileri bile anlaşılmaz bir ısrarcılıkla koruma altında tutan istikrarcıların şimdi de biraz CHP'ye ihtiyaçları var. Hamama girip hizipçilikten kurtulma kesesi yaptırmış CHP'ye.

İnsan günlük hayatta da siyasette de ancak bildiğini yapar: CHP'nin siyasi kültüre en büyük armağanı hizipçilik değil mi?

CHP yolsuzluğa karışmış bir hükümeti düşürerek ‘‘çağdaş bir siyasi parti’’ görünümü sergiler gibi olmuştu. Bunun bile arkasında duramadı.

‘‘Yolsuzlukla yaşanmalı’’ lobisinin yaygarası karşısında sindi. Neredeyse özür dileyecek hale geldi.

Şimdi yolsuzlukları örtme koşuluyla siyaset sahnesine çıkıp ‘‘laiklik’’i koruyacak! Bunun da adı ‘‘sol’’ olacak.

X