Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zeynep Atikkan: Burası nasıl bir yer?

Zeynep ATİKKAN

DEMEK ki bu ülkede isteyen istediği yeraltı örgütünü kurabilir. Rejimi tehdit edebilir. Bu örgüte istediği miktarda kaynak aktarabilir.

Örgüt doğrudan destek görür. Ya da sadece kalben desteklenir.

İsteyen yeraltındaki mafyayla gemisini yürütür. İsteyen yeraltındaki dinci örgütle!

Örgütlenme otuz yıl gibi hiç azımsanmayacak bir süreye yayılabilir.

Papyonlu 60 gazetecinin papyonsuzlara ve de biz kadınlar gibi papyon gerilimi ve kompleksi olmayanlara (şükürler olsun) aktardıkları 30 Ağustos brifinginden ben bu sonucu çıkarıyorum.

Burası nasıl bir ülkeyse?

Demek ki ‘‘akıllılar’’ ve ‘‘becerikliler’’ istedikleri yeraltı örgütünü kurup rejimi dinamitleyebiliyorlar. ‘‘Hasıraltı’’ geleneğinin toplumsal bir konsensüsle sineye çekildiği bu düzenin efendileri, en mafya tipi örgütlenmeden vergi kaçakçılığına kadar uzanan geniş spekturumlu alanda üslenenler.

Diğerleri ise süzülmüş birer keriz!

Şimdi sayfa sayfa haberler yayınlanıyor.

Fethullah Gülen'in yurtdışında yaklaşık 40 ülkede 300 eğitim kurumu varmış. Türkiye'de ise 500'ün üzerinde!

Bunlar bağışlarla filan kurulmuş. Ve de okullarda laiklik karşıtı eğitim veriliyormuş vs. Bu eğitim kurumlarını ne övecek ne de yerecek bilgiye sahibim. Bu kurumların nasıl finanse edildiği konusunu hep merak ettim. İlke olarak her kuruma ve kişiye yönelik bir soru olmalı bu!

Dershanelerin ciddi nakit akışı sağladığı bir gerçek, ancak bu kaynak Fethullah Gülen'in eğitim imparatorluğunun finansmanını sağlamaya yeterli mi?

Bu endişe dile getirilince ‘‘hayırseverlerin bağışları’’ gibi yanıtlar ortaya atılıyor. Bu yanıta karşılık ‘‘Peki bu hayırseverler ne kadar vergi veriyorlar’’ sorusu nedense gündeme gelmiyor. Mali şeffaflık bir ‘‘toplumsal değer’’ olarak sahiplenilmediği sürece bu soruların dinamiği de gelişmiyor.

Çünkü böyle bir sorunun ‘‘hayırsever laik’’lerin vergi durumlarını ortaya dökmesi de söz konusu.

Laik veya laiklik karşıtlarını bünyesinde barındıran ‘‘kayıtdışılığın o kutsal dengesinin’’ gerçekleri bunlar.

Kayıtdışılığın bir kalkınma modeli olarak dinamizm adına savunulduğu bir ülkede, Fethullah Hoca'yı kim finanse ediyor, sorusunu soracak babayiğit var mı?

Yeraltı zaten yerüstü ile irtibatlı.

Dinci, laik, rejim düşmanı ya mafyacı ya da Kürtçü. Bu irtibat meşruiyetini, ‘‘bulanık sudaki denge nedeniyle bana hesap sorulamaz’’, dolayısıyla ‘‘ben de hesap vermem’’ gerçeğinden alıyor!

Bu ülkede servetinin kaynağını açıklayamamış bir parti liderinden hesap sorulmadı.

Yeraltına banka satarken yakalanan bir başbakan, deneyimli devlet adamı kotasından hükümete davet edildi.

İşadamının vergi kaçırmasını ‘‘dinamizmin marifeti’’ diye sunan bir tür bilimsellik bile türedi ve yaşayabildi!

Susurlukçular'ın neleri, kimleri, nasıl, hangi amaçla finanse ettikleri belli olmadı. Kayıtdışının Susurluk cephesini zaten kurcalamaya kimsenin gücü yetmedi.

Banka hortumcusu, kayıtdışının başaktörlerinden birisinin, başlaik Baba'sıyla çektirdiği fotoğraf hálá belleklerde.

Kim neyi, nereden buluyor Allah aşkına?

Kim kimi finanse ediyor?

Kim ne kadar rüşvet veriyor?

Hangi gelişmiş ülkede, iş dünyası bu kadar arsızca vergisizliği savunabiliyor?

Kayıtdışıyla bu kadar kolaylıkla ittifak kurulabilen bir düzende ne Gülen'den ne de laik Gülen'lerden hesap sorulur!

Prensiplerden uzaklaşmanın ağır bedelidir bu! İş arapsaçına döner. Devlet, ordu, halk her şey birbirine karışır. Açığı olanlar mazlumlaşır!

İlkesiz mücadele olmaz çünkü!

X