"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Zeki Demirkubuz büyük yönetmen ama...

24 EKİM cumartesi İstanbul’dayım.<br><br>Nergis Öztürk ile röportajım vardı.

Zeki Demirkubuz’un “Kıskanmak” filminin Altın Portakal’lı başrol oyunucusu.


Röportaja bir saat kala, baktım Nâlân (Apa) arıyor.


Hayattaki en yakın arkadaşım.


“Alööö?”
dedim, en sevimli halimle.


Baktım bir sessizlik.


“Nalan?”


Sadece iki kelime...


“Ayşe yetiş!”


“Ne oldu?”
dedim panik içinde...


“Annem”
dedi.


“Ambulans... Ambulans çağırdın mı?”


“Evet.”


“Nerdesin?


“Akatlar’da bizim evin önünde...”


“Hemen geliyorum.”


*


Evden nasıl fırladığımı, Abdi İpekçi’den nasıl bir taksi çevirip Akatlar’a gittiğimi hatırlamıyorum bile...


İkimiz de 40’ız...


Annelerimiz babalarımız için endişeleneceğimiz yaşlar...


İkimiz de ard arda babalarımızı kaybettik zaten...


“Allah’ım bir acı daha yaşatma!”
diye diye oraya vardım, ambulans da aynı anda geldi, Ayten Teyze’yi sağlık görevlileri hemen sedyeye yatırdılar.


Soruyorlar “Nesi var?” diye...


Diyabeti var, tansiyonu var, kalp sorunları var, yaşı var, kilosu var, nefes darlığı var...


Nesi yok ki...


Nâlân
ve ben önde, arkada Ayten Teyze, Memorial’ın yolunu tuttuk...


Şimdi burada duralım.


*
 


Böyle bir anda...


Önemli bir sağlık meselesi söz konusuyken...


İnsan iş- miş düşünebilir mi?


Tabii ki düşünemez.


Ben o gün röportaj filan yapmadım, yapamadım.


Ama en azından haber verdik.


Röportaja bir saat kala, bizim gazeteden Damla, Nergis Öztürk’ün basın danışmanını arıyor, olayı anlatıyor, özür diliyor ve röportaj, ileri bir tarihe atılıyor.


*


Ama bakın geçtiğimiz pazar, Milliyet Gazetesi’ne röportaj veren Zeki Demirkubuz ne söylüyor?


“...Ayşe Arman’dan, Nergis Öztürk’le röportaj yapmak için teklif geliyor. Bu işi koordine eden arkadaş Nergis’i alıp Ayşe’nin evine gidiyor. Randevu saatinde Ayşe Hanım telefona çıkmıyor, asistanı Dubai’ye gittiğini söylüyor. Şimdi bu, günümüzde hiçbir ahlaki yanı olmayan medya rekabetinin ürettiği sahte iktidarların bir sonucu. Van Üniversitesi’ne gidip 50 tane çocukla röportaj yaparım ama mesela Ayşe Arman benimle röportaj yapamaz artık...”<ı>


Bu ne demek?


Bu kadın kibirli, boktan bir kadın demek...


Söz verir, sözünde durmaz, canı ister, röportaj yapmaz demek...


Daha bir sürü şey demek...


Benim hakkımda her şeyi söyleyebilirsiniz ama kibirli diyenin, alnını karışlarım, çünkü doğru değil, işimi de hakkıyla adam gibi yapıyorum, laf filan da söyletmem.


Bir de bunları herhangi biri değil, Zeki Demirkubuz söylüyor...


Benim önemsediğim biri...


Bütün varlığını, namuslu olmak üzerine kuruyor, ondan sonra, dahil bile olmadığı bir olay hakkında ahkam kesiyor...


Doğru olmayan şeyleri söylüyor...


Sonra da adalet duygusundan söz ediyor!


*


Önce röportajı yapan Asu Maro’yu aradım.


Bir kere daha anladım, kadın gazeteciler birbirini sevmiyor.


Anlattım, “Böyle böyle” dedim.


“Aaa çok fena, üzüldüm”
filan demesini bekliyorum.


Baktım, hiç oralı değil.


“Valla, hayatımda hiç bu kadar haklı olmadım! Üzgünüm ve ‘Size ayıp olmuş’ demenizi bekliyorum”
dedim.


Zorla söyledi...


Ama ekledi: “Anlattıklarınız doğruysa tabii...”


Bir de yalan söyleme ihtimalim var ya!


“Sizin sözlerinize karşı Zeki Demirbukuz’unkiler”
dedi.


“Ama o olaya dahil bile değil”
dedim, “Hakkımda önyargılı...”


“Ben bilemem”
dedi.


Neyse, kapattık telefonu.


Nergis Öztürk
’ü aradım.


“Ben zaten önemsememiştim, olur böyle şeyler, ben buradan bakmıyorum hayata”
gibi şeyler söyledi.

 

*


Hızımı alamadım, Zeki Demirkubuz’u da aradım.


“O olay öyle olmadı, böyle oldu”
dedim.


Dinledi, dinledi...


Epey sonra...


Biraz da benim zorumla...


“Bana arkadaşlar farklı nakletti. Eğer anlattığınız gibiyse, sizden özür bile dilerim”
dedi, “3 saat konuştuk, sizinle ilgili bölümü öne çıkarmışlar...”


Ben hemen yelkenleri suya indirdim.


“Sizi sadece bir şekilde affederim: Bana da röportaj verin!”


Aslında muziplik olsun, iş yumuşasın diye söyledim...


Ne derse beğenirsiniz?


“Ayşe Hanım, ne yazık ki bu mümkün değil!”


Kendi referans grubu, “O kadına neden röportaj verdin!” diyecek ya...


Ben tabii, “Belli mi olur, bir gün belki...” gibi daha kıvrak bir yanıt beklerdim.


Neyse, ben yine de filmlerini seviyorum, onun büyük bir yönetmen olduğunu düşünüyorum.


Ama telefonu kapatırken, ne yalan söyleyeyim içimden geçirdim:


“Gizli kibir işte bu... Beni kibirli olmakla suçlayanların hepsi benden daha kibirli!”

X