Spor Haberleri

« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Zamana yenik düşenler...

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
Devrim SAĞIROĞLU

Masanın başındaki adam, gelen fotoğrafları inceliyor, haberlere bakıyor, eldeki malzemeye göre sayfaya şekil veriyordu.. Bir odanın içinde 3-5 kişiydiler.. Spor sayfasını çizen sekreterin adı, Abdi İpekçi idi..

Türk basın tarihine imzasını altın harflerle atan gazeteci, işe spor sayfası mizanpajından başlamıştı. O dönemlerde, spor yazarlığı çok itibarlı meslekti. 1970 yılında Milliyet gazetesinde mesleğe adım attığım zaman, Namık Sevik, Kahraman Bapçum, Gündüz Kılıç, Şükrü Gülesin'lerin yanına, heyecandan ellerim titreyerek girerdim. Gazetede ilk imzam çıktığında inanamamış, haberimi evde belki 25 defa okumuştum.

O yıllarda genç bir gazetecinin gazetede imzasının çıkması, çok önemli olaydı. Vazgeçtik futbol kritiğinden, maç yazmak dahi mümkün değildi. Bir büyük maçın soyunma odasını sayfaya aktarabilmek için, Özer Yelçe, Reha Erus, Teoman Güray, İlker Ateş, Ahmet Güven ve ben, istihbarat şefimiz Nezih Alkış'ın etrafında dört döner, bizi hatırlaması amacıyla en az 10 kez ‘‘günaydın şef’’ derdik. Önündeki deftere kimin adını yazarsa, o kişi sevinçten uçar, diğer arkadaşlarına tepeden bakardı. Bir gün Özer Yelçe, ilk 15 dakikadan film almak niyetiyle İnönü Stadı'na gitmiş, Kahraman Bapçum rahatsızlanıp gelmeyince, Beşiktaş-Fenerbahçe maçını yazmıştı. Ne kıskanmıştık Özer'i ama.. ‘‘Film almaya neden biz gitmedik’’ diye, dizlerimizi çok dövmüştük..

O zaman, maçları Kahraman Bapçum yazardı.. Bu işin en iyisiydi.. ‘‘Birşeyler kapabilmek umuduyla’’ lezzetli yazılarını sindire sindire okur, satırlarını adeta ezberlerdik..

<ı>Nereden nereye

Geçtiğimiz hafta TV'de Savaş Ay'ın ‘‘A Takımı’’ programını içim burkularak izlerken, nerelerden nerelere geldiğimizin, Abdi İpekçi'lerin çizgisinden ne denli uzaklaştığımızın, acı örneklerini gördüm. Tartışmayı, birbirlerine bağırma seviyesine taşıyanlar.. ‘‘En büyük benim’’ diyerek, kendini methedenler.. İçeride başka, dışarıda başka konuşanlar.. Kişilik hakları üzerindeki yorumlarında çifte standart uygulayıp, eyyamcılık yapanlar.. Hepsi oradaydı.. İçlerinde, az sayıda tutarlı olan da vardı. Ancak bu, görüntüyü kurtarmaya yetmedi.

Spor yazarlarının geleceğini tartışanlar, sahip çıkmadıkları bu konunun, iş işten geçmeden tam 11 yıl önce gazetelere, dergilere her gün yansıyacak biçimde malzeme olduğunu unutmuş görünüyorlardı.. Eş-dost eğlendirme, onları ağırlama amacı gütmeyen; öğretmeye, bilgilendirmeye yönelik gerçek seminerlerin sona erdirildiğini de... Peki, spor yazarlarının hakkını her türlü tehdide karşı koruyanlar, 450 mensubunun imzaladığı bildiriyi kaleme alan idealistler, bu tartışmada var mıydı? Programı yöneten kişi, bunları araştırmış mıydı? Araştırsaydı; bildiriye imza atmayanlar, atanları engellemeye çalışanları oraya çıkarmaz, haklarımızı savundurmazdı.. Eğitilmeye muhtaç olanları, eğitici rolüne soyundurmazdı.. Yazıları başkaları tarafından baştan aşağı düzeltilenlerin, ‘‘şunun yazısını yazdım-yazmadım’’ şeklindeki serzenişlerini ekrana yansıtmazdı.. Sonuçta kamuoyunun gözünde, mesleğimiz adına maalesef çok kötü puan aldık.

İnsan bunları görünce, şöyle bir geriye bakıyor ve eskilere dalıyor. Beş parasız ama, vicdan huzuruyla mutlu yaşadığı, cesur, atak yıllarını anımsıyor. Her an noktalayabileceği işine gitmek üzere kaldırımları arşınlarken, sözleri Murathan Mungan'a ait, çok sevdiği bir besteyi mırıldanıyor: ‘‘Yenik düşüyor herşey zamana / Biz büyüdük ve kirlendi Dünya!’’




Bunları da Beğenebilirsiniz