Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zaman geçiyor çocuklar büyüyor

TAM bir yıl oldu! Ankara Hürriyet’teki ilk yazımı daha dün gibi hatırlıyorum. Haydi gel yaz dediklerinde büyük bir gururla kabul etmiştim.

Bu haftaki yazı için bilgisayarımın başına oturdum ve bir farkettim ki, bu hafta yazımın yayınlanacağı tarih de 1 Mayıs... Aradan tam bir yıl geçmiş...
Zaman dedim de... Öyle hızla akıyor ki günler, aylar, hatta yıllar. Önce Oğul hızla büyüdü, kocaman bir delikanlı oldu. Genetik ya da Biomedikal Mühendisliği okumak için sınavlara hazırlanıyor. Şimdi de küçük Aliş! Ali sanki birkaç yıl önce doğdu, emekledi, yürüdü, okula başladı, okumayı öğrendi... Ve derken önümüzdeki ay ilkokul 3.sınıfı bitiriyor.
Bitirmeden önce de, geçen hafta bizi biraz korkuttu. Son dönemde “Başım ağrıyor, okula gitmesem olmaz mı?” lafını çok sık etmeye başlamıştı. Önce okula gitmeme taktiği sandım. Sonra baş ağrısına bir de baş dönmesi ve göz kararması da eklenince de “Eyvah” dedim, “Hakikaten bir şey var bu işin içinde.”
Hemen telefona sarılıp ablamı aradım. Ablam Ayşe, Gazi Üniversitesi’nde Patoloji Profesorü. “Hemen kap gel Ali’yi” dedi. Biz de aldık soluğu Gazi’de. Her ne kadar korkarak gitmiş olsak da, önce Çocuk Nörolojisti Prof. Dr. Kıvılcım Gücüyener, daha sonra da Göz Hastalıkları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Berati Hasanreisoğlu bizi çok rahatlattılar.

Alex’in gözlüğü

O bizim yaramaz Ali gitti, söz dinleyen, şikayetlerini tatlı tatlı anlatan, doktorlarını hiç ama hiç üzmeden muayene etmelerine izin veren bir paşa çocuk geldi yerine! Dediğim gibi başta çok korktuk ama sonra rahatladık. Sonuç: 1,5 miyop iki koca gri göz!
Aynı akşam istemeye istemeye taktığı gözlüğü ile geçtik televizyonun karşısına... Şans bu ya, gözlükleriyle Kıvanç Tatlıtuğ çıkmaz mı bir anda ekrana! Biz Oğul ile gözlüklerin ona ne kadar yakıştığını, ancak Kıvanç’ı göstererek ikna edebildik!
Bugün de Fenerbahçe-İstanbul BB maçı için Ali ile Şükrü Saraçoğlu’ndayız. Bizimki için maç bahane, gözlüklerini, son dönemde kendi gibi gözlük takan Alex’e göstermeye geldi!
Şaka bir tarafa sağlık ne kadar önemli. Çarşamba sabahı beni hakikaten çok üzen bir haber ile güne başladım... Arman Kırım’ın vefat haberi ile...

Rahat uyu Arman Hocam!

Onu tam 22 yıl önce tanıdım. ODTÜ İşletme’de hocam olmuştu. Karizması, giyimi, etkileyici konuşması ile bütün kızları kendine hayran bırakan genç bir profesördü bizim için. Mezun olduktan ve aradan yıllar geçtikten sonra, zaman zaman birlikte katıldığımız panel ve konferanslarda zaman zaman da bir kahve eşliğinde yaptığımız yemek üzerine sohbetlerde onu daha iyi tanıma fırsatı buldum.
Biliyorsunuz, Arman Hoca Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesinde Modern Türk Mutfağı üzerine yazılar yazıyordu. En az ekonomi kadar gastronomiden de anlıyordu bana göre. Beyefendiliğinin yanı sıra çok romantik bir aşık, karizmasının yanı sıra sonsuz sevgisi ile çocuklarını kucaklayan bir baba... Tabii ki ekonomi bilgisi tartışılmaz ama lanet hastalığa tutulduğu günden beri hayata dört elle sarılması, ikinci baharını yaşadığı eşine olan aşkı, kızına olan sevgisi... Onu benim için daha da değerli kılan bu özellikleriydi.
Hatta son verdiği ropörtajda, Ayşe Arman’a söylediği geliyor gözümün önüne:
“Büyütmem gereken bir kızım var, şalteri nasıl kapayabilirim?”

143 gün gemi seyahati

Koşa koşa gittim cenazesine. İstanbul’da Cuma trafiği, zor yetiştim Teşvikiye Camii’ne. İş dünyası, basın mensupları, ODTÜ’lüler, dostları... İnanılmaz kalabalık bir törendi. Ne çok seveni varmış, ne kadar arkasından üzüleni...
Düşündüm sonra, çok değerli birini verdik toprağa. Bazı hastalıklar adam seçmez derler ya, onunki de öyle. Kanser işte... Ne profesör dinliyor, ne başarı... Gelince geliyor ölüm. Ropörtajında vasiyetinizi hazırladınız mı sorusuna, alaycı cevabını unutmuyorum:
“Dur be Ayşe, daha bir yere gittiğimiz yok!”
Ama durmuyor işte ölüm, alıp götürüyor insanı sevdiklerinden. Bize sadece Tanrı’nın verdiklerini kabullenmek ve sabretmek düşüyor. Geriye ise, sadece gidenlerden kalan anılar oluyor elimizde.
Sohbetlerimizde defalarca ailece çıktıkları uzun gemi seyahatlerinden bahsederdi. 143 gün gemi seyahati yapmışlar son yıllarda hep birlikte. Hatta bu haziranda da Alaska planları yapıyordu. Ama bu sefer siz yalnız çıktınız hocam. Yahya Kemal’in de söylediği gibi meçhule giden bir gemi kalktı bu limandan. Arkanızdan el sallarken kitaplarınızla, yazılarınızla, ışığınızla bizleri uzun yıllar aydınlatacağınızdan eminim.

X