Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zaferler ayı ağustos

<B>HER</B> milletin tarihinde önemli günler, haftalar ve aylar vardır. Tarihi şeref ve şanla, kahramanlık ve zaferlerle dolu aziz milletimizin anılmaya ve kutlamaya değer sayısız gün ve aylarının yanında bir ay vardır ki bu, kahramanlıkların destanlaştığı, bizi biz yapan, bizi tarih yapan zaferlerimizin ayı ağustostur.

Türklerin Anadolu'daki tarihlerini çok yakından ilgilendiren iki büyük askeri olay, ağustos ayında meydana gelmiştir. Birincisi Anadolu'nun İslamiyet'le şereflenmesini ve Türklere anayurt olmasını sağlayan 1071 Malazgirt Zaferi, ikincisi ise bundan dokuz asır sonra, koyu bir haçlı ve müstemlekecilik zihniyetiyle Anadolu'yu ele geçirmek isteyen düşmanların Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın Büyük Taarruz emri ile (26 Ağustos-30 Ağustos) kesin bir yenilgiye uğratılarak ülkemizden kovulmalarıdır. Her iki olay da haklı bir sevinç ve mutlulukla, coşku ile kutlanmaktadır.

* * *

Dokuzuncu miladi asırda büyük kitleler ve kabileler halinde İslam'ı kabul eden Türkler, zayıflamaya yüz tutan Abbasi Halifeliği'nin en hassas askeri görevlerini ihraz (elde etmek) etmişlerdir. Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kenti bu amaçla, askeri bir garnizon kenti olarak kurulmuştu. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, İslam dünyasınca yeni bir kurtarıcı olarak karşılanmıştı. Selçuklu Sultanı Alparslan, Malazgirt Zaferi ile Anadolu'nun kapılarını Türklere açarken, bir yandan da başvezir Nizamülmülk aracılığı ile ülkede geniş bir eğitim seferberliği başlatmış, Nizamiye medreselerini kurdurarak eğitimi bir kamu hizmeti olarak müesseseleştirmiştir. Anadolu'nun coğrafyadan vatana dönüşmesi, Sultan Alparslan'ın Malazgirt zaferi ile başlamış ve bu süreç yaklaşık üç asır devam etmiştir.

Aradan geçen dokuz asra yakın bir zamanda Anadolu'da Büyük Selçuklu Devleti'nin bir uzantısı olan ‘‘Anadolu Selçukluları’’ kurulmuş, Moğol istilası, Haçlı Seferleri ve iç isyanlar sonucu yıkılan bu devleti, Bizans'a yakın bir yerde ‘‘uç beyi’’ olarak görev yapan Osmanlı Beyliği'nin gelişerek kurduğu ‘‘Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’’ izlemiştir. ‘‘Din ü Devlet-Mülk ü Millet’’ idealinin bütünleştiği bu devlet, dünyanın en büyük ve kudretli devletlerinden biriydi. İslam dünyasının büyük bir bölümü de bu devletin sınırları veya kontrolü altında idi.

Payitaht ve Dersaadet olarak da isimlendirilen İstanbul, bütün Türk-İslam dünyasının gözbebeği ve güvencesiydi. Ancak çeşitli iç ve dış sebepler yanında, Batılı ülkelerce hazırlanan planlar sonucunda, önce bölünmeye ve sonra yıkılmaya mahkûm edilen Devlet-i Aliyye, en bunalımlı döneminde 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa'nın Üçüncü Ordu Müfettişi olarak Samsun'a çıkışıyla birlikte yeni bir ümide kavuştu. Anadolu'daki din bilginleri ve müderrislerin büyük bir çoğunluğu onun ve Heyet-i Temsiliyye'nin etrafında birleştiler. Ona maddi ve manevi destek sağladılar. 27 Aralık 1919'da Heyet-i Temsiliyye ile birlikte Ankara'ya gelen M.Kemal Paşa'yı, burada başta Müftü Rifat (Börekçi) Hoca ile birlikte din bilginleri ve çeşitli toplulukların önderleri coşkun bir törenle karşıladılar. Karşılamada seğmen alayı düzenlendi. 23 Nisan 1920'de kurulan Büyük Millet Meclisi, İstanbul'dan ve Anadolu'dan gelen bilginlerle ve münevverlerle ayrı bir manevi ortam yaşadı.

* * *

Olağanüstü bir kurucu meclis niteliğinde olan bu meclis bütün mahrumiyetlere rağmen üç yıl içinde vatanın istiklali için bütün himmet ve gayreti gösterdi. İslam dünyasının şuurlu aydınları Türk Kurtuluş Savaşı'na destek oldular. Milli şairimiz Mehmed Akif, bu mecliste mebus olarak bulundu ve İstiklal Marşı'nı yazma şerefi ona nasip oldu. 1921 yılında kazanılan Sakarya Meydan Savaşı'ndan sonra kendisine Müşir (Mareşal) ve ‘‘Gazi’’ unvanı verilen Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, ordularını ve milleti Büyük Taarruz'a bu manevi atmosfer içinde hazırladı.

Bir ağustos ayında, yurdumuzu coğrafyadan vatana dönüştüren kahramanları rahmet, minnet ve saygı ile anıyoruz.

SORALIM ÖĞRENELİM

Seferi halde namaz cem edilebilir mi, yani birleştirilebilir mi? Nasıl cem yapılır?

Ömer Mustafaoğlu/ANKARA

Yolculukta namazlar birleştirilir. Bu bizim için bir kolaylıktır. Cem iki şekilde yapılabilir. Öğle vaktinde öğle namazıyla ikindiyi, akşam vaktinde akşam ile yatsıyı veya ikindi vaktinde öğle ile ikindiyi, yatsı vaktinde akşam ile yatsıyı birleştirerek namazınızı kılabilirsiniz.

Ben namazda rüku ve secde yapamıyorum, ancak ayakta durabiliyorum. İmam rüku ve secdeye gittiğinde ben oturuyorum, yaptığım doğru mu?

Zuhuri Yılmaz/ANKARA

Rüku ve secde yapmaya gücü yetmeyen, oturarak ima ile, yani başı ile işaret edip namazını kılabilir. Ayakta durmasına gerek yoktur.

Boy abdesti aldıktan sonra namaz kılmak için tekrar abdest almama gerek var mı?

Yusuf Yılmaz/AMASYA

Boy abdestinde zaten bütün abdest organlarımız yıkandığına göre namaz için ayrıca abdest almaya gerek yoktur.

Ben özürlüyüm, devamlı kanamam olmaktadır. Her namazda abdestimi yenilemem gerekir mi?

Fatma Şimşek/ALMANYA

Özrünüz bütün namaz vakitlerini kaplıyorsa, her vakit için abdest alıp namazınızı öyle kılabilirsiniz.

Sabah namazını zaman zaman kuşluk vaktinde kılıyorum. Kaza diyenler, kaza değil diyenler var, nasıl niyet edeyim?

Haluk Yurtsever/TEKİRDAĞ

İkinci bir vakit girmediği için kaza diye niyet etmeye gerek yoktur. Fakat kaza diye niyet edilirse de bir mahzuru yoktur. Çünkü kaza ve eda birbirlerinin yerine kullanılabilir.
X