Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Zafer Çağlayan’ın "kümelenme" modeli

AKP’nin Ankara 2. Bölge Milletvekili adayı Zafer Çağlayan, birbuçuk aylık seçim çalışmasının sonuçlarını değerlendirmek üzere dün gazetecilerle biraraya geldi.

Çağlayan, Ankara’nın 1 milyon 300 bin seçmeninin oy kullanacağı ikinci bölgedeki seçim sonuç tahmini sorulduğunda AKP’nin yüzde 55 oy alacağını söylüyor ama "Gösterilen ilgi ve diyaloglar sadece iltifattan teveccühten ibaret değilse tabii" diye eklemeyi de ihmal etmiyor.

Çağlayan’ın sohbet toplantısında aktardığı ve Ankara adına önemsediğimiz bazı notları paylaşalım:

Hıdırlıktepe’ye bugüne kadar hiçbir siyasetçi gitmemiş.

Seçim sonuçları ne olursa olsun ASO’ya geri dönmeyecek.

İkinci Bölgedeki bir ilçede (adını vermiyor) yanyana dört oto elektrikçisi ve tümünü de sinek avlarken gördüğünde, "Artık Türkiye zengin bir ülke. Otomobil firmaları üç-dört yıl servis garantisi veriyor. Kimse de arabasını eskisi gibi tamire getirmiyor. Bunun yerine birleşin, bir servis olun" diyor. Çağlayan "kümelenme modeli" olarak aktardığı bu önerisini "Bir artı bir iki değil oniki yapıyor" diye açıklıyor.

Altındağ’da Yunus Emre İş Merkezi’ndeki bir genç kız kendisine "Özelleştirmelerle sattınız ülkeyi" dediğinde, "Apartmanınızda bir İngiliz kiracı gelse, dönmek istediğinde daireyi yanında mı yoksa kargo aracılığıyla mı götürecek?" diye ikna ediyor. Genç kıza diyalogun başında "Seni ikna edersem AKP’ye oyunu verir misin?" diye söz alan Çağlayan, kolay olduğunu ve oyu kazandığını söylüyor.

Ancak benzer çaba, gazeteciler arasında aynı ikna edicilikte görünmüyor. . Basın mensuplarına hoşgeldiniz derken, şakayla karışık "Her öptüğümden bir oy istiyorum. Çok şey mi istiyorum?" dediğinde, Çağlayan arka arkaya yine gülümseme eşliğinde "Evet, çok şey istiyorsunuz" yanıtını alıyor.

Annelerimizin "kızlık" soyadı

Hangi birine yanarsınız? Telefonu açan kişinin, mekanik ezberi defalarca tekrarına mı, basit bir soruya yanıt alamayışınıza mı, annelerimizin medeni ve cinsel hayatının bu kadar uluorta ve mekanik bir biçimde sorgulanıyor olmasına mı, yoksa telefonu kapattığınızda sizi kuşatan harpten çıkmışsınız duygusuna mı?

Bankaların "çağrı merkezleri"nden sözediyorum.

"Güvenliğimiz" için görüşmeleri banda alınan çağrı merkezlerinden...

Aktaracağım hikaye, birkaç gün önce ek kredi kartının şifresini sormak üzere Ziraat Bankası’nın 444 00 00 telefonunu arayan bir arkadaşım ile telefonu açan memur arasında geçti. (Ben kulak misafiri oldum)

Telefonu açan, arkadaşıma annesinin kızlık soyadının ilk iki harfini sordu. Arkadaşım söyledi. Memur kontrol etti.

Memur daha sonra şubeden alacağı formu doldurduktan sonra annesinin kızlık soyadını da yazması gerektiğini söyledi.

Arkadaşım: "İlk iki harfi istediğinize göre, bu soyadının tamamı sizde var. Tekrar neden istiyorsunuz?" diye sordu

Memur: "Güncellemek için" yanıtını verdi.

Arkadaşım "İyi de benim annemin kızlık soyadı hiç değişmiyor ki?" diyerek hepimizi kahkahaya boğdu.

Memur buna karşılık "Olsun.Yapmak zorundasınız" demiş...

Oysa sorulan yalnızca bir şifreydi.

Bu talep telefonda karşılanamıyorsa, ezberlenmiş sekiz soru, hiçbir esnekliği olmayan mekanik yanıtlar ve berbat bir diyalogla güne kötü başlatmak yerine, şubeden bir form alıp doldurup fakslamasını söylemek yetmez miydi?

Sahi, "Çağrı merkezleri" hayatımızı ne kadar kolaylaştırıyor?

Ankara’nın suyuna bak

Mümtaz Turfan, 2001-2003 yıllarında DSİ Genel Müdürlüğü yaptı.

Her Ankaralı gibi o da Ankara’nın su sorunuyla yakından ilgileniyor. Ancak o ömrünü "su işleri"ne adadığı için,meseleye bizden biraz daha farklı bakıyor..

Turfan, iki büyük kentte susuzluk alarmıyla birlikte anılan küresel ısınmanın "geçen yıl başlayıp bu yıl şiddetlendiği" görüşü konusunda yetkilileri samimiyet testine davet ediyor.

Kısa sohbetimizde bunun nedenini sorduğumuzda, şu yanıtı veriyor:

"İklim değişikliği ve küresel ısınma binlerce yıla yayılır. Oysa sanki geçen yıl başladığı, bu yıl şiddetlendiği ve özellikle su sorunları yarattığı fikri topluma pompalanıyor. Bunun bir amacı var. Ama önce su projelerinin nasıl yapıldığını hatırlatmak gerekiyor. En sade proje için dahi en az on yıllık gözlem dönemi zorunludur. Daha sonra proje ve inşaat dönemleri gereklidir ki, bunlarla birlikte en sade su işi için gerekli süre 15-20 yıl civarındadır."

Turfan,
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin gündeminde olan Kızılırmak’tan su getirme projesi konusunda şu soruları yöneltiyor ve ilgililerle her platformda tartışmaya hazır olduğunu duyuruyor:

Kızılırmak’tan su getirme projesinin planlama raporu var mıdır?

DSİ’ce yapılan planlama raporlarında Kızılırmak projesi için olumlu bir görüş var mıdır? Yoksa, bu olumsuzlukların dayandığı (veya dayandıkları) teknik gerekçeler nelerdir?

Kızılırmak’tan içme suyu alarak proje yapmış bir başka belediye var mıdır?

Teknik mahzurlar ortadan kaldırılsa dahi, planlama raporlarında en ucuz seçenek Kızılırmak Projesi mi çıkmaktadır?

Daha önce defalarca raporlarda yer almış olan bu mahzurlar en son olarak AKP Afyonkarahisar milletvekili adayı DSİ eski genel müdürünce dahi tespit edilip ortaya atılmış olmasına rağmen Kızılırmak Projesi’ne devam etme gerekçesi var mıdır?

Baraj inşaatı yıllar önce bitirilmiş (Çamlıdere Barajı) Gerede Projesinin yapılmamasının makul bir sebebi var mıdır?

%7 Temmuz ayı baraj doluluk oranı ile şehre kısıntısız su vermenin sonuçları nedir?
X