"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Yüzde 51 milli irade ise yüzde 49 nedir

DOÇ. Dr. Ümit Kocasakal, İstanbul Barosu olarak Taksim Parkı’nın hukuki sonuçları tam bir hukuk adamı olarak iktidarın yaptığı yanlışları sergiledi.

Gazetecilerin ‘gözlerini açtı’, keşke siyasetçiler de kendisini dinleseydi.
Kocasakal’ın, böyle saygın bir kurumun başında olması, hukuk dünyası için bir şans... İktidarın kendisine düşman gibi bakmaması gerekiyor. Başbakan’ın ve iktidarın ‘hukuksuzluklarını’ sıralarken, “İnanılmaz bir bilgi kirliliği var ve ciddi kaygılar duyuyoruz” dedi. Baronun 1000 üyesi tarafından, yaşanan süreçte (yakalama ve sorgu ve mahkeme safhası) meslek görevi dışında sosyal sorumluluk olarak hizmet verdiklerini şöylerken, o kadar bilgi aktardı ki, kitap olur...
Zaten bu konuda “Günlerce konuşabilirim” dedi.
Bazı satırbaşları şöyle:
İstanbul Barosu,
mayısın son gününden iki gün öncesine kadar mağdurlar veya yakınları (danışma, yardım gibi) taleplerle 16 bin 791 kişi ile görüşme yapıldı.
Hükümet, siyasi iradeyi sandıkta görüyor. Demokrasilerde sandık zor şeydir; ama hiçbir şeydir de. Milli irade teorisi artık aşılmış bir teoridir. O zaman Hitler ve Mussoli karşımıza çıkar; zaten en çok onlar kullanmıştır bunu.
% 51 milli irade ise % 49 nedir? Prof. Naili Kubalı’nın bu konudaki görüşleri okunmalıdır. Milli irade konusu çok tehlikeli şeydir. O kadar hukukdışı işler oluyor ki, milli iradeye saygısızlık yapılıyor bir yerde. Bu size oy verenlere de saygısızlık edilmiş oluyor. Seçmen bir partinin kapıkulu, ‘askeri’ değildir. Bir seçmen bir dahaki seçimde iktidar partisine oy vermeyebilir; muhalefete vermiş olan da iktidar partisine...

BİBER GAZI DDT DEĞİLDİR

Yargı üzerine düşeni yapmalıdır. Bu mesajımın nereye gittiği bellidir.
Biber gazı, DDT değildir. İnsanlar haşere ve böcek konumuna düşürülmez. Biber gazı,
45 derece acıyla ve 120 metreden yakın sıkılmaz; kapalı yerlerde asla atılmaz. Bu gazın kullanılması batıda çok kısıtlıdır. Bizde kullanımla ilgili bir talimname var mıdır diye sormak isterim.
Gezi Parkı ile ilgili soruşturmanın, Ergenekon, Balyoz ve Oda TV gibi toplu davalara dönüştürülebileceği görülüyor. Bize gelen işaretler hiç iyi değildir. Çünkü her taşın altında ‘darbe’ aranıyor. Bir iktidarı beğenmemek, iktidarı devirmek anlamına gelmez.
Hukuk kavramları bir süredir eğilip bükülüyor. Atom bombasından daha büyük tehlike yaratır; etkisi büyük olur.
Türkiye kanun devleti olmaktan çıkıyor. Sosyal medya konusunda da şapkadan tavşanlar çıkarılıyor.
Polis, bir ‘milis gücü’ haline getiriliyor. Bir başbakan “Benim polisim” diyemez.
İslamiyet’te yalan var mı?
(Mağdurların, sonuç alma şansı var mı sorusuna) Bir kere şikâyetlerle tarihe not düşülmüş olur. Önerim sakın koz vermeyin, hukuki mücadele edin. Hukuksuz konuma düşmeyin.

Şimdi mi aklınıza geldi

İSTANBUL Büyükşehir Belediyesi’ni eleştirdik, Kadir Topbaş’a hatırlattık.
Niye vatandaşa saygı duymuyorsunuz, kandırıyorsunuz diye...
Vatandaşın gözü boyandı; hiçbir şey sorulmadı.
İstanbul dünyanın hiçbir kentinde olmadığı kadar yağmalandı.
Örnekler verdik; “Avrupa Yerel Yönetim Şartı’nda bir şey yapılırken vatandaşa sorulması gerekiyor” dedi.
Sadece vapurun modeli hangisi olsun, alınan otobüsleri hangi renge boyansın denilerek İstanbulluların gözü boyandı.
Berlin’de vatandaş suya yapılan zammı, Münih Havalimanının 3. pistini referandumla reddetti.
Şimdi ismini hatırlayamadığımız bir kentte on-onbeş ağacın bulunduğu bir kavşak, yola dahil ettirilmedi; çünkü bu ağaçlarda nadide türden örümcekler yaşıyordu.
Sayın Topbaş 8 yılın sonunda mı, “Bütün projeler halka sorulacak, otobüs duraklarının yeri de...” diyor.
İnsan kendisine kızamıyor; çünkü eli-kolu bağlı...
Bu ne kurnazlığıdır; ‘şark kurnazlığı’ mıdır?
Topbaş “Algı yönetiminde eksiklik olmuş” diyor.
Hadi halka sorun bakalım: 3. köprüyü, 3. havalimanını, Kanal İstanbul’u, Galataport’u, İETT arazisini, Haydarpaşa’yı, Yassıada’yı...
Baştan bunları halka sormak çok zor muydu?
O gençlerin direnişinin arkasındaki sosyolojik ve psikolojik tepkileri neden dikkate almadınız? 11 milyon kişinin Taksim’e çıktığı bildiriliyor; onları neden selamlamadınız hiç, Başbakan’ınızı uyarmadınız mı Sayın Topbaş!..

Diplomaside ‘alaylı’ dönemi

CHP İstanbul Milletvekili Osman Korutürk diyor ki: “AKP’nin TBMM’ye verdiği ve alt komisyonda görüşülmeye başlanan torba yasa, Dışişleri Bakanlığında üst düzey yönetici olmak için meslekten diplomat olma zorunluğunu kaldırıyor. Ayrıca dışarıdan atanan Büyükelçilerin görev bitiminde merkez teşkilatında görev almalarına olanak veriyor. Yasalaştığı takdirde dışişlerinin dünyadaki diplomasi servisleri nezdindeki büyük itibarını sağlayan “kariyer” niteliği kaybolacak tüm uluslararası krizlere komşu çok kritik bir coğrafyada bulunan Türkiye’nin dış siyaseti meslekten olmayan ‘diplomatlar’ca yürütülecek!”

Amasya Tamimi ve ‘Gezi’ uyanışı

HAZİRAN 1922, Amasya Genelgesi (Tamimi), Türk ulusunu, ulusal bağımsızlık ve ulusal kurtuluşa çağıran bir ulusal uyanış alarmı idi.
Amasya Genelgesi milli mücadelenin ilk başlangıç günlerinde Türk insanının ulusal bağımsızlık ruhunu ilk defa dile getirmesi bakımından tarihi önem taşımaktadır. Genelgede yer alan açıklamalar adeta bugüne işaret etmektedir: -Yurdun bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.- İstanbul’daki hükümet, üzerine aldığı sorumluluğun gereklerini yerine getirememektedir. -Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.- Ulusun durumunu ve davranışını göz önünde tutmak ve haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için her türlü etkiden ve denetimden kurtulmuş ulusal bir kurulun varlığı çok gereklidir. Yıl 2013, ‘Gezi Parkı Uyanışı’.
“Ben yurttaşım, Taksim çevresinde tek nefes alınacak yeşil alan Gezi Parkı’nı korumak için buradayım” diyenler bir araya geldiler.
Ancak sabaha karşı ansızın polisin biber gazı, tazyikli su saldırısı ile karşılaştılar. İşte polisin bu orantısız, hukuk dışı saldırısı tepkiyi çoğalttı, özellikle apolitik ve tepkisiz olduğu düşünülen gençliği ve yurttaşları ayağa kaldırdı. Giderek ülke çapında yaygınlaştı. Yurttaşlar, en doğal hakları olan “sesini duyurmak, dikkate alınmak” talebiyle direnişlerine devam ediyorlar.
Gezi Parkı’ndan sökülen ağaçlar, “Ben dikerim, ben keserim, ben yaparım, kimse karışamaz” anlayışının son yıllarda dozu giderek artan bütün olumsuzlukları, yurttaşları % 50 diye ayırarak diğerini hiçe saymaları, yaşam tarzına her türlü müdahaleleri, kürtaj, sezaryen yasakları, milli bayramların kutlanmasının engellenmesi, önü ardı düşünülmeden, tartışılmadan fiziki altyapısı bile hazırlanmadan dayatılan 4+4+4 eğitim sistemini hatırlattı; gençlerin, sanatçıların, kadın-erkek herkesin “gerçek demokrasi talebini” yüksek sesle, bir arada, dayanışma içinde görünür kılmalarını sağladı.
‘Gezi Parkı Uyanışı’; Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyetimizi her koşul ve durumda ülkeyi emanet ettiği gençler tarafından “yurttaşlık bilinciyle” savunulacağının inançlı bir göstergesidir.
“Ülkede yeniden ulusal uyanışa ihtiyaç var!...”
Gerçek demokrasi için, laik, hukuk devletimizin birlik ve bütünlüğü için, Cumhuriyetimizin kuruluşunun temel kriterlerinden biri olan kadın-erkek eşitliği için el ele...
Nazan MOROĞLU-İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği (İKKB) Koordinatörü

Melez demokrasimiz

POLİS şiddetinden canlar yitirilir, binlerce insan yaralanırken dahi gıkını bile çıkaramayan...
Yandaş müteahhitler sayesinde ’Megaköy’lüğe terfi etmek için tam gaz ilerleyen İstanbul’un her metrekaresi talancı zihniyetin rant hesaplarına kurban verilirken ağzını bile açmayan...
Ellerinde çivili sopalarıyla ’sivil’ tipler, ileri faşizmin ruhuna uygun bir şekilde, büyük bir kin ve garezle insanlara saldırırken bile mazlumun yanında duramayan...
İnsanlar tıpkı 12 Eylül faşist darbesi günlerindeki gibi, ‘büyük gözaltılarla’ sürüm sürüm süründürülürken, hakkın, gerçek adaletin, vicdanın gür sesi olamayan...
Dindarlıkla bağdaşmaması gereken zehirli bir kindarlık, insanları hedef tahtasına koyup hayatları zehir ederken; hem gerçek inananlara, hem de zorbalıkla alakası olmaması gereken dine, İslam toplumlarında demokrasinin önkoşulu olan laiklik adına sahip çıkamayan...
Not: 12 Eylü faşizminden sözüm ona ‘demokrasiye’ geçildiği günlerde, ’Köprüyü sattırmam’ deyip yumruğunu vuran ve böylelikle kendince bir duruş sergileyen Halkçı Parti lideri Necdet Calp’i hatırlayınca; melez demokrasiler liginde dünyaya örnek olan (!) ileri demokrasimizin ılımlı ve de pek uyumlu muhalifleri adına üzülmemek imkânsız doğrusu!... Kendi Cumhurbaşkanı adayını çıkaramayacak görüntüsü verecek kadar zavallı bir pasiflik sergileyen ‘majestelerinin muhalefeti’nin bu durumuna kendi tabanındaki milyonlar kahrolurken, sevinen ’tramvay demokratları’ olacak tabii ki! Ne diyeyim: Kader utansın yani!

X