Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yurtta barış dışarıda savaş

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kürt sorununun çözümü için hareket geçti, Başbakan Tayyip Erdoğan ile buluştu.

Kürt siyasi hareketinin önemli isimlerinden Leyla Zana, “Bu sorunu çözersin” diyerek Erdoğan’a gidip görüşlerini iletti.

Erdoğan da, en azından şu güne kadar, benzer birçok örneğin aksine her iki konuğunun önerilerini baştan kestirip atmadı, aksine destekledi.

Her gün maalesef yeni şehit haberleri gelse de böylesi girişimler, ‘dışarıda barıştan’ söz edilemediği bir sırada ‘yurtta barış’ adına umut havası yayıyor. Hele hele, “BDP’de Zana gibi düşünen daha çok isim var” bilgisi doğruysa.

KENDİNİ AÇIĞA ÇIKARAN CEMAAT

Kürt sorununu çözmek, kanın akmasını önlemek tabi ki Türkiye’nin en can yakıcı sorunu; ancak ‘yurtta barış’ için başka adımlar atmak da şart.

Özel yetkili mahkemelerle (ÖYM) ilgili düzenleme tam böyle bir adım.

Çünkü, ÖYM’lerin yeni toplumsal bölünmelere odaklık ettiği, halkın adalete inancını sarsmada önemli rol oynadığı yönündeki kanı giderek güçlendi.

Başbakan Erdoğan başta, iktidarın pek çok ismi de bunun farkına vardı.

Öyle anlaşılıyor ki ÖYM’ler, hükümetin son savcı ve hâkim atamalarıyla vermek istediği mesajı almayınca süratle harekete geçildi.

Ancak ilginçtir, Gülen cemaatinden çok büyük bir tepki ve direniş geldi.

Bu direnişle cemaat, ÖYM’lere ilgisini açığa çıkarıp ‘bağ’ iddiasını güçlendirirken onların her uygulamasını da üstlenmiş gibi oldu.

Bu tutumun, ÖYM’lerin vicdanları yaralayan pek çok uygulamasının yükünü de (bugün olmazsa yarın) cemaatin omuzlarına yükleyeceğini görmek lazım.

Ama dünkü manşetler dahi, “Oldubitti yasası, son ana kadar sır gibi saklandı” diye atıldıysa Cemaat’in bizim gibi düşünmediği açık ve net.

Oysa son 10 yılda, TBMM’de ne çok ‘oldubitti’ yasalar çıktı; ancak bu çevrelerden hep alkış yükseldi, bir kez dahi ‘çıt’ çıkmadı.

GÜRÜZ’E SERUMLA TAKVİYE

Cemaatin bu direnişine rağmen hükümetin ‘oldubittiye’ gitmesinde YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz’ün tutuklanmasının etkisi olduğunu da düşünebiliriz.

Arandığını öğrenince tatilini yarıda kesip yurda dönen, kendi ayağı ile gidip teslim olan 65 yaşındaki birini tutuklanmak toplum vicdanında tepki buldu.
(Hasta, bastonla yürüyen Ergin Saygun’un tutuklanmasında da böyle oldu.)

Kimse Gürüz/Saygun yargılanmasın demiyor; ama tutuklama şart mıydı?

Bakın, biz ne kadar ‘şöyle böyle’ desek de Gürüz, “Her şeyi yasalara, görevimin gereğine göre yaptım; bunu hak etmedim” diye inanıyor.

Dün konuştuğum Prof. Dr. Güniz Gürüz de aynı tepki ve duygusallık içinde.

Cuma günü eşini ziyaret etmiş olan Güniz Hoca’yla zor bir görüşme yaptım.

“Kemal iyi değil, çok duygusal. Yaşadıklarını kabullenemiyor, ‘Hiçbir şey boğazımdan geçmiyor, yutamıyorum’ dedi. Sadece su içiyor. Takviye olsun diye serum vermişler” dediğinde sesi gitti geldi.

Durakladı, boğazını temizleyip, “Beni çok özlemiş. 21 yaşından beri birlikteyiz, hiç ayrılmadım. Biz birbirimize düşkün bir çiftiz” dedi.

Eşine, “En kıymetlimiz sensin. Üzüleceksek üzüleceğiz, yaşam bu” yanıtı verdiğini de anlatıp şunları söyledi:

“Yasaları uygulamak mı suç? Değiştirselerdi yasaları. Kemal, türban konusunu hiç istemeyerek uyguladı. Çünkü yasa böyle diyordu. Artık ben de susmayacağım. Hüseyin Çelik çıkmış, ‘Bir sürü genç kızın gözyaşları var’ diyor. Bu ne biçim anlayış? Hüküm verilmiş yani.”

MADIMAK’I UNUTMA: 37 insanımız yakılalı tam 19 yıl oldu; ama acısı hâlâ tedavi edilmedi. En iyi tedavi, bugün de sürdürülen ‘ayrımcılığı’ yok etmektir.

X