"Nil Karaibrahimgil" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Nil Karaibrahimgil" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Nil Karaibrahimgil

Yurtdışında ünlülerin noktaları düşer pıt pıt

Ah şu yurtdışı!

Bizler için en havalı coğrafya!... Bayramda yurtdışına giden ünlülerin, sosyetiklerin resimlerine bakar, nerelere gittiler, ne gördüler, ne aldılar merak ederiz. Dönmüş olmalarından rahatlık duyarız. şarkı, kitap, film neyimiz varsa, birgün ıngilizcesini yapıcak ve sınırları geçeceğizdir. Hep bir ‘yurtdışı’ projemiz vardır. Oraya doğru sallar yapar, rotalar çizer, hayaller kurarız. Çocuklarımızı büyüyünce okumaya yurtdışına yollarız. Mutlaka sorulur: ‘Yurtdışı projeleriniz var mı?’ Mutlaka duyulur: ‘Yurtdışında da, birşeyler yapıcaz inşallah’. Bir falcı bize, ‘hmm yurtdışı görüyorum’ demeyegörsün, hemen yüzümüze hakim olması imkansız bir tebessüm musallat olur. Bilinmeyen bir yurtdışı umudu bile, hiç yoktan iyidir. Herhalukârda, yurtdışı iyidir. Candır. Yurtdışına tabi ki açılınmalıdır. Peki o bize içini açar mı? Yurtdışı bizi, bizim onu sevdiğimiz kadar sever mi?

Son anda karar verip, bayramda New York’a gittik. Bir arkadaşımla gruptan ayrılıp, standard otelin çatı manzarasından bir yudum tatmak istedik. (ne tadıcaksak, Albert Camus’un dediği gibi o ‘beton ve demir çölü’nden) ıki kadın, kapıya sevimlilikle yanaştık. Kapıda duran kocaman adama kafamı kaldırıp sordum: “Manzarayı merak ediyoruz da, bir bakıp çıkabilir miyiz? Çıkıp da bir bakabilir miyiz?”... Türkiye’de olsa “geç” derler. Hatta ‘tabi Nil Hanım’ bile derler sağolsunlar. Ama bu adam bize bakmadan şu soruyu gürledi: -ADINIZ LİSTEDE VAR MI? (ne listesi) -no?  -THEN NO! Bu kadar basit. Bakmıyor bile. Israr edemeyiz bile. Kös kös döndük. Herşeyi görmesek de olur canım.

Mazhar Abi bir keresinde, ‘ay rahat rahat dolaşayım diye yurtdışına giderler, ama en fazla 15 gün dayanırlar tanınmamaya’ demişti.
Bir yerden sonra, mağazaya girdiğinde, ‘Mazhar bey, yeni kazaklarımız da bunlar’ diye göstersinler istersin. Özellikle bizim gibi sim, pırıltı, pul, spot müptelalarına yurtdışı bir yere kadar ego terbiyesi, bir yerden sonra ızdırap!

Şahan Gökbakar anlatıyordu geçenlerde. Yurtdışında bir bara gitmişler. Barın kapısına sigara içmeye çıktığında, içkisini de almış yanına. Bizimki gibi kocaman bir adam gürlemiş o’na da: İÇKİNİZİ DIŞARIDA İÇEMEZSİNİZ! Niye? KURAL BÖYLE BAYIM! İyi de niye? BAYIM?... hikayenin sonu komik. şahan iki saat sonra, adama sarılıp, ülkesindeki ününü, istese güzel memleketinde bırak sokakta içki içmeyi, sofra kurdurmanın mümkün olduğunu anlatmış. Adam bir hafta, sonra onu googlelamış, youtubelamış, maillemiş: Haklıymışsınız, bir nevi Boratmışsınız.

Geçen sene Londra’da, çıktığım restoranın merdivenlerinden inerken, bir paparazzi ordusunun birini beklediğini gördüm. Ben inerken, doğal olarak, kimse oralı olmadı. ‘Oh ne rahat trallal la’ diye seke seke ineceğime, arkamı dönüp, ‘BİLİYOR MUSUNUZ BEN ÜNLÜYÜM!’ diye gülerek seslenmiştim.
Bizim hastalık geçmez. Yurtdışı merakı bitmez. Benden size tavsiye: listede adınız yoksa, yurtdışının tadı yok!

Ya da gelin doğuya gidelim, orada listeye pek bakmıyolarmış.

X