Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yürekliler!

Zeynep ATİKKAN

Mangalda kül bırakmayan erkek toplumumuza, global Monica-Clinton ilişkisi gibi bir olay şöyle yansırdı:

‘Devletin bir çok üst düzey yöneticisi bilmem kaç metre yükseklikteki dikdörtgen çalışma odasında, küçük bir kızla fingirdemiş. Hanımefendi uyanmış ama yuva yıkılmasın diye içine atmış vs.’.

İstanbul'da düzenlenen bol dedikodulu o alt düzey toplantılarda üst yöneticiyle, küçük kızın adı fısıldanır. Haber, gazetelerin köşe yazılarında üstü kapalı geçiştirilir. (Tabii köşe yazarının siyasi eğilimine ya da o günkü konjonktüre göre).

Haber, dilden dile dolaşırken suratlara pis ve müstehcen bir gülümseme yapışır.

Erkek partililerin, kadın günlerini andıran sohbetlerinde daha pis ‘ayrıntılar’ ortaya atılır.

Ta ki o fingirdek ya da zampara üst yönetici iktidardan düşünceye kadar... O zaman bastırıverirler, savcılarıyla medyasıyla vs. Ve de infaz ederler.

Buradan hareket edip Amerikalı bizden daha ‘erkek’ sonuncunu çıkartmıyorum. Ama ciddi demokrasilerde erkek adam, bilmem ne adam kabadayılığı değil, yasalar ve normlar işler. Toplum da ‘Ben mert ve namusluyum’ safsatalarına değil ‘normlara, yasalara’ itibar eder.

Olaylar da öncelikle normlar çerçevesinde şekillenir.

Bizim çok erkek ve mert toplumumuzda sık sık duyuyorum.

‘Bugünkü iktidar Çiller dönemini aratacak kadar yolsuzluklara batmış’ diye. Peki batmışsa kimdir bu fiskoslara malzeme olan baş aktörler?

Tıs yok. Neden? Bu suskunluğun sorumlusu her istediğini yazamayan basın mı? O zaman muhalefet ne iş yapar?

Yargı neyle uğraşır? Yoksa toplumun duyarlılığı mı kıt?

Yani, ‘Gerçekten bütün pisliklerin baş aktörlerinin ortaya çıkmasını istiyor muyuz? Bunu ısrarla talep ediyor muyuz?

Yoksa imâlı konuşmalar, imâlı yazılarla kafa bulanlarla birlikte çağdışı bir uyuşukluğun bağımlısı mı olduk?

Evet biliyoruz, bu çok yürekli erkek toplumumuzda kural, iktidardakilerin pisliğini ‘hasıraltı' etmektir.

Eğer tesadüfen birşeyler ortaya çıkarsa o zaman, oyalayarak unutturma stratejisi uygulamaktır. İktidar partisi ANAP'ın, Meclis sandalyelerinden yüklü bir voli vuran TBMM eski başkanı Kalemli'yi unutturmaya çalışması gibi.

Ya da Engin Cıvan olayında olduğu gibi eline, kırmızı, yeşil ya da lacivert pasaport tutuşturup yurt dışına postalamaktır. Yaşamını garanti altına almak için. Başarılı bir örtbas koordinasyonu ve organizasyonu altında.

Erkek milletiz ya! Yüzleşmekten, yüzleştirilmekten korkarız.

Yolsuzluk iddialarının ‘söylenti' olarak kalabilmesini sağlamak için yüzleşmeyiz. Tavır almayız.

Bu arada mert ve erkek toplumumuzda bir başka kural da liderin, müdürün, âmirin arkasından konuşup karşısında pısmaktır...

O pısırık ve yüreksiz eleştirilerle dışarda kükreyip itibar kazanmaktır kural. Ne yazık ki pısırıklara o itibar pekalâ verilir.

Siyasi partiler içindeki pısırık muhalefete bakıyorum da şablon tam oturuyor. O zaman insan hiç şaşırmıyor, böyle başa böyle traş gibi, böyle adamlara da böyle liderler.

Dikbaşlı milletvekili, dikbaşlı hukukçu, dikbaşlı gazeteci, dikbaşlı bürokrat, dikbaşlı bilimadamı... Çok erkek toplumda eksik olan işte bu.

‘Clinton gitsin mi gitmesin mi' diye papatya falı açaduralım...Çünkü biz burada ‘bir üst düzey yetkili birini sıkıştırmışlar'a alışığız...Ta ki adam düşünceye kadar. O zaman adalara sürüp pespayece bebek davalarını, cımbız davalarını açarız.

Çok yürekli erkek toplumuz ya!













X