Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Yunanistan değil Bakkalistan tablosu

    Hürriyet Haber
    19 Mart 1999 - 00:00Son Güncelleme : 19 Mart 1999 - 00:01

    Öcalan bombası 29 Ocak gecesi Yunanistan Başbakanı Simitis‘in kucağındaydı. Simitis‘in Öcalan‘ı tutuklama şansı var mıydı? Olsa bile çok riskliydi. Bütün siyasi hayatını ortaya koyup çizdiği Avrupa Para Birliği hedefi de altüst olacaktı. Simitis köşeye sıkıştığını hissetti.

    Öcalan bombası 29 Ocak gecesi Simitis‘in kucağındaydı. Simitis‘in Öcalan‘ı tutuklama şansı var mıydı? Olsa bile çok riskliydi. Tutuklasaydı, bir yandan Pasok içindeki aşırı milliyetçi muhalefet, diğer yandan Kürtlere sempati duyan kamuoyu ayağa kalkacaktı. Türkiye ve Amerika, Öcalan‘ın iade edilmesi için baskıya başlayacaktı. Simitis‘in Öcalan‘ı Türkiye‘ye iade etme şansı yoktu. Yunanistan‘da yargılamaya kalsaydı, Öcalan yüzünden Türkiye‘yle büyük bir çatışmayı göze alması gerekecekti. Bütün siyasi hayatını ortaya koyup çizdiği Avrupa Para Birliği hedefi de altüst olacaktı.

    BAŞKENTTE PANİK

    Simitis köşeye sıkıştığını hissetti. Zaten PKK‘lılar ve Öcalan da ‘‘Yunanistan‘la ilişkimizi açıklarız’’ diye aba altından sopa göstermeye başlamışlardı bile. Ve Simitis, Öcalan bombasının Atina‘da patlamaması için mecburen gizleme operasyonuna yeşil ışık yaktı.

    Öcalan‘ın Atina‘ya gelişinden kısa bir süre sonra Pangalos ve Kamu Düzeni Bakanı Peçalnikos durumu saptadılar. Sağ kolu Kozmidis derhal Başbakan Simitis‘i aradı ve durumu bildirdi. O andan itibaren Atina‘da panik başladı. Peçalnikos'un Fastan aradığı İçişleri Bakanı Papadopulos şu emri veriyordu: ‘‘Derhal tutuklayıp Yunanistan‘da olduğunu açıklamalıyız. Naksakis‘i de tutuklayın. Uçağa el koyun ve uçağın inişine izin verenler ve Atina‘ya girişini sağlayan bütün havaalanı istihbarat görevlileri derhal görevden alınsın. Suçüstü mahkemesine çıkartalım.’’

    30 Ocak Cumartesi sabahı Kamu Düzeni Bakanı, Öcalan, Naksakis ve diğerleriyle ilgili tutuklama emrini vermişti ki, telefonu çaldı. Arayan Pangalos‘tu. ‘‘Filipos emri askıya al. Öcalan‘la görüşeceğiz’’ diyordu. Bu arada, Yunan istihbarat teşkilatı Başkanı Stavrakakis apar topar Atina‘ya döndü ve Öcalan‘la saatlerce tartıştı. Öcalan sonunda gitmeye ikna oldu.

    31 Ocak Pazar sabahı Öcalan‘ı alan uçak Minsk‘e hareket etti. Atina‘da herkes derin bir nefes almıştı. Ama saatler ilerledikte yeniden panik yaşanmaya başlandı. Çünkü, Öcalan Minsk‘te uçaktan bile çıkartılmamış, Hollanda‘ya hareket etmiş ve Hollanda da uçağa iniş izni vermemişti.

    1 Şubat Pazartesi sabaha karşı Falcon tipi Malezya bayraklı 9MBAB nolu uçak Korfu‘ya indi. Havaalanının kuytu bir köşesine çekildi ve aprona gelen siyah bir araç uçaktakileri alıp uzaklaştı. Öcalan Korfu‘daydı. Dışişleri Bakanlığı'nın ışıkları sabaha kadar yandı. Pangalos Öcalan‘ı ne yapacağını düşünüyordu. Sonunda Kenya‘ya götürülmesine karar verildi. 2 Şubat Salı Sabahı 06.00‘da Yunan İstihbarat Teşkilatı EYP‘nin kiraladığı özel Jet Korfu‘dan Kenya‘ya havalanırken, Yunan tarihinin en büyük skandallardan biri de yaşanmaya başlıyordu.

    2-16 Şubat tarihleri arasında yaşananlar herhalde bir devletin saygınlığını korumak için neler yapmaması gerektiğinin örnekleri olarak üniversitede ders konusu olabilir. Herşeyden önce bir devlet, uluslararası terörist olarak tanımlanan bir kişiyi, büyükelçiliğinde saklar mı? Bir devlet bir başka ülke topraklarını Kırmızı Bülten‘le aranan bir suçluyu saklamak için kullanır mı? Bir Bir Dışişleri Bakanı ‘‘sahte pasaportla başka ülkeye sokamazdık’’ deyip Öcalan‘ı gizlemek için seçtikleri Kenya‘yı adam yerine koymadıklarını nasıl açıklar? Yine bir devlet en azından Öcalan‘ı saklaması için gönderdiği büyükelçisine doğruyu söylemez mi?

    Öcalan‘ın Nairobi‘deki Yunan Büyükelçiliği'nde geçirdiği 12 gün ise ayrı bir skandal. Nairobi‘ye götürülüşün üçüncü gününden itibaren Öcalan‘ı Büyükelçilik'ten çıkartmak için neler söylenmemiş, neler yapılmamış ki. Yani bir Yunanlı gazetecinin deyimiyle Yunanistan değil ‘‘Bakkalistan’’ tablosunu ortaya koyan olaylar zinciri yaşanmış Nairobi‘de. Gazeteci, devletin sistemli bir şekilde değilde bir mahallle bakkalı işletir gibi yönetildiğini ima ediyor.

    SİMİTİS NE YAPACAK

    Böylesine büyük bir fiyaskoya rağmen Başbakan Simitis‘in ayakta kalmasının ise tek bir nedeni var. O da Avrupa Para Birliği hedefi. Yunan halkı Simitis‘in en azından bu hedefi gerçekleştirmesini istiyor. Yeni Demokrasi Partisi iktidarı üstlenecek güçte görünmediği için AB ve ABD de Yunanistan‘ın daha ciddi bir istikrarsızlığa sürüklenip, Avrupa Para Birliği hedefini kaybetmesini istemiyor. Bu nedenle PKK-Yunanistan ilişkisi nedeniyle Simitis‘i daha fazla baskı altına almıyor.

    Ama yine de Öcalan fiyaskosu sonucunda Yunanistan‘da devletin gizli çamaşırları ortaya saçıldı. Herşeyden önce olay, üç yıldır iktidarda olan Başbakan Simitis'in ne partisine, ne de devlete hakim olabildiğini gösterdi. Bütün olayı haftalardır araştıran ve sonunda 18 kişi hakkında dava açan Başsavcılık, Yunan İstihbarat Teşkilatı'nın baştan itibaren olayların içinde olduğunu gözler önüne serdi.

    Peki Simitis bundan sonra ne yapacak?

    Simitis, olaydan sonra hem partisine, hem de gizli devlete hakim olabilmek için iki önemli adım attı. Birincisi, Öcalan‘ı Yunanistan‘a getirmek için büyük çaba gösteren iki milletvekilini partiden attı. İkincisi ise hakim olamadığı istihbarat teşkilatının başına ilk kez bir büyükelçiyi, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Apostolidis'i atadı, böylece asker kökenli teşkilatı sivilleştirme operasyonu başlatmış oldu.

    Simitis‘in neler yapabileceği, öncelikle genel kongreden sonra partiye ne kadar hakim olabileceğine bağlı. Partiyi kontrol altına alması ise yeni EYP Başkanı‘nın teşkilatı temizleme yolunu açacak. Böyle büyük bir temizlik operasyonu ise siyasi irade olsa bile kolay değil. Çünkü, Türk düşmanlığı öylesine derinlere işlemiş ki, gizli devlet harekete geçiyor ve kim olursa olsun vatan haini ilan ediliyor.

    Böyle bir ortamda da hala koltuğunu korumaya çalışan Yunan Başbakanı, ortaya saçılan bütün kirli çamaşırlara rağmen Yunanistan-PKK ilişkisini açıkça kabul edemiyor.

    Halkın kafası neden karışık

    Herşeyden önce, Yunan halkı ne yazık ki Türkiye‘yi en büyük düşmanı olarak görüyor. Çünkü ana sınıfından başlayarak yeni nesiller sürekli ‘‘Türk korkusu’’ ile yetiştiriliyor. Bu nedenle Simitis Hükümeti‘nin kendisine sığınan Öcalan‘ı düşmana teslim ederek ulusun onuruyla oynadığı düşünülüyor. Bazı Yunanlılar işi, Öcalan‘la Kalokotroni arasında benzerlik kurmaya kadar götürdü. Yunan kökenli bir Amerikalı gazeteci arkadaşım babasının ‘‘Osmanlı‘ya karşı bağımsızlık için savaşan Kalokotroni‘yi Türkler'e verir miydik?’’ diye yakındığını anlattı.

    İkinci neden ise Yunan kamuoyunda yaşanan kavram kargaşası. Kürt meselesi deyince Yunanlılar'ın aklına sadece Öcalan geliyor. PKK‘nın terör eylemlerini ne televizyonlarda görüyor, ne de gazetelerde okuyor. Ünlü pop sanatçılarının düzenlediği konsere binlerce Atinalı katılıp, Öcalan‘a Kürtlere özgürlük sloganları attı ama sade Yunan vatandaşları Kürtleri de istemiyor. Konserden bir hafta önce 800 Kürt‘ü boş bir hastahane binasına yerleştirmek isteyen hükümetin karşılaştığı direniş toplumun gerçek duygularını gözler önüne serdi.

    Filistin meselesiyle Kürt meselesi arasında bağ kuranlar da oldu. Bunlar, 1996‘da nasıl Başbakan Papandreu Filislinli hava korsanı Raşit‘i ABD‘ye teslim etmeyi reddettiyse, Simitis'in de meydan okuması gerektiğini düşündüler. Bir başka tartışma konusu da Yunanistan‘ın hem Alman işgali hem de iç savaş sırasında yaşadıkları üzerinde toplandı. Bazı Yunanlı dostlarım, Alman işgali sırasında halkın İtalyan esirleri sakladığını anlattı.

    Bütün bu duygusallıklar ve kavram kargaşası içinde olay vahim bir gerçeği gözler önüne serdi: Yunanistan‘da Türkiye‘den öç almak için her türlü macerayı göze alabilecek kadar gözünü hırs kaplamış siyasetçiler ve bürokratlar hala mevcut. Tarihin esiri olan Yunan kamuoyu da milliyetçilik fırtınası içinde savrulmaya müsait. Fırtına dindiği zaman ise hasarın büyük olduğunu görüyorlar. Ama iş işten geçmiş oluyor..



    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı