Eğitim Haberleri

    Yükseköğretim’in fidanlığı araştırma görevliliği

    Vahdet ÖZKOÇAK - Öğretim Elemanları Sendikası (ÖGESEN) Genel Başkanı
    08.12.2014 - 09:38 | Son Güncelleme:

    Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verilerine göre devlet üniversitelerinde 121 bin 944 akademisyenin olduğu ülkemizde 41 bin 67 araştırma görevlisi bulunuyor. Piramitin tabanında bulunan araştırma görevliliği, akademisyenliğe akademik camiaya atılan ilk adımdır. Özellikle yaşları öğretim elemanları yardımcılarına göre (okutman, uzman, öğretim görevlisi, eğitim öğretim planlamacısı ve çevirici) daha genç olduğundan yükseköğretimimizin fidanlığı da diyebiliriz.

    Darbe döneminden kalma ucube 2547 Sayılı Kanun ile de Araştırma Görevliliği 33/a ve 50/d maddeleri ile çeşitlendi, 2010 yılından sonra da Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) adı altında 33/a maddesi ile görevlendirilen bir araştırma görevliliği daha akademik dünyamızda yerini aldı. Aynı işi yapan 3 farklı araştırma görevlisi tipi günümüzde kafa karışıklığına yol açtı, sorunlara ve özellikle mobbinge çanak tutar hale geldi.

    “Akademinin tümörü” olarak tabir ettiğim ve akademisyenlerimizin de sahip çıktığı 50/d araştırma görevlisi kadrosunun günümüz Türkiye akademisine yakışmadığı tartışmasız kabul görüyor. Özellikle burslu statüde görülen ama emekli sandığı numarası olan, 33/a ve ÖYP’li emsalleri aynı işi yapan 50/d araştırma görevlilerinin Anayasa’ya da aykırı olarak angarya iş yaptırılır konumda olması hepimizi üzüyor.

    Özellikle 45 bin doktoralıya ihtiyacın olduğu ülkemizde 50/d’li öğretim elemanlarının işsiz bırakılması ve iş güvencelerinin ellerinden alınması vicdanları yaralıyor. Hemen her alanda dile getirdiğim 50/d kıyımı son bulmalı, emsalleri ile aynı işi yapan gğretim elemanlarımız, mobbinge maruz bırakılmadan “akademinin tümörü” kökten çözülmeli.

    2547’nin 33/a maddesi uyarınca görev yapan araştırma görevlilleri biraz olsun rahattırlar 50/d li emsallerine göre. Ancak burada karşılaşılan sorun ÖYP araştırma görevlilerine tanınan bazı hakların tanınmaması. Hem 50/d ile görevlendirilen hem de 33/a ile görevlendirilen araştırma görevlilerinin sıkıntıya uğradığı alan ÖYP’li emsallerinin fırsatlarına sahip olamamaları.

    Nedir bu fırsatlar? ÖYP alımlarında dil şartı yok ilk yıl 50, ikinci yıl 65 puanın alınması ile yabancı dil ön şartının olmaması, 65 altında dil puanı olan ÖYP araştırma görevlilerinin merkezi atama ile 6 aylık dil eğitimine yurtiçinde ücretsiz yollanması, yüksek lisans eğitiminde 20 bin TL, doktora eğitiminde 30 bin TL ödeneğe sahip olunması, 65 dili geçenlerin yurtdışında dil eğitimi imkanı tanınması.

    Hala yurtdışına gönderilmediler

    Bu haklardan mahrum olan ve ödenekleri olmadığı için emsallerine göre maddi imkanlardan dolayı eğitim-öğretim faaliyetlerinde bulunurken zorlanmaları 33/a ve 50/d li araştırma görevlilerini rahatsız ediyor.

    Merkezi atama ile atanan ÖYP araştırma görevlileri belki de son dönemde, araştırma görevlileri açısından en avantajlı konuma sahipler. Peki 33/a’lı olup ÖYP ile atanan araştırma görevlilerinin avantajları kadar sıkıntıları yok mu? Elbette var. 2010 yılında ÖYP alımları başladığında usul ve esaslar hamdı. Sürekli bir kaza sonrası kazayı kaldırma mantığı ile güncellemeler yapıldı. Öyle ki geriye işletilen bir madde oldu ve açtığımız davalar neticesinde usul ve esasların bu hukuk dışı geriye işletilmesine son verildi.

    YÖK tarafından yabancı dil eğitimi almak üzere gönderilen ve dil kurslarında yeterli eğitimi alamadıklarından ilk yıl yabancı dilden 50 puanı alamayan ÖYP araştırma görevlileri kadrolarından uzaklaştırıldılar. Ayrıca kazandıkları üniversitelerde lisansüstü eğitim olmadığı için 35’inci madde görevlendirmesi ile yüksek lisans ve doktora eğitimine gönderilen ÖYP araştırma görevlilerinin imzalamak zorunda kaldıkları yüklü senetler onların en büyük sorunları arasında.

    Avantajları olan ödeneklerin geç gelmesi ve yurtdışına yabancı dillerini geliştirmek üzere hala gönderilmemiş olmaları da bu güzel sistemden faydalanamamaları anlamına geliyor.

    Kısaca araştırma görevlilerinin sorunları çözülmedikçe sağlıklı bir yükseköğretimden bahsetmek hayalcilik olur. Yeni YÖK Yasası şekillenirken ayrımcı kadrolara son verilmeli, mobbing baskısı ortadan kaldırılmalı, görev tanımları net bir şekilde belirlenmeli, araştırma teşvikleri arttırılmalı. Unutulmamalı ki, fidanlığı iyi olmayan ormanlar yok olmaya mahkûmdur. Türkiye akademisi için fidanlığımıza sahip çıkmalıyız.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı