"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Yüksek Sadakat ve “up”lı düşünceler

Artık pek umrumuzda değilmiş gibi davranıyoruz, ama Eurovision hâlâ en gözde eğlencemiz.

Hele ki Eurovision şarkısının ortaya ilk çıktığı anlar eğlence doruğa tırmanıyor. “Olmuş, olmamış, şöyle olsaymış, bu ne yahu” filan diyerek yorumlanmalara doyamıyoruz.
Bu eğlenceden geri kalamam tabii, Yüksek Sadakat’in Eurovision şarkısı “Live it Up” şarkısı hakkında yorum yapmam lazım.
O zaman buyrun işte yapıyorum, madde madde, sizi de yormadan...
- Şarkıyı duyar duymaz ilk tepkim, “yine mi up’lı bir şarkı?” oldu. Kenan Doğulu “Shake it Up” demişti, Athena’cılar “For Real” şarkısında bolca “Up, I wanna bring you up!” deyip duruyordu. Şimdi de Live it Up.
- İkinci “yine mi?” tepkim, şarkının sonlarına doğru arka fona darbuka seslerinin sızmasını duymamla gerçekleşti. Az duyuluyor, ama darbuka işte. Ya hiç olmasın ya da tam olsun darbuka. Yama gibi konunca çok sırıtıyor, “proje” duruyor.
- Şarkının melodisi güzel. Hemen dile takılıyor, mırıldanmaya başlıyorsun, “I say, my friend” kısmı özellikle...
- Şarkının sözleri ne kadar pozitif ya da şöyle diyeyim: Seni pozitif olmaya teşvik ediyor. Motivasyonu o yönde.
Neden Eurovision şarkılarımızın çoğu böyle?
Biz bu kadar neşeyi ve hayatı yaşamayı yücelten şarkıları mı dinliyoruz sanki? Yooo, hiç de öyle değiliz kendi içimizde. Aslında hüzün seviyoruz biz.
En hareketli şarkımızın sözlerinde bile bir tatlı kaşığı ya da bir kepçe, dozu ne olursa olsun muhakkak acı ve hüzün var. Olmazsa olmaz.
Peki Eurovision şarkılarımız niye böyle pozitif?
Bu hem yarışmanın neşesine ortak olmaktan kaynaklanıyor galiba hem de İngilizce sözlerde “neşenin” sırıtmamasından. “Live It Up”ın sözlerinin Türkçe olduğunu düşünün, hemen burun kıvırırdık. Galiba Türkçe’ye hüzünlü bir neşe yakışıyor.
Öyle zıp zıp zıplayarak söylenen “up”ların karşılığı bizde pek olmadığı için...

Hafta sonu dinlenen şarkılar

- DANS... Robyn’in “Body Talk-1” albümündeki “Dancing On My Own” şarkısı. Gaza getiren bir dans şarkısı olduğu için...
- NOSTALJİK... Sibel Can’ın yorumladığı sözü müziği Altan Çetin’e ait “Daha Yolun Başındayım” şarkısı. Of kardeşim of ya, hissiyatına insanı hemen sürüklediği için...
- GÜNCEL... Meyra’nın olay yaratan Şehrazat’ın “Aşklayalım” şarkısı.  Taze ve güncel olduğu için... Şarkının Twitter’da çıkardığı polemik gümbürtüsünden çok klibe takıldım ben, Meyra bir adet Kylie Minogue olmuş.
Neden daha önce bu versiyonuyla çıkmamış ki ekrana? Hoş hani.
- EĞLENCELİ... Almanya’da yaşayan bir Türk DJ’in arkadaşlarıyla eğlenmek için öylesine yaptığı “Yok Lan” şarkısı. Çok komik olduğu için...
Hâlâ dilimde, “Yok lan, ben bu gece bir gitmem buradan” dizesi. Volga Tamöz sayesinde keşfettim “Yok Lan”ı... “Deejay Vergin+Yok Lan” diye google’layın, karşınıza çıkıyor şarkı.

Cihangir’de seni tanımıyorlar

Bu lafı eğlence sektörünün içinde yazar-çizer olarak takılmakta olan bir arkadaşıma yakın bir arkadaşı söylemiş.
İyi niyetli belki, ama tuhaf bir küçümsemeyle:
“Şekerim seni Cihangir’de tanımıyorlar.”
Yani orada tanınmıyorsun ve o zaman da boşuna çırpınıyorsun manasında...
Haliyle o da bozulmuş, “nasıl yani?” diyerek...
Oysa Cihangir Cumhuriyeti tarafından “kabul görme, onaylanma” durumu -Cihangir’in eski tadı, tuzu kalmadığı gibi- eskidendi. Bitti, tükendi.

X