"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

YUH ve Ya Sabır!

Sahne 1: Araba kırmızı ışıkta duruyor.

Anne önde oturuyor.

Baba direksiyonda.

1 çocuk arkada oturuyor.

Kimsenin emniyet kemeri takılı değil.

Araba kırmızı ışıkta hala duruyor.

Arkadan gelen araba kırmızı ışığı son dakikada gördüğü için, durana bindiriyor.

Anneye, Babaya birşey olmuyor.

Sadece boyunları zedeleniyor.

Çocuk mu?

Annesinin gözleri önünde,

Babasının gözleri önünde,

Camdan fırlayıp,

Ölüyor.

 

Sahne 2:

Araba yolda gidiyor.

Çocuk pencereden sarkıyor. Sarktıkça sarkıyor. Yarı beline kadar sarkıyor.

Suratına çarpan rüzgarla oyun oynuyor.

Baba direksiyonda.

Müzik çalıyor.

Herkes keyifle gidiyor.

Hayat çok güzel.

Arkadan yaklaşan otobüs bizimkileri sollamaya karar veriyor.

Sollama sırasında otobüsün dikiz aynası,

Pencereden sarkan çocuğun kafasına çarpıyor.

Çocuk ölüyor.

 

Sahne 3:

Anne direksiyonda, yolda dikkatlice gidiyor.

Hızlı değil. Saatte 60km.

Çocuğu 6 yaşında.

Önde yanında oturuyor.

Çünkü arkada ne zaman otursa çocuk hep ağlıyor.

Annesini sinir ediyor. Anne buna dayanamıyor.

Birden öndeki araç ani fren yapıyor.

Anne duramıyor. Arabaya çarpıyor.

Annenin kolları kırılıyor. Suratında çizikler. Ufak travma.

Bu çocuk da camdan fırlıyor.

Ölüyor.

 

Sahne 4:

Anne direksiyonda. Emniyet kemeri takılı.

Bebek arkada. 9 aylık.

Araba koltuğunda bağlı. Sımsıkı.

Avaz avaz ağlıyor.

Anne anlatıyor:

“Oğlum ne olur ağlama!

Biliyorum sıkıldın; ama bu koltuk ve kemer senin güvenliğin için birtanem.

Orada oturman ve alışman lazım.

Hayatın benim için çok kıymetli, o koltuk da, ağlamana dayanmaya çalışmam da sırf bu yüzden.”

....

Tam o sırada,

Bir araç sollama yapıyor karşıdan.

Bizimkilere çarpıyor.

Anne hastanelik oluyor.

Uzunca süre hastanede kalıyor.

İyileşiyor. Çıkıyor.

Bebek yaralı; ama kurtuluyor.

Ölmüyor.

 

....

 

Şimdi,

Ağlatamadığın çocuğun ölmesine dayanabiliyorsan...

Emniyet kemerini erkekliğine takılmış zincir olarak görüyorsan...

Otobüs şirketi olarak çocukları alırken taşıdığın sorumluluğun farkında olamıyorsan...

Öğretmen olup çocukları tıka basa otobüse doldurup, ayakta durmalarına gözyumuyorsan...

Ehliyeti, eğitimi yeterince önemsemeden verip,

Üzerine tehlikeli kavşakları trafik lambasız bırakıp,

Yolları mcıra boğup,

Kamyonu sürene, günde 18 saat direksiyon başında yol yaptırabiliyorsan...

Ve hala oturduğun yerde oturabiliyorsan...

Özel uçak tahsis edip taze tabutları evlere servis yapmak en ASİL görev (mi) oluyor?

 

...

 

Baktım sağa sola kimse suçlu bulunamıyor...

Hatayı kimse kendinde aramıyor...

Hep parmaklar başkasını gösteriyor...

Hep biz gerekeni yaptık deniyor...

HİÇ Kimse SORUMLULUK almak istemiyor...

 

Düşüne dövüne, düşüne dövüne, şimdi Yonca anca anlıyor!

Jetonum kare ya benim, geç düşüyor.

Ortada hakikaten hiç SUÇLU yok.

 

Sadece SUÇSUZLAR var.

 

Dı!

 

Ama... Onlar da...

 

Ya öldüler,

 

Ya da komaya girdiler.

 

Yonca

“Hırsla”

 

Ya sabır çeken dip not: Bu yazıyı, taaa o vahim otobüs kazasında hayatını yitiren onca ÇOCUK için yazmıştım. Bir baktım zaman hızlı geçmiş, bu sefer de o güzel çocuk, Barış, komaya girmiş. Hatalar hala aynı. Suçlu yine belli değil. Durum tespiti yapan çok. Soruna çözüm budur deyip adımı atan mı? Bence YOK.

 

“YUH” çeken dip not: Çocuğuyla gözönünde olan, bu konuda “öğüt” veren ünlülerimizin, arabada çocukla seyahat konusunda da “ÖRNEK” olmaları gerekirken, olmamaları çooook düşündürücü.

 

Reyting rekortmeni dizilerden talebi olan dip not: Bunca dizi var, aralarında sadece 1 tanesinde arabada emniyet kemeri takıldığını gördüm. Karşınızda, gözünü sizden ayırmadan seyreden koskoca bir millet var. Seyirci sayısı küçümsenecek gibi değil. Bari seyircinin bilinçaltına bedavadan işleyin. ÖRNEK olun, sevap yapın ne olur. Emniyet kemeri detay demeyin. Küçümsemeyin. Azrail o detayda pusuda yatmış hepimizi bekliyor... Tuzağına düşmeyin.

X