Gündem Haberleri

    Yücelen'den işkence genelgesi

    Hürriyet Haber
    25.07.2001 - 00:00 | Son Güncelleme:

    İçişleri Bakanı Yücelen, bir genelge yayınlayarak işkence ve kötü muamele ile ifade almanın yasak olduğunu vurguladı. Yücelen, haklarında bu iddialar bulunan görevliler hakkında derhal yasal işlem yapılmasını ve soruşturmaların da en kısa sürede sonuçlandırılmasını istedi. İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Türkiye aleyhinde verdiği ihlal kararları incelendiğinde, kararlara dayanak olan hatalı uygulamaların varlığının görüldüğünü belirterek, doğrudan devletin çıkar ve itibarını etkileyen tüm konularda herhangi bir aksaklığa sebebiyet verilmemesini istedi. Rüştü Kazım Yücelen, “AİHM'in ihlal kararları” konulu bir genelge yayımladı. Yücelen, genelgesinde dünyanın, siyasi ve ekonomik değişimlerin yaşandığı ve birçok devletin, 'siyasi iktidarın toplumda, toplum için bizzat toplum tarafından kullanılması' olarak tanımlanan demokrasiyi en ideal yönetim biçimi olarak kabul ettiği yeni bin yıla girdiğini kaydetti. Türkiye Cumhuriyeti'nin iç sorunlarına ve teröre karşın, demokratikleşme konusundaki isteğini her fırsatta dile getirdiğini, bu arzusunu özellikle uluslararası nitelikteki birçok sözleşme ve antlaşmaları imzalayarak somutlaştırdığını belirten Yücelen, Türkiye'nin demokratik, insan haklarına saygılı bir toplum oluşturma ve bu alanda uluslararası standartları yakalama amacıyla insan hakları konusuyla doğrudan bağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne de (AİHS) taraf olduğunu hatırlattı. Türkiye'nin, AİHS gereğince kurulan ve Avrupa Konseyi nezdinde faaliyet yürüten AİHM'e 'bireysel başvuru' hakkını 1987'de kabul ettiğini, 1990 yılında ise mahkemenin zorunlu yargı yetkisi tanıdığını anımsatan Yücelen, genelgesinde şöyle dedi:''Şu ana kadar AİHM'e ülkemiz aleyhine çok sayıda ferdi başvurunun yapıldığı ve aleyhimize sonuçlanan bazı başvurular nedeniyle çok yüksek miktarda tazminat ödeme yükümlülüğü altında kalmamızın yanı sıra, uluslararası kamuoyundaki itibarımızın olumsuz yönde etkilendiği de bilinen bir gerçektir.''   HATALI UYGULAMALARIN GİDERİLMESİ İÇİN YAPILMASI GEREKENLERBu bağlamda, AİHM'in Türkiye aleyhinde verdiği ihlal kararları incelendiğinde, kararlara dayanak olan hatalı uygulamaların varlığının görüldüğünü belirten Yücelen, bu gibi hatalı uygulamalar ve aksaklıkların giderilmesi konusunda şunları kaydetti: ''Kişi özgürlüğünün kısıtlanmasına yol açan ve devletin sorumluluğunu başlatan yakalama, gözaltına alma ve ifade alma sırasında Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği hükümlerine tam olarak uyulmalıdır. TCK'nın 243. maddesi uyarınca, işkence ve kötü muamele ile ifade almanın da kesinlikle yasaklandığı bilinmelidir. Haklarında işkence ve kötü muamele iddiaları bulunan görevliler hakkında derhal yasal işlem yapılmalı ve soruşturmalar mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmalıdır.  Gözaltına alınan herkes mutlak suretle 'nezarethaneye alınanların kaydına ait deftere kaydedilmeli, kayıtlarda tarih ve sıra numaralarının teselsül etmesi usulüne riayet edilmelidir. Yönetmeliğin13. maddesinde, 'Yakalanarak özgürlüğü fiilen kısıtlanan kişinin gözaltı süresi, bu kişinin yakalanması ile birlikte başlar' hükmü yer almaktadır. Bu hususun hiçbir istisnası bulunmamaktadır. Bu çerçevede,gözaltı süresinin şüphelinin nezarethaneye alındığı gün ve saatten daha sonra başlatılmaması hususuna titizlikle özen gösterilmelidir. Aksi halde, bu tür kayıtların ciddi ve düzenli bir şekilde tutulmadığı ve mahkeme önünde gözaltında kayıp iddiaları ile ilgili yapılan başvuruların asılsızlığını ispatlamanın zorlaştığı unutulmamalıdır.  Kolluk kuvvetleri, yasal yetkilerini kullanmaları sırasında (özellikle zor kullanma yetkisi) 'yetki aşımı veya gereksiz ve orantısız güç kullanımı' tartışmalarına yol açabilecek eylem ve müdahalelerden mutlak suretle kaçınmalıdır. Gözaltına alınan kişilerin sağlık durumunun tespiti amacıyla alınması gereken doktor raporlarında, Yönetmelik hükümlerine göre hareket edilmeli, kolluk kuvvetlerince görevli doktora baskı yapıldığı iddialarına fırsat verecek davranışlardan kaçınılmalıdır. Bu çerçevede Yönetmeliğin 10. maddesinde yer alan 'soruşturmanın selameti' ifadesinin çok geniş bir takdir yetkisi bahşettiği dikkate alınarak, bu konuda doktor ile muayene edilenin yalnız kalması ilkesinden ancak doktor veya şüpheli kişi açısından mutlak bir zorunluluk bulunduğu durumlarda sarfınazar edilmelidir. Öte yandan, yapılan tıbbi muayene sonucu doldurulan formlar, Sağlık Bakanlığı'nın 20 Eylül 2000 tarih ve13243 sayılı genelgesinin ekindeki formlara uygun olmalıdır.  Gözaltı sırasında yürütülen tüm işlemler düzenli olarak kayda geçirilmeli, hazırlık soruşturması kapsamında yapılacak işlemler tamamlandığında şüpheli derhal adli mercilere sevk edilmelidir. Gözaltı süresinin dördüncü güne kadar Cumhuriyet Savcılığı'nca ve bu sürenin 7 güne kadar hakim kararıyla uzatılmasında yetkili mercilerin şüpheliyi bizzat görerek karar vermeleri hususuna güvenlik kuvvetlerince özen gösterilmelidir.''  Genelgesinde, suçu ne olursa olsun, gözaltına alınan kişinin özgürlüğünün kısıtlandığı ilk saatlerden itibaren (yasalarda belirlenen istisnalar dışında) bir avukatla görüşebilmesinin sağlanması gerektiğini kaydeden Yücelen, yakalanan kişinin, gözaltına alınmasını gerektirecek bir nedenin tespit edilmemesi veya yakalama sebebinin ortadan kalkması halinde derhal serbest bırakılmasını istedi.  HAZIRLIK SORUŞTURMASINDA GİZLİLİKOlay yerine giden kolluk kuvvetlerinin çevre güvenliğini almasından sonra uzman ekiplerin suçu aydınlatacak ve faili ortaya çıkaracak tüm delilleri titiz bir şekilde toplamasına gerektiğini belirten Yücelen, genelgesinde şu hususlara işaret etti:  ''Belge düzeni kurallarına uyulmalı, yapılan her işlem ve soruşturmanın tüm safahatı düzenli olarak belgelenmelidir. Çalışmalar modern teknolojiyle desteklenmeli, fotoğraf, video kayıt ve bilgisayar teknolojisi yardımıyla yapılacak tespitlere ilişkin belgeler soruşturma dosyalarının vazgeçilmez unsurları olmalıdır.  Suç işlendiği şüphesi altında bulunan kişiler hakkında yürütülen hazırlık soruşturması işlemlerinde gizliliğe riayet edilmelidir. Suç işlendiği şüphesiyle gözaltına alınan kişilerin, suçlu gibi basın yoluyla teşhir edilmeleri, AİHS'nin 6. maddesinin 2. bendinde yer alan masumiyet karinesine (Kendisine bir suç yüklenen herkes, yasaya göre suçluluğu kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılır) aykırılık teşkil etmektedir. Bu sebeple kamuoyunu bilgilendirmek maksadıyla kişilerin kimlik bilgileri gizlenerek, sadece olay hakkındaki bilgilerin duyurulması usul haline getirilmelidir. Ayrıca, bu konuda 'Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma' Yönetmeliği'nin 26. maddesine göre işlem yapılması sağlanmalıdır.  AİHS'nin 8. maddesinde güvence altına alınan 'özel hayatın korunması' hakkı açısından, CMUK 97. maddesi uyarınca, evlerde yapılacak aramalarda hakim kararı alınması gerekmektedir. Ancak, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde hakim kararı olmaksızın (hakim veya Cumhuriyet Savcısının hazır bulunmadığı) yapılan aramalarda, arama için 'muvafakat' verilse dahi güvenceyi sağlamak maksadıyla kanunda öngörülen ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulundurulmasına dikkat edilmelidir. Aksi uygulamalar sonrasında, başvuran veya yakınlarının 'muvafakat olmadığı' veya 'muvafakatın zorla alındığı' yolundaki iddialarının etkili olabildiği de gözden uzak tutulmamalıdır.  Yukarıda belirtilen hususlar doğrultusunda, insan haklarına saygı düşüncesini esas alarak, soruşturmaları ve özellikle ifade alma işlemlerini yürütmek üzere eğitilmiş personelin istihdam edilmesine özen gösterilmesi, söz konusu çalışmaların kapsamlı bir şekilde yürütülmesine olanak sağlanması, sıralı amirlerce gereken hassasiyetin gösterilmesi, doğrudan devletimizin çıkar ve itibarını etkileyen tüm konularda herhangi bir aksaklığa sebebiyet verilmemesi hususunda gereğini rica ederim.'' 
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı