« Hürriyet.com.tr

YTL’nin izinde 5 bin 371 kilometre

Murat Özten (43) “Türkiye’nin en güzel yerleri buraları olmalı” diyerek, bu yıl tedavülden kalkacak kağıt YTL’lerdeki fotoğrafların peşine düştü. Üç hafta önce motosikletiyle Kırklareli’nden yola çıktı. 10 YTL’deki Piri Reis’in Ege haritası, 20 YTL’deki Efes Antik Kenti, 1 YTL’deki Atatürk Barajı, 100 YTL’deki İshakpaşa Sarayı, 50 YTL’deki Kapadokya ve 5 YTL’deki Anıtkabir’i banknotlardaki açılardan bir kez daha fotoğrafladı.

Eyüp SERBEST
X
500 cc’lik Enduro tarzı motosikletiyle 115 saat sürüş yaptı, 215 litre benzin tüketti, 1150 TL harcadı, en büyük iki gölü, nehri, en yüksek dağı gördü. “Bu gezi sayesinde Güneydoğu’nun farklı yüzünü keşfettim, önyargılarım silindi” diyor.

Motosikletimle çıktığım kısa seyahatlerde, hep Türkiye turu yapmayı düşünürdüm. Bir gün cebimdeki kağıt YTL’lere bakarken, her birinin arkasında Türkiye’nin farklı yerlerinden fotoğraflar olduğunu fark ettim. “Türkiye’nin en güzel yerleri buraları olmalı. Keşke motosikletimle gidebilsem” diye içimden geçti. Kağıt paraların arkasındaki fotoğrafları defalarca inceledim, fotoğrafların çekildiği yerler hakkında araştırma yaptım. Bilgisayarımdaki Türkiye haritasının üzerine paraları yerleştirdim. Aradaki yolları işaretleyince gezimin rotası ortaya çıktı.

İLK HEDEF PİRİ REİS

YTL’nin izinde 5 bin 371 kilometre
Eczanemi kapatamazdım. Yerime bakacak bir arkadaş ayarlar ayarlamaz, 10 Ağustos sabahı 06.00’da apar topar yola çıktım. İlk hedefim 10 YTL’deki Piri Reis haritasına en benzeyen noktadan Ege kıyılarını fotoğraflamak, geceyi de ablamın Ayvalık yakınlarındaki evinde geçirmekti. Yolu iyi tanıdığım için Çanakkale’ye kadar durmadan sürdüm. Çanakkale’de ziyaret ettiğim arkadaşlarımla rotam hakkında konuştum, fikirlerini aldım. Ayvalık’a doğru yola çıktığımda, haritaya çok benzeyen bir noktadan fotoğraf çektim. İkinci sabah İzmir’e yöneldim. Günün hedefi 20 YTL’deki Efes Antik Kenti’ydi. Tempolu bir sürüşle ulaştım. 20 YTL’deki Celsus Kütüphanesi’ni buldum. Yapı Roma döneminde 115-117 yılları arasında inşa edilmişti. 12 bin 500 kitabıyla çağının en büyük kütüphanelerinden biriydi. Paradaki fotoğrafın çekildiği açıyı da bulduktan sonra, kasketli bir dededen beni elimde parayla fotoğraflamasını istedim. Katarakt nedeniyle gözleri fazla görmese de fotoğraflarımı çekti. Sonrasında tüm günlük sakin bir sürüşle Eğirdir’e ulaştım. Geceyi göl kenarındaki küçük, sessiz bir otelde geçirdim.

DİKKAT, AİLE VAR!

Üçüncü gecede İskenderun’a ulaşmayı planlamıştım. Yakıt molası dışında durmadan, 624 kilometreyi geçtim. Karaman’ı geçtikten sonra otoyola çıktım. Benzincilerde kamyon şoförleri için duş kabinleri vardı. Birindeki “Duştan sonra üzerinize bir şey giyin. Dışarıda aileler var” yazısı beni çok güldürdü. İskenderun’da gitarla yemek müziği yapılan bir restorana oturdum. Otel bulma telaşı nedeniyle ne yazık ki yeterince dinleyemedim.

Sabah erken yola çıkıp Gaziantep üzerinden Şanlıurfa’ya geçtim. Balıklıgöl’ü ziyaret ettikten sonra 1 YTL’deki Atatürk Barajı’na yöneldim. Gün batımını ise Adıyaman’da, Nemrut’un zirvesinden izlemeyi planladım. Atatürk Barajı’nın kapaklarının önünde fotoğraf çektirip oyalanmadan Adıyaman’a geçtim. Nemrut’un zirvesine 6 kilometre kala, 1450 metre irtifadaki bir pansiyona yerleştim. Güneşi Nemrut’un zirvesinden uğurladıktan sonra pansiyona döndüm. Yapının tam ortasından ahlat ağacı yükseliyordu. Sorduğumda, “Meyveleri çok güzeldi. Kesmeye kıyamadık. Evi üzerine yaptık” dediler.

Sabah, Kahta’dan kalkan Derya feribotuna yetiştim, barajın karşı kıyısına geçtim. Siverek üstünden Hasankeyf’e vardım. Buraya gelmişken Dicle kıyısındaki çardaklarda, bakır kapta buz gibi ayran içmeden, nehrin içine kurulan masada alabalık yemeden edemedim. Restorandakiler Bitlis yolunun bozuk olduğunu söyleyip geceyi Hasankeyf’te geçirmemi tembihledi. İlçenin tek otelinden oda ayarladı. Sıcaktan uyuyamadım. Klimalı bir internet kafede vakit geçirdim. Otelden bahşişle ayarladığım vantilatörün karşısında uyuyakaldım.

OTOYOLDA SANKİ GÖRÜNMEZ OLDUM

Sabah erkenden yola çıktığımda, tuhaf bir duyguya kapıldım. Sanki otoyolda görünmez olmuştum. Karşıdan gelen araçlar birbirini solluyor, üzerime geliyordu. Sürekli defans halinde sürerken, kontrol noktasında durduruldum. Polisler Kırklareli’nden geldiğimi duyunca çok şaşırdı. ”O kadar yol gelmişsin, ver bakalım ehliyetin var mı” dedi biri. Meğer motosiklet meraklısıymış. İzin isteyip, bir tur attı. Vedalaşıp, Mardin’e yöneldim. İsmini aldığı Süryanice Kale (Merdo) sözcüğünü çağrıştıran şehirde, merkezdeki İpek Yolu döneminden kalma kervansaray ve hanları gezdim. Mor Gabriel Kilisesi’ne uğrayıp, geceyi Midyat’taki küçük bir otelde geçirdim. /images/100/0x0/55eacb64f018fbb8f8972b56

Ertesi gün Bitlis üzerinden Van’a doğru yol aldım. Hedefim 100 YTL’deki İshakpaşa Sarayı’ydı. Van Gölü’ndeki Akdamar Adası’nı görebileceğim noktada mola verdim. Gün sonunda Doğubeyazıt’ın sarp kayalarında kartal yuvasını andıran İshak Paşa Sarayı’na vardım. 99 yılda tamamlanan 116 odalı sarayın, avlularını, camisini, surlarını, divan ve harem salonlarını gezdim. Elimde banknotla sarayın önünde poz verdim. Ağrı’ya dönüşte, bozuk, tenha yolda, batan güneşin görüşümü engellemesi nedeniyle zorlandım. Ağrı plakalı bir otomobil beni durdurdu. Ağrı’ya nasıl gidileceğini sordu. Ön koltuktaki kadının bakışları korkutucuydu. Yağmur atıştırmasına rağmen arkamdaki otomobilden kurtulmak için hızla sürdüm. Bir benzincinin otelinde konaklamaya karar verdim. Ücret 10 TL’ydi. Otelci “Odadaki ikinci yatağı gece başkasına verebilirim” deyince, 20 TL ödedim. Gece boyunca otobüs karşılama mesajlarından uyuyamadım!

NEVŞEHİRLİNİN TEPKİSİ/images/100/0x0/55eacb64f018fbb8f8972b58

Ertesi gece Şarkışla’da konaklayıp, yolculuğumun sekizinci gününe iki parayı birden sığdırmak üzere yola çıktım. Kapadokya’ya vardığımda 50 YTL’deki görüntünün çift parçalı olduğunu fark ettim. Peribacasını fotoğraflayıp, ikinci parçayı aramaya koyuldum. İki saat sonra ikinci parçanın Uçhisar Kalesi olduğunu anladım. Fotoğrafımı çeken işportacı, ilk kez paraya dikkatle bakıyordu. “Yeni parada da var mı kale” diye sordu. Olmadığını öğrenince “Bozdular güzelim parayı” diye söylenip uzaklaştı.

Yolculuğumun son ve en önemli fotoğrafını Ankara’da çekecektim. Akşama doğru Ulu Önder Atatürk’ün huzuruna çıktım. Anıtkabir’i 5 YTL ile fotoğrafladığımda sanki dünyanın en mutlu kişisiydim. Tüm kağıt YTL’lerdeki fotoğrafları aynı açılardan çekmiştim. Hava kararmadan Bolu’yu geçip, İzmit’te konaklamak üzere yola çıktığımda feci bir yağmura tutuldum. Bir kamyonet, yavaşlamam için işaret etti. Zor bela durdum. Şoför “İstanbul’a gidiyorum.

Motosikleti kasaya at, seni götüreyim” dedi. Teşekkür edip yola devam ettim. İzmit’te yağmur kesilmişti. Konaklamaktan vazgeçtim. Gece 01.30’da Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne vardığımda, modifiye edilmiş iki otomobilden biri akrobasi yapıyor, diğeri video çekiyordu. Akrobat şoför başka bir araçla aramızdan geçti! Motosikletçiler için İstanbul yollarının benim geçtiğim rotadan çok daha tehlikeli olduğunu düşündüm. Saat 04.00’te yolculuğa başladığım noktaya, eczanemin önüne vardığımda 22 saattir motor üstündeydim. Bu yolculuk sayesinde terörle özdeşleşen Güneydoğu’nun farklı yüzünü keşfettim. Karşılaştığım misafirperverlik önyargılarımı, korkularımı sildi. Yol boyunca “Biz gidersek, belki burada olmaması gerekenler bölgeyi terk eder” diye düşündüm.

Kaynak: Eyüp SERBEST

En İyi
Sonbaharda yapılacak en iyi 10 aktivite
36 Saat
36 saatte Brüksel
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
12 ay Los Angeles
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
‘Türkiye’nin en iyileri’ne büyük ilgi