Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Youtube’u hallettik Cervantes’i ne yapacağız?

Sansür? Cervantes’e? Bu devirde? Cervantes’e tutarsız raporu veren de, bunu bu haliyle nasıl oynarız diyen de, tüm bunları haklı bulup rejisörden değişiklik talep eden de ufku dar bir kafa yaspısının endişe verici üretimi.

Kafa önemlidir.
Hatta en önemlisi kafadır da denebilir.
Sağlam kafada ilke vardır, çifte standart ve ikiyüzlülük yoktur.
Çalışan kafada ufuk vardır, vizyon vardır, sansür yoktur.
Baykal’ın kaset skandalındaki belden aşağı bütün detayların ulusal kanallardan dile ve görüntüye döküldüğü, lümpenliğin dört bir yanı sardığı memlekette Youtube’u yasaklayacaksın, ateist Richard Dawkins’in web sitesine girmeyi engelleyeceksin...
Hadi Başbakanımızın tavsiyeleriyle binbir teknik katakulli yaparak, arkadan dolaşarak Youtube’u ve Dawkins’i hallettik...
Peki Cervantes’i ne yapacağız Sayın Başbakan?
Hürriyet’in Ankara’daki kültür-sanat muhabiri Umut Erdem’in haberinden öğreniyoruz ki 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Ankara Devlet Tiyatrosu’na Cervantes’in “Yüce Sultan (La Gran Sultana)” oyununu ısmarlamış. İspanya’dan ünlü rejisör Jose Maria Pou getirilmiş, 300 bin lira bütçe ayrılmış filan.
Ama ne gam!
Oyuncular metni görünce burada Osmanlı’yı aşağılayan bölümler var, nasıl oynayalım diyerek genel müdürlüğe başvurmuş. Genel Müdürlük incelemiş ve oyunun yıllar önce edebi kuruldan geçtiğini fakat dramaturglardan Gökhan Akçura’nın oyunla ilgili “Oynanamaz” raporunu verdiğini fark etmiş.
Bunun üstüne İspanyol rejisöre lisan-ı münasiple “Yahu oyuncular rahatsız, zaten bizim bir dramaturgumuz da sakıncalı bulmuş... Şu oyunun üzerinde küçük makul değişiklikler yapsak...” deyivermiş.
Pou da “Sansür? Cervantes’e? Bu devirde? Yok artık! Ve de ne münasebet” mealinde bir tepki savurmuş.
Cervantes’in Yüce Sultan’ı kabaca Hıristiyan bir cariyeye aşık olan Osmanlı sultanını anlatıyor diyebiliriz.

HOŞGÖRÜLÜ VE FEMİNİST BİR PADİŞAH

Oyunu satır satır okudum.
Ve sizi temin ederim ki o dönemde Batılı bir kalemden çıkan en hoşgörülü, en centilmen padişah portresiyle karşılaştım.
İspanyol cariye Catalina “Hünkarım sizinle evlenemem çünkü Hıristiyanım ve ne Hıristiyanlığımdan vazgeçerim ne de ismimi değiştiririm” diyor.
Bakın sonradan III. Murat olduğunu anladığımız sultan buna karşılık ne diyor: “İster Türk ol ister gavur hiç bir önemi yok bence. Bu güzellik benim karım ve yüce sultanımdır... Benim Osmanlı kanımla senin Hıristiyan kanın birbirine karışınca meydana gelir en yüce varlığı bütün dünyanın.”
Cervantes’in çizdiği Osmanlı padişahı hem şevketli hem şefkatli... Aşık ve centilmen...
Hünkarın Catalina’ya söylediği “İstediğin yasayı koy, dünyaya sen nizam ver. Benim değil kendininsin” sözlerini bu devirde hangi erkek eşine söyleyebiliyor?
Bu oyuna olumsuz tek raporu veren Gökhan Akçura’yı aradım. Neden bu haliyle oynanamaz? “Çünkü” dedi, “Osmanlı’da olamayacak şeyleri biraraya getirmiş, Osmanlı’yı bilmeden yazmış Cervantes. Tutarsızlıklar var. Bu haliyle oynanırsa tarihçiler bu nasıl iş der.”
Evet oyunda oryantalist bir bakış açısı var.
Ama bu ne zamandan beri sakıncalı bulunuyor?
Ayrıca “Yüce Sultan” komik, kurgusal, renkli bir yapıt, tarihe not düşmek yazılmış bir belgesel değil.
Tarihçiler bir sanat eserine niye belgesel gözüyle baksın?
İşte bu kafa dardır.
Cervantes’e tutarsız raporu veren de, bunu bu haliyle nasıl oynarız diyen de, tüm bunları haklı bulup rejisörden değişiklik talep eden de ufku dar bir kafa yaspısının endişe verici üretimi.
Bence bu kafayla Godot da oynanamaz.
Saçmadır çünkü diyalogları, absürttür baştan ayağa.
Sonunda zaten bir türlü gelmez Godot.
Böyle oyun mu olur, Türkiye’deki versiyonunda beklenen Godot gelmelidir örneğin.
Bu kafanın egemen olduğu, kültür erozyonunun hakim kılındığı bir diyara fazladır hem Godot hem Yüce Sultan, kanımca.
Bırakalım dağınık kalsın.

MEREDITH’I AYDINLATAYIM

Eski manken ve oyuncu Meredith Ostrom üç yıldır resim yapıyor. GQ dergisine verdiği röportajda tablolarıma niye bu kadar rağbet var anlayamadım demiş. Ortaya çıkan eserlere bakınca ben de kendisi gibi şaşırdım.
Önce hayranlarına bakalım: Gürcistan Başbakan’ı Sakaşvili, Kaddafi ve Salman Rüştü. Bir gariplik var sanki değil mi?!
Peki nasıl oluyor da Londra’nın iyi bir müzayede evinde sergi açabiliyor ve yok satıyor?
Sonra uyandım. Meredith tablolarını fırçayla değil, çıplak vücuduna sürdüğü boyalarla yapıyor. Hatta bunu bir şova dönüştürmüş... Çeşitli açılışlarda transparan bir perdenin arkasına geçip soyunuyor ve 10 dakikada tuvalde eserini vücuda getiriyor.
Tablolarının çok satmasının sebebi plastik sanatlara olan yeteneğinden ziyade bu erotik şovu olabilir. Yani bana öyle geldi, hakkını yemeyeyim yine de.

BOTERO’NUN ZAYIFLIĞI

Şişman insanların ressamı Fernando Botero son derece popüler... Tabloları layıkıyla pazarlanıyor ve mutlaka satıyor. O yüzden Botero’yu İstanbul’a bir galeri getirseydi ve şu anda Pera Müzesi’nde olduğu şekliyle sergileseydi eleştirecek bir yön bulamazdım.
Ama bir müzenin görevi ve varoluş sebebi ziyaretçisine görünenin ötesinde bilgiler vermek, onu gidemediği yerlere götürmek değil midir?
Pera Müzesi Botero’nun tablolarını yanyana dizmek ve Latin Amerika’yı üç paragrafla anlatmakla yetindiği için beni hayalkırıklığına uğrattı. En basitinden sanatçının memleketi olan Kolombiya’nın sömürge altında olduğu dönemleri anlatabilir, fırsat bu fırsat kolonyalizmin sanatı nasıl etkilediğine değinebilirdi.
Bir müze olarak böyle yapması daha uygun olmaz mıydı?
X