Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yorum sizin!

Zeynep ATİKKAN

Dört karılı değil dört tanıklı devlet nihahı!

Bilindiği gibi son yıllarda nikah kıyma sektörü oluştu. Kıyılan şeyin adı nikah, özü ise güç gösterisi.

Sümer Oral hızını alamamış oğluna dört şahit getirtmiş. Tanıkların birisi Kenan Evren, zaten işi gücü bu. Süleyman Demirel-Mesut Yılmaz ikilisi de bakkal, market filan açıp nikah şahitliği yapmayı ülke yönetmenin öncelikli gündemi olarak görüyorlar.

Başka bir ülkede, siyaset adamlarının bizde olduğu gibi nikahlarda tanıklık etme takıntısı var mı bilmiyorum...

Biz de var. Tanık olamayan küsüyor. Hikmet Çetin'e de ‘Buyur sen de gel’ demeselermiş alınacakmış.

Bu evlilik aktiyle Sümer Oral eşine dostuna Türk establishment'inin, yani yönetici kaymağın parçası olduğunu gösterdi. İki Cumhurbaşkanı, bir merkez sağdan establishment parçası, bir de merkez soldan...Siyasi gelecek sağlam, siyasi garanti mutlak filan.

Kaynanaların, kayınpederlerin hesaplarını bilmiyorum ama nikahı kıyılan gençlere acımamak elde değil. Çünkü bu gençler, geçmişlerini süsleyen sıcak bir baba dostunu, şefkat dolu bir teyzeyi ya da çok sevilen bir arkadaşı tanık yapma şansına sahip değiller. O en özel günde bile medyanın ve de peder beyin siyasi hesabının malzemesi olmak var işin içinde.

Bireyin gelişemediği toplumlarda bireyin en ‘özel günü’ işte böyle ‘devletleşir’.

Yorum sizin.

* * *

Artık demode bir kurum olan ‘first lady’liği pek sevmiş görünen Berna Yılmaz önceki gün yaptığı açıklamada ‘Çok tehdit alıyoruz ama Mesut kararlı, çeteleri yok edecek’ demiş.

Kısaca şöyle demek istiyor:

‘Eşim canla başla çalışıyor bu memleket vatan için. Gecesi gündüzüne karıştı. Üstüne bir de tehdit alıyor. Aman halkımız kıymetini bilsin’ gibilerinden.

First Lady'liği bu kadar çok sevince bilmek gerekir ki bu işin içinde tehdit, tehlike vs. vardır. Her başbakan ve başbakan eşi tehdit alır. Zaten eğer bir başbakan hiç tehdit almıyorsa haber olur.

Durum bu. Yorum sizin.

* * *

Türkiye'de anlaşılmayan bir değer daha var...O da ekonominin purolu bakanı. Nedense O da ders verme saplantısına takılmış kalmış. ‘Ben yaptım, ettim, söyledim vs’...Türkiye'deki işler yetmiyormuş gibi Rusya'ya kriz çözmeye gidiyor. Bu işleri çok sevdi.

Rusya'da iken Türkiye'de borsa iniyor çıkıyor. ‘Kriz geldi, geliyor’. Her kafadan başka bir ses çıkıyor. O, Rusya'dan anlatıyor. Ekrandan borsaları izliyor. (Bu da kendine göre modernite göstergesi). Bir zamanlar Tansu Çiller'in beyninin yarısı vardı O da Japonya'dan üfürürdü.

Sonra haberler çıkıyor. ‘Rus basını Taner’i övdü' diye. Hapimiz biliyoruz ya Rus basını önemli bir basındır! O övdü mü sırtımız yere gelmez.

Kaç kişiye nasip oldu Rus basınından övgü almak?

Yorum sizin.

* * *

Başbakan Yılmaz, ‘Çakıcı devleti kullandı’ demiş.

Bu veciz cümleyle devleti mi aklıyor Sayın Yılmaz?

Başbakan, nikah işlerini bitirince davetlere gidiyor ve konuşuyor. Yani ülkenin en önemli gündemi davetlerdeki demeçlere yerleştiriyor.

Konuşan Başbakan... Yürütmenin başı. Her işin başı, tepesi.

Peki devleti neden kullandılar, nasıl kullandılar, kullanmak için kimden güvence aldılar? Bu soruların yanıtı yok.

Konuşmayınca medyaya manşet olmam endişesi artık patalojiye dönüşmüş. En ‘ciddi siyaset adamı’ diye bellediklerimizin haline bakın.

Basının, bu davetleri neden hiç kaçırmadığını anlamak zor değil. Çünkü düşünmeden konuşanların yoğunluğu oralarda!

Yorum gene sizin.













X