GeriSpor Yorulmayan Türk'ün maceraları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yorulmayan Türk'ün maceraları

ABD'de şampiyon atlet sıfatını kazanan Eşref Aydın 50 yıl sonra müthiş bir sürprizle karşılaştı

Dolu dolu yaşayan herkes gibi 78 yaşındaki Eşref Aydın'ın hayatı da roman. Atletizm müsabakası için gittiği ABD'de 6 yıl kalıp, sırasıyla şampiyon atlet, öğrenci, koca ve baba olmuş. Askerlik için Türkiye'ye dönünce ABD sayfası kapanmış mecburen. Türkiye'de yeni bir hayata başlamış. Yeni eş, yeni çocuklar, işadamlığı, Fenerbahçe Kulübü ikinci başkanlığı derken neredeyse 50 yıl geçmiş aradan.

Aradan yarım asır geçse de Amerika'daki geçmişi Eşref Aydın'ın yakasını bırakmamış. Amerika'da 1.5 yaşındayken bıraktığı kızı büyümüş. Evlenmiş, Nate adında bir torun doğurmuş. Nate de büyükbabası gibi atlet olmuş. Büyükbabasının okulu Nebraska Üniversitesi'ne gitmiş. Büyükbaba yıllar sonra hem torununu ziyaret edip, hem de üniversite kampusunda eski günlerini yad etmek isteyince hayatının en güzel sürprizlerinden biri ile karşılaşmış: 50 yıl önce hak ettiği ama Türkiye'deki askerlik araya girince alamadığı Nebraska Üniversitesi İş İdaresi Bölümü diploması.

ULUS'TAN NEBRASKA'YA

Hikáyenin başına döndüğümüzde Eşref Aydın, Ankara Ulus Meydanı'nda Büyük Atatürk Koşusu'nda ipi göğüsleyen genç bir atlet olarak karşımıza çıkıyor. Yıl 1940. İkinci Dünya Savaşı yılları.

Bu yıllar boyunca Türkiye'de katıldığı her koşuyu kazanan parlak bir atlet olarak kendi efsanesini yaratıyor. Savaş bitiyor. Uluslararası yarışmalar tekrar başlıyor. Eşref Aydın'ın gözü yukarılarda. Yabancı rakipleriyle yarışma, boynuna olimpiyat madalyaları geçirme hayalleri kuruyor. Beklediği fırsat kısa zamanda ayağına geliyor. Savaş sonrasında dünyanın en önemli spor olaylarından sayılan ABD'deki yarışlar için Balkanlar'dan bir atlet isteniyor. Eşref Aydın seçmelere giriyor. Kazanıyor. Yıl 1947. Önce ABD'ye gidecek hemen ardından da Avrupalı rakipleri ile yarışmak için Finlandiya'ya. ABD'de koştuğu ilk uluslararası yarışta, 5 bin metre koşusunda üçüncü oluyor.

YORULMAYAN TÜRK

Nebraska Üniversitesi, yarışı son metrelere kadar başta götüren genç Türk'ü bırakmak istemiyor. Rektör Eşref Aydın'ı ofisine çağırıyor, 'Kal burada, bizim için yarış' diyor. Eşref Aydın, 'Türkiye'deki işim gücüm, Finlandiya'daki yarışım' diyecek oluyor. Rektör kararlı, 'Türkiye'deki işinden ne kadar kazanıyorsun?' diye soruyor. Eşref Aydın o zamanlar Haydarpaşa Lisesi'nde beden eğitimi öğretmenliği yapıyor. '125 lira kazanıyorum' cevabını veriyor. Rektör, 'Ben sana okulda burs ve 125 dolar maaşla iş sağlıyorum' diyor. Genç atlet Nebraska'da kalıyor. Fenerbahçe Kulübü, bir yarış için gönderdiği atletini Amerika'ya kaptırıyor. Fenerbahçeliler başlangıçta Eşref Aydın'a biraz kırılıyorlar ama sonra onunla gurur duyuyorlar. Eşref Aydın, Nebraska Üniversitesi için kazandığı yarışlarla ünleniyor, Nebraska basını ona 'Yorulmayan Türk' adını takıyor.

AMERİKA'DA EVLİLİK

İstanbul'da rahat bir hayata alışan Eşref Aydın, Amerika'da iş, okul, antrenmanlar ve yarışlar derken çok yorucu bir temponun içinde buluyor kendini. Fırsatlar ülkesinde başarı için disiplin birinci koşuldur. Bir gün atletizm takımıyla Colarado'da bir yarışa giderken yolda yemek molası verirler. Antrenör kural gereği atletler için yemek siparişini kendi verir. Eşref Aydın, bir kereden bir şey olmaz deyip kuralı bozar. Yemekten sonra kendiği bildiğini okuyup bir de çikolata yer. Eşref Aydın'ı çikolata yerken gören antrenör Ed Weir deliye döner, takımın yıldızı olduğuna aldırmaz, genç atleti oracıkta takımdan atar. Eşref Aydın'ı tekrar takıma alması için takım arkadaşlarının yol boyunca yalvarması gerekir.

Sporcu disiplini içinde yaşarken tanıştığı Virginia, Eşref Aydın'ın okul, iş, spor sahası arasında mekik dokuduğu hayatına bir soluk getirir. 1949'da evlenirler. Ertesi yıl kızları Marsha dünyaya gelir.

Bir yandan da üniversitenin iş idaresi bölümünde okuyup, bir yandan da pistlerde başarıdan başarıya koşan Eşref Aydın'a bir gün Türkiye'den bir mektup gelir: 'Çabuk gelmezsen askerlik süresi uzayacak.'

Diplomaya hak kazanacak kadar kredi toplayan Eşref Aydın, askere gitmek için Virginia ve Marsha'ya veda eder. Kısa süre sonra döneceği için diplomasını da almaya gerek duymaz. Eşref Aydın gün saydıkça askerlik süresi uzar. Virginia ile iki yıl ayrı kalırlar. Hem de asker ocağındaki imkansızlıklar yüzünden haberleşemeden geçen iki yıl. Amerikalı eş 'Yorulmayan Türk'ün kendisini terkedip gittiğini zanneder, başkasıyla evlenir. Eşref Aydın askerlik sonrası bunu haber alınca ABD defterini kapatır. Türkiye'de iş hayatına atılır. İş hayatında kazandığı başarılara rağmen, Amerika'da bıraktığı diploması içinde bir uhde olarak kalır yıllar boyunca. İş adamlığının yanında spor yöneticiliğini de sürdürür. Fenerbahçe Kulübü'nde yöneticilik yapar, genel sekreter, asbaşkan ve futbol şubesi sorumlusu görevlerini yürütür.

MAZİ PEŞİNİ BIRAKMIYOR

Yıllar geçer, Amerika geçmişi Eşref Aydın'ın yakasını kolay bırakmaz. Aradan yirmi yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen Amerika günleri ve ardında bıraktığı küçük kızı aklından çıkmaz. Yılbaşı arifesinde Londra'ya yaptığı bir seyahatte nostaljisi doruk noktasına ulaşır. Eski eşine telefon eder. Eski eş aradan geçen yıllara rağmen kendisini tatlı dille karşılayınca, Eşref Aydın cesaretlenir. Ertesi gün uçağa atladığı gibi Nebraska'da alır soluğu. Eski eş defterini çoktan kapamıştır ama kalbi yıllar sonra ilk kez göreceği kızı için heyecanla çarpar. Sevgili Marsha ile karşılaşması çok sıcak geçer. Baba-kız ayrılamazlar. Anne de izin verince Marsha babasıyla birlikte Türkiye'ye gelir, okulu açılıncaya kadar babasının yeni ailesiyle birlikte kalır. İşte bu noktada İstanbul'da işler biraz karışır. (Eşref Bey de zaten bu bölümleri biraz

alçak sesle anlatıyor.) Neyse sonunda sular durulur. Baba kız sıcak ilişkilerini hep korurlar.

TORUN SÜRPRİZİ

Marsha büyüyüp, evlenir. Eşref Aydın'a Nate adında bir torun verir. Torun Nate büyüyünce hoş bir sürpriz çıkar ortaya. Torun Nate 'Yorulmayan Türk'e çekmiştir. Büyükbabanın genleri sayesinde doğuştan atlet olan Nate katıldığı yarışlarda kazandığı başarılarla tıpkı büyükbabası gibi gazete sayfalarını süsler. Kaderin cilveleri burada da son bulmaz. Nate de tıpkı büyükbabası gibi Nebraska Üniversitesi'ne kaydolur. Okulun atletizm takımının yıldızı olur. Büyükbabasının 50 yıl önceki başarılarını tekrarlamaktan gurur duyan Nate geçtiğimiz yıl büyükbabasını üniversitenin kampusuna davet eder. Torununun gururunu paylaşmak ve eski günlerini yad etmek için üniversite kampusuna giden Eşref Aydın, bir sekreterle sohbet ederken 'Ben de 50 yıl önce burada okudum. Ama şartlar elvermedi, diplomamı alamadım' der, laf arasında. Sekreter bilgisayar kayıtlarına bakıp birkaç dakika geçmeden Eşref Aydın'ın şaka sandığı şu cevabı verir: 'Siz kredinizi doldurmuş, diploma almaya hak kazanmışsınız. Diploma törenine katılın, torununuzla birlikte diplomanızı alın.''

DİPLOMA TÖRENİ

Türkiye'de yarım asır süren iş adamı kariyeri boyunca eksikliğini hep hissettiği diplomasına 50 yıl geçtikten sonra kavuşacağına inanamaz, Eşref Aydın. Mutluluktan havaya uçar. 50 yıl öncesine döner. Genç öğrencilerle bira tokuşturur.

19 Aralık 1998'de yapılan diploma töreninde bir taşla iki kuş vurur. Nebraska Üniversitesi'nin 1998 yılı mezuniyet töreninde yarım asır gecikmeyle de olsa kendi diplomasını almakla kalmaz, torunu Nate'in mezuniyetini görme mutluluğunu da tadar. Aynı törende diplomalarını alan büyükbaba ve torun mezuniyet listesine adlarını birlikte yazdırarak kırılması güç bir rekorun sahibi olurlar. Nebraska Üniversitesi bu inanılmaz olayı bir basın toplantısı düzenleyerek duyurur. Büyükbaba ve torun birlikte anlatırlar hikayelerini. 'Yorulmaz Türk' 50 yıl öncesi gibi yine bir başarı öyküsüyle Nebraska gazetelerinin birinci sayfalarına yerleşir.




Yorumları Göster
Yorumları Gizle