Gündem Haberleri

    Yorgun Savaşçı filmini İlhan Selçuk mu ihbar etti

    Sefa KAPLAN
    31.01.2002 - 02:23 | Son Güncelleme:

    Gerek Türk sinemasının, gerekse TRT tarihinin en pahalı prodüksiyonlarından biri olan ve Halit Refiğ tarafından çekilen ‘‘Yorgun Savaşçı’’ 12 Eylül'den sonra yakıldığında, dönemin koşulları dolayısıyla işin üzerine gidilemedi.

    Zamanla da unutulup gitti. Ancak, unutmayan birisi de vardı elbette. Hem kendisine, hem de Kemal Tahir'e büyük bir haksızlık yapıldığını düşünen Halit Refiğ, yıllar sonra ‘‘Yorgun Savaşçı’’ dosyasını yeniden açıyor.

    Belki çokları hatırlamaz, şimdi Dışişleri Bakanı olan İsmail Cem, 1980 öncesinde TRT Genel Müdürü'ydü. O dönemde de, başta ‘‘Aşk-ı Memnû’’ olmak üzere pek çok filmin yapılmasına zemin hazırlamıştı. ‘‘Yorgun Savaşçı’’ da böyle gündeme gelen bir projeydi zaten. Kemal Tahir'in yakın dostu olan yönetmen Halit Refiğ, Genelkurmay'ın da bütün imkánlarıyla destekleyeceğini söylediği projenin onay almasından sonra kolları sıvar. Bu arada önce TRT yönetimi, arkasından da ülke yönetimi değişmiş ve 12 Eylül olmuştur. Tam da bu günlerde, Cumhuriyet Gazetesi ‘‘Yorgun Savaşçı’’ filminin aleyhine büyük bir kampanya başlatır. Kampanyanın mimarı da, gazetenin temel taşlarından İlhan Selçuk'tur. Selçuk, hem Kemal Tahir'i, hem de ‘‘Yorgun Savaşçı’’yı suçlayan birkaç köşe yazısı yazar. Halit Refiğ'e göre, ‘‘Yorgun Savaşçı’’nın yakılmasına uzanan süreci, İlhan Selçuk'un bu yazıları başlatmıştır. Refiğ, şunları söylüyor: ‘‘TRT denetiminden geçmesi gereken bir aşamada Cumhuriyet Gazetesi tarafından ‘TRT Yorgun Savaşçı'yı filme çekmemelidir. Kemal Tahir, milli mücadele tarihini saptırmıştır. Kemal Tahir, Atatürk düşmanıdır. Bir Atatürk düşmanının eseri TRT tarafından çekilmemelidir' diye kampanya başlattı. Bu kampanyayla senaryonun denetime girmesi eşzamanlıydı. Ve Yorgun Savaşçı'yı denetleyen Hadi Şenol adlı memur, İlhan Selçuk'un Cumhuriyet Gazetesi’nde TRT'nin Yorgun Savaşçı'yı niçin filme çekmemesi gerektiğini ifade eden cümleleriyle aşağı yukarı noktası virgülüyle aynı ifadeleri içeren olumsuz bir denetim raporu verdi.’’

    REFİĞ’İN KİTABINDAN SEÇMELER

    Fena Halde Leman rolünde Deneuve

    1986 yılında Lokman Kondakçı bir film şirketi kurdu. Beni de davet etti ve dedi ki, ‘‘Ben uluslararası bir film yapmak istiyorum. Bana bir tasarı söyler misin?’’ ‘‘Söylerim’’ dedim, ‘‘Attila İlhan'ın Fena Halde Leman romanı. Çünkü buradaki Leman aslında Türkleşmiş bir Fransız kadınıdır. Roman kısmen Fransa'da geçmektedir. Dolayısıyla bu rol önemli bir Fransız kadın oyuncuya oynatılırsa, uluslararası olmakta önemli bir adım atılır’ dedim. Lokman Kondakçı tasarıyı benimsedi. Attila İlhan'dan telif hakları satın alındı. Attila İlhan senaryoyu benim kendi düşündüğüm tarzda yazmam için rıza gösterdi. Bu arada Catherine Deneuve'le temas kuruldu. Senaryo tamamlanıp çekimlere girişileceği sırada, adını şimdi unuttum, Lokman Kondakçı'nın film şirketlerini yürütecek zatla benim aramda bir anlaşmazlık çıktı. Orada Lokman Kondakçı ya benden ya da adamından vazgeçecekti. Benden vazgeçti. Fena Halde Leman da kaldı.

    Filmlerimin parası kaçakçılardan geliyor

    Ben Fethullah Gülen Hoca Efendi cemaatinin iç yapısını bilemem. Ama bana, bu cemaatin önde gelen kurucularından biri olan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'ndan istediğim bir filmi yapmamı sağlayacakları teklifi geldiğinde, ‘‘Aman bunlar kimdir’’ diye içimden bir tereddüt geçmedi. (...) Çünkü sinema bütün dünyada genelde kara paranın hakim olduğu, çok büyük ölçüde uyuşturucu paranın, beyaz kadın ticaretinin, içki sanayiinin arkasında bulunduğu bir alandır. (...) Ben geçmişte kendi yaptığım filmlerin önemli bir bölümünün gangsterlerden, kaçakçılardan geldiğinin bilincindeydim.

    'Teyzem'i ilk kez Müjde Ar getirdi

    Ümit Ünal o tarihte İzmir'de sinema-TV bölümünden mezun olmuş bir genç sinemacı adayı. (...) Müjde Ar'a kendi teyzesinden bahsetmiş. ‘‘Size çok benzerdi. Talihsiz bir hayatı oldu. Sizi de çok severdi. Ben onun hakkında bir senaryo yazmak istiyorum. Siz oynar mısınız?’’ diye. Müjde'nin de patolojik hadiselere karşı özel bir ilgisi olduğu için bu teyze hikáyesindeki ruhsal durumlar, dengesizlikler ilgisini çekmiş. Teşvik etmiş Ümit'i. O da yazmış. Milliyet gazetesinin senaryo yarışması varmış o yıl. Oraya sokmuş. Selim İleri falan da jürideymişler. En iyi senaryo ödülünü vermişler.

    Gencebay müthiş opera yazabilirdi

    Her ne kadar ben o musikiye büyük bir yakınlık duymasam da (Leyla ile Mecnun) Orhan Gencebay'la iyi bir çalışmaydı. Kendisi çok iyi, çok efendi bir insan. Sonra şunu da söyleyeyim. Ben bu çalışma sırasında anladım ki Orhan Gencebay yabana atılacak bir adam da değil. Gerçek musiki cevheri olan bir insan. Zamanında kendisini belli bir yola yönelttiği için o yolda sivrilmiş. Ama Orhan Gencebay'da gerçekten bir musiki cevheri vardı. Yani sahici bir müzik yaratıcısıydı. Eğer formel bir müzik eğitimi görmüş olsaydı, belki müthiş operalar yazabilirdi.

    Filmin arkasındaki siyasi irade Ecevit’ti

    TRT bana ancak Bülent Ecevit yeniden başbakan olduğu 1978 yılında ‘‘Yorgun Savaşçı’’ görevini verdi. Yani Aşk-ı Memnu'nun gösterildiği, 1975'ten 78 yılına kadar, filmin başarısına rağmen TRT bana başka film yaptırmadı. Burada adını anmakta çok büyük fayda var. Aşk-ı Memnu'nun yapıldığı sırada başbakan Ecevit'ti. Daha sonra Yorgun Savaşçı'nın yapılmasını sağlayan siyasi irade de yine başbakan Ecevit'ti. Yorgun Savaşçı hiç kuşkusuz Bülent Ecevit'in eğilimiydi. Bunu şuradan da çıkarıyorum: 1975 yılında Aşk-ı Memnu gösterildikten sonra Bülent Ecevit'le bir vesileyle bir araya geldik. O tarihte artık başbakan değildi. Milliyetçi Cephe (MC) hükümeti kurulmuştu. Belli bir süre sonra İsmail Cem de görevden alınmıştı. İşte böyle bir dönemde Bülent Ecevit Aşk-ı Memnu'yu kastederek bana, ‘‘Devlet öncülük yaptığında Türkiye'de sinema alanında çok başarılı işler yapılabileceğine dair bir inancım vardı. Siz bunu gerçekleştirip bana kıvanç verdiniz’’ dedi.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı