"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Yöneticilerimiz de fedakárlık etmeli

DÜNYADAKİ ekonomik krizin "lüks kamu harcamalarını" etkilemediği anlaşılıyor.

Maliye Bakanlığı, kamu kuruluşlarında kırtasiye malzemelerinin alımını bile kısıtlıyor ama gelecek yıl Başbakanlığa 12 yeni cip alınacak. Bütçeye konan ödeneğe göre bakanların kullanması için de 5 yeni makam aracı alınacak.

Elbette "Başbakan ve bakanlar işlerine otobüs-dolmuşla gitsinler" gibi ucuz popülizm yapmayacağım.

Türkiye Cumhuriyeti, yöneticilerinin işlerini rahatça yapabilmeleri için yeterli olanağı sağlayacak güçte.

Ancak böyle bir ortamda, herkesten fedakárlık beklenirken, kamu yöneticilerinin de harcamalarında daha titiz davranmalarını beklemek, kamuoyunun hakkıdır.

Bu alımlar mutlaka yapılması gerekiyorsa da bunun nedenleri ile ilgili olarak kamuoyuna tatmin edici bir açıklama da yapmak doğru olur.

Yeni makam aracı ihtiyacı neden doğuyor, öncekiler çok mu eskidi, bugün alınmazsa kamu hizmetlerinin görülmesinde ne gibi aksaklıklara neden olabilir gibi elle tutulur, somut bir açıklama yararlı olacaktır.

Toplum olarak, önemli sorunlarla karşılaştığımızda zorluklara sesimizi çıkarmadan katlanmak gibi bir alışkanlığımız var.

Eminim ki bu küresel finansal kriz ve durgunluk Türkiye’yi de daha çok etkilemeye başladığında yine aynı şey olacak.

Başımızdaki yöneticilerimizin de bizimle benzer fedakárlıkları yaptıklarını öğrenmemiz bu açıdan da iyi olur.

Koruyanı cezalandırmadan çözülmez

İŞKENCE ve kötü muamelenin bir türlü önlenemiyor olmasının en temel nedeni, bu tür davranışlarda bulunan personelin amirlerinin tutumudur.

İşkence ve kötü muameleye karışanlar ile ilgili soruşturmanın engellenmesi, geciktirilmesi, amirlerin koruyucu tutumlarından kaynaklanıyor.

İstediğiniz kadar kanun değiştirin, istediğiniz demeci verin bu tutumu değiştirmediğiniz ya da böyle davranan amirleri cezalandırmadığınız sürece bu konuda bir ilerleme sağlayabilmeniz mümkün değil.

Adalet Bakanı, işkencede ölen Engin Çeber ile ilgili olarak bizzat özür diledi. Hükümet, yetkili ağızlarından işkenceye müsamaha göstermeyeceğini açıkladı. TBMM İnsan Hakları Komisyonu, işkencenin varlığını bizzat tespit etti.

Ancak gelebildiğimiz nokta şu: Olayı araştıran İçişleri Bakanlığı müfettişleri "Soruşturulacak bir konu yok" dediler, bizzat Emniyet Müdürü çıktı ve "Karakolda dayak olayı olmadı" dedi.

Oysa tutukluların cezaevine getirilişlerini kaydeden güvenlik kameralarının filmleri ve doktor raporları, tutukluların poliste de kötü muamele gördüklerini tartışmaya yer bırakmayacak şekilde açıklıyor.

Hükümetin bu konudaki samimiyetine güvenebilmemiz için yapılması gereken belli: Böyle koruyucu bir tutum içinde olan emniyet müdürünü görevden almak!

Bu öyle bir ders olmalı ki bundan sonra benzer olayları örtbas etmek isteyen amirler de meseleyi en az iki kere düşünmek zorunda kalsınlar.

Bu yapılmadığı sürece dökülen gözyaşlarının da, dilenen özürlerin de bir değeri yok!

AKP bu tuzağa düşmemeli

İÇİNDE bulunduğumuz kritik ekonomik dönemde, ihtiyacımız olan son şey bir siyasi kriz daha çıkarmak olmalı.

MHP’nin, AKP’ye yaptığı "Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini yeniden belirleyelim" çağrısı, böyle bir tuzak içeriyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu çağrıya "Şu anda çok ciddi bir dönemden geçiyoruz, daha özgürlükçü bir Anayasa için hep birlikte çalışalım, ancak önce ekonomideki şu toz-duman bir dağılsın" yanıtını vermesini beklerdim. Ama böyle bir şey söylemedi.

Tam tersine, hükümetin dar görüşlülüğü nedeniyle erken önlemler alınamadığı için işler daha kötüye giderken bu "bir fırsat olarak" görülüyor gibi geliyor bana.

Türban üzerinden, parlamenter sistemin güçler ayrılığı ilkesini tehlikeye düşürecek ve içinden çıkılması zor bir rejim tartışmasına girişmek, hükümetin yerel seçimler için bir stratejisi olabilir.

"Önce yerel seçimleri alalım, sonra nasıl olsa ekonomiyi toparlarız" gibi bir düşüncenin tehlikelerine dikkat çekmek istiyorum.

İçine yuvarlanmakta olduğumuz kriz, iş işten geçtikten sonra alınacak önlemlerle aşılabilecek basitlikte değil.

Bütün dünya durgunluğa çare ararken, piyasaları, üretimi ve tüketimi canlandıracak formülleri konuşurken geç kalmak, krizden başkalarının yiyeceğinden daha ağır bir darbe yememize yol açabilir.

Son ekonomik krizin siyasi yansımalarının iktidar partileri için hiç de iyi olmadığını hatırlatayım.

AKP, MHP’nin uzattığı eli tutup, kendimi kurtarayım hesabını yaparken o el ile birlikte dipsiz bir kuyuya düşebilir. Normal olarak AKP’nin böyle bir darbe yemesine üzülecek değilim elbette.

Ancak o darbe önce çaresiz, dar gelirli, sıradan vatandaşı vuracak ki bunu isteyebilmek için bir insanın, en temel insani duygularını yitirmesi gerekiyor.
X