"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Yöneticilerimiz bu bayrağı yükseltmeli

ARTIK “toplumsal israf ile mücadele” konusunda yeni bir silahımız var: Mal ve hizmetlere zam yapmak!

Bu da Türklerin, makro iktisat teorisine ve kamu yönetimi bilimine yeni bir katkısı olarak tarihe geçmeli.
İsrafı önlemek için ÖTV’nin arttırılmasından sonra Sağlık Bakanı Recep Akdağ da israfı önlemek için sağlıkta alınan katkı paylarına zam yapmayı düşündüğünü açıkladı.
Amaç gereksiz yere hastalanmaları ve bu nedenle hastanelere gitmeyi frenlemek, acil servislerin yükünü azaltmak!
İnsanlarımıza yapılan bir tür “vitamin ve mineral takviyesi” gibi bir durum yani.
Bir ilaç içmeniz gerekmiyor, cebinizden birkaç lira vereceksiniz, böylece bağışıklık sisteminiz de güçlenecek.
Bu aynı zamanda tıp bilimine de hükümetimizin küçük bir katkısı, değeri ileride anlaşılacak.
Şimdi iş kalıyor yöneticilerimizin de bu israfı önleme ve tasarruf kampanyasına katılmalarına.
İşe o kocaman Mercedes’leri garaja çekerek ve hatta ikinci el piyasasında satarak girişebilirler.
O benzin canavarı otomobillerin yerine, daha az yakıt kullanan hatta elektrikle çalışan küçük otomobillerden almaları en doğrusu olacaktır.
Böylece hem pahalı parça ve bakım masrafları düşecek hem de yakıt tüketimleri azalacaktır ki bu da bir taşla iki kuş vurmak demek! Azalan akaryakıt harcamasının cari açığa olumlu katkısı da cabası!
Örnek olması için önce Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın bu yolu açması gerekiyor.
Tasarruf bayrağını, cari açık burçlarına dikmenin en iyi yolu buradan geçiyor çünkü!

Bize çok uzak bir örnek olay!

UGANDA Devlet Başkanı Yoweri Museveni, iktidara geldiği 1986 yılında, fakir ülkelerin devlet başkanlarının özel jetlerle gezmelerini eleştirirken şöyle bir söz de söylemiş: “Ekselans majesteleri New York’taki Birleşmiş Milletler toplantısına özel jetleriyle gidiyorlar ama halklarının yüzde doksanı yalınayak yürüyor!”
Monocle dergisinin ekim ayı sayısındaki bir haberde de şu andaki durum anlatılıyor.
Başkan Museveni’nin 1 adet Gulfstream V özel jeti var. Bunu yurtdışına gidiş gelişlerinde kullanıyor. Sadece kendisi değil, ailesi de. En son kızının Almanya’ya bu özel jetle gittiği biliniyor.
Başkan’ın ülke içinde evinden ofisine giderken ya da yurt gezilerinde kullandığı Rus yapımı bir tane de helikopteri var. Mil Mi 17 model uzun menzilli bu helikopteri sadece kendisi kullanmıyor, Somali Devlet Başkanı gibi yakın dostlarının kullanımına da tahsis ediyor.
Başkan Bey’in her biri Almanya’da 300 bin Euro karşılığında zırhlanmış üç adet de arazi aracı var. İki Mercedes Benz G 500, bir adet Toyota VX Land Crusier!
Museveni, yeri geldiğinde “evinde oturup, çiftliğindeki inekler ile uğraşmayı, devlet başkanlığına tercih ettiğini” de söylüyormuş ama bu lüks tutkusundan da bir türlü vazgeçemiyor. Halkın yüzde 30’unun günde 1 doların altında bir gelir ile geçinmeye çalıştığı bir ülkede bunu yapıyor.
Bize bir hayli uzak ve ekonomik durumu bizimkinden hayli geri olan bir ülkenin özel bir sorunu gibi görünüyor, ama ne yazık ki öyle değil. Bu aynı zamanda devlet yöneticilerine hâkim olan yaygın bir hastalık ve dünyanın birçok yerinde sayısız örneği var.
İş lafa gelince mangalda kül bırakmıyorlar ama kendi lüks tutkularından da bir türlü vazgeçemiyorlar.
Bir gün nasıl olsa biteceğini bildikleri bir iktidarın keyfini sürmek için mi böyle yapıyorlar, yoksa iktidara geldiklerinde kendilerini her şeyin ve herkesin üzerinde görme hastalığına yakalandıkları için mi?
Hiç iktidara gelmediğim için bilemiyorum tabii. Bilenlere sormak daha doğru olur!

İnsanın öz babası bile yapmaz

DOĞU toplumlarına özgü davranış biçimlerinden biri de halkın devleti bir “baba” olarak görmesidir. Devlet soyut bir kavram olduğu ve yöneticisinin nezdinde somutlaştığı için devletin yöneticisi de kendisini halkın babası gibi görür.
Demokrasilerde pek rastlanan bir durum olmamakla birlikte, bizimki gibi yarı demokrasilerde de bu duruma rastlanabiliyor.
Son günlerde devlet büyüklerimizin bizlere yaptıkları tavsiyelere bakınca bunu düşündüm.
Bize bir “baba şefkati” ile yaklaşıyorlar.
Sigarayı bırakmamız için, daha az içki içmemiz için ellerinden geleni yapıyorlar.
Hatta erken yatıp, erken kalkmamızı da sağlayacak önlemleri, onca işlerinin arasında düşünebiliyorlar.
Cep telefonuyla konuşmanın olası zararlarını önlemek için konuşma sürelerimizin kısaltılmasına da çalışıyorlar.
Ve biz nankör evlatlar, bu duruma tepki duyuyoruz.
Oysa bizleri belki de kendi öz ana-babalarımızdan daha çok düşünüyorlar, kıymetini bilmiyoruz.

X