"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Yonca Evcimik: Ben bu işe baş koydum

Bu mesele kolay halledilebilecek bir mesele değil. Bir yerine el atıyorsun, başka bir yeri elinde kalıyor. Organize olmak gerekiyor. Bu işe baş koymak gerekiyor. Yılmadan usanmadan takip etmek gerekiyor. Tutturuk olmak gerekiyor, inatçı olmak gerekiyor.<br><br>Ve Yonca Evcimik, “Galiba dünyaya gelme sebeplerimden biri bu ülkedeki hayvan meselesini çözmek” diyor. Umutlanıyorum. Ona inanıyorum. Ona, arkadaşlarına ve HAYTAP’a...

3.5 AY İÇİNDE 39 BELEDİYE VE 23 BARINAK ZİYARET EDECEK

-  Kedici misiniz, köpekçi mi?

Hem kedici, hem köpekçi!

-  Ne zaman başladı sizdeki bu hayvan sevgisi?

Kendimi bildim bileli sokakta bulduğum hayvanları toplar, eve getirirdim, özellikle hasta ve yaralı olanları...

-  Şu anda kaç tane var?

10 köpekli bir kadın durumundayım, şikayetçi de değilim. /images/100/0x0/55ea40caf018fbb8f8741fb4

-  İnsanlardan daha çok hayvanlarla mı bir aradasınız?

Ne mutlu bana ki öyleyim.

-  Yani hayvanlarla dost olmak, insanlarla dost olmaktan daha iyi mi diyor musunuz?

Demez miyim, avaz avaz söylüyorum! Bu duygu bende hep vardı. Şuna inanıyorum, bu dünyaya gelmekteki görevlerimden biri bu işi toparlamak. Kim tutar beni, artık yola çıktım, bu işe baş koydum...

HAYVANLARA EZİYET SUÇ DEĞİL KABAHAT

-  Bir dakika, bir dakika, siz şarkıcı olmak için dünyaya gelmediniz mi?

O da var ama hayvanları kurtarmak, onlara yardımcı olmak da var. Onlar kendilerini ifade edemiyorlar. Biz onlara bakmadıkça, bir kap yemek, su vermedikçe, zorlanarak yaşıyorlar. İtiraf ediyorum, benim için hayvanlar insanlardan daha değerli. Zaten araştırmalar gösteriyor ki, hapishanelerdeki katiller, tecavüz suçluları, kötülüklerine çocukluklarında hayvana eziyetle başlıyorlar. Önce kediye, köpeğe işkence, tecavüz, sonra çocuğa yöneliyorlar, sonra engelliye, sonra kadına. Kesinlikle tabloyu böyle görmek lazım, bu sadece bir hayvan meselesi değil yani.

-  Hayvanlara karşı şiddet uygulayanları duyduğunuzda, gördüğünüzde, izlediğinizde ne hissediyorsunuz?

Başbakan söz verdi, hayvanlara karşı suçlar daha ciddiye alınacak

Gerçek olduğuna inanasım gelmiyordu. Bir hayvana nasıl tecavüz edilir, nasıl hamile bir köpeğinin karnı yarılıp, içinden yavruları çıkarılır diyordum. Böyle şeyler sadece filmlerde olur zannediyordum. Yok oluyor, bu ülkede de oluyor. Tuna Arman diye bir tiyatrocu arkadaşımız var, her şey biraz da onunla başladı. Geçen Ağustos, bir imza kampanyası yaptı. “4 Ekim Hayvanlar Günü’ne kadar 50 gün boyuca, her gün şu şu saatler arasında Galatasaray Lisesi’nin önünde oturacağım ve hayvan yasasının değişmesi için imza toplayacağım” dedi. Ben de ona destek verenlerden biriydim. İmzaları topladık, Adalet Bakanlığı’na teslim ettik. Ben Tuna’nın elindeki vahşet fotoğraflarını görünce, fark ettim ki, hayvanlara yapılan işkenceyi, zulmü görmezden geliyormuşum, yok sayıyormuşum. O gün kararımı verdim. En tepeden başlayarak bu işe girişeceğim. Bu benim bu dünyada görevim, ölmeden önce mutlaka gerçekleştirmeliyim. Ama kötü olan da şu: Hayvanlara o kötülükleri yapanları bulsanız bile, bir işe yaramıyor, çünkü cezalandıramıyorsunuz, kanunların yaptırım gücü yok. Çünkü suç değil, kabahat, sigara içmek gibi, veriyor 50 lirayı kurtarıyor paçayı...

-  Siz de yasayı değiştirmek için yola çıktınız, öyle mi?

Evet. Hayvanlarla ilgili durumun değişmesi gerekiyor. Kabahatlar Kanunu’ndan çıkıp Türk Ceza Kanunu’nda suç sayılması gerekiyor ki, cezanın caydırıcılığı olsun.

-  Başbakan’la da bunları mı konuştunuz?

Evet. Bir güzel gelişme de şu: Bu ülkede, bugüne kadar hayvanlarla ilgili bir sürü dernek, vakıf vardı. Şimdi hepsi birleşti ve  HAYTAP’ın (Hayvan Hakları Federasyonu) altında toplandı.

-  Başbakan sizi nasıl karşıladı?

Gayet iyi. Üstelik samimiydi. “Hayvanlarla ilgili kanun değiştirmek çok kolay değil” dedi, “Seçimlerden önce özellikle zor” dedi. Çünkü petshoplarla ilgili bir bölüm var, yunuslarla var, sadece kedi köpekle bitmiyor yani. Bunların hepsinin toparlanması, düzeltilmesi gerekiyor. Ama seçimlere kadar Kabahatler Kanunu’ndan çıkartılıp, suç olarak kabul edilmesi için söz verdi.

BÜTÜN DERNEKLER AYNI ÇATI ALTINDA TOPLANDI

-  Sizin bu federasyonda tam olarak göreviniz nedir?

Ben neyim aslında biliyor musun, bütün bu başıma gelenlerden gaza gelip, ortalığı karıştırıp, bu iş için herkesi bir araya getiren kişi. Bir sürü sanatçı arkadaşımız var, hepsi bir şeyler yapmaya çalışıyor, neresinden tutsak telaşında. Ben onları bir araya getirmeye çalışıyorum. Hayvanları koruma davasında yol alabilmemiz için, bizim tek tek bütün barınakları dolaşmamız gerekiyor mesela. O barınakların, bakımevi haline getirilebilmesi gerekiyor. Bunu da belediyelerle koordine bir şekilde yapmak icap ediyor. Belediyeler, “denetleme” lafından hoşlanmıyorlar, “ziyaret etmek” diyelim, barınakları ziyaret edeceğiz, eksiklerini, yanlışlarını saptayıp, düzelteceğiz. Sonra kontrol etmek demeyelim, yeniden ziyaret edeceğiz.

-  Ve siz, taşın altına elinizi sokuyorsunuz!

Soktum bile! Onlar da bana, bütün kapıları açma sözü verdiler. Çünkü bu iş, gönüllülerle olacak gibi değil. Gönüllü nedir? İşten arta kalan zamanda, bu işe vakit ayıran kişi. Bize 7- 24 gönül verecek insan lazım. Maaşlı çalışacak bir ekip oluşturduk. Veterinerimiz var, sağlık personelimiz var ve daha pek çok arkadaşımız. 3.5 ayda İstanbul’daki 39 belediyeyi ve 23 barınağı ziyaret etmek istiyoruz.

-  Süpermiş!

Üstelik sonra bunu Türkiye geneline yaymak istiyoruz. Tabii bu proje aynı zamanda çocukları da ilgilendiriyor, onları da eğitmek istiyoruz. Belediyenin bize tahsis edeceği salonlarda hayvanlarla ilgili interaktif tiyatro oyunları sahneleyeceğiz, kadromuzda tiyatrocularımız ve dansçılarımız da var. FiYapı da sponsorumuz. Üzerimize düşeni yapmak için harıl harıl çalışıyoruz. Hayalim, en kısa zamanda barınakları gezmeye başlamak.

BARINAKLARI PROZAC ALIP GEZECEĞİM

-  Perişan olacaksınız özellikle Hasdal’a gidersiniz...

Beni iyi tanıyanlar, “Sen gelecek hafta Prozac’a başla!” dediler. Evet ben kötü durumda hayvan görünce perişan oluyorum. Ama yapacak bir şey yok...

-  Gittikten sonra izlenimlerinizi bizimle paylaşacak mısınız?

Tabii ki. Belki sen de gelirsin birkaç tanesine.

-  Beni sevmiyorlar artık...

Neden?

-  Hasdal’ı eleştirdim diye galiba. Belediyeden kimse telefonlarıma çıkmıyor. Başkanı bıraktım, danışmanı bile. 6 milyarlık mamayı da kapıdan geri çevirdiler, almıyorlar, ihtiyaçları yokmuş...

Aa üzücüymüş.

-  Siz belediyenin barınakları için eleştiri yapabileceğinize inanıyor musunuz peki?

Elbette. Kimseyi kırmadan tabii...

-  Ben de dikkatli yazdım, “Her şeyi belediyeden beklemeyelim” filan dedim ama gerçekten içler acısıydı orası. Bunu da sadece ben söylemiyorum, yüzlerce gönüllü söylüyor... Ama şimdi yeniden umutlandım, belki Yonca Evcimik ve HAYTAP el atarsa, bir şeyler düzelir...

Öyle olacak. Bizim niyetimiz kimseyi kötülemek değil, hayvanların daha iyi şartlarda yaşamalarını istiyoruz o kadar. O kadar kararlıyım ki, gerekirse, yine başbakanın kapısını çalarım. Ben onun ağzından “Bu iş olsun”u duydum çünkü...

-  Hasdal’la başlayın bari.../images/100/0x0/55ea40caf018fbb8f8741fb6

Her an, her şey olabilir. Hiç belli olmaz yarın öbür gün Başkaban’la bile gidebiliriz...

Şahika’nın rekoru kırılamıyor

Geçen ay, Avusturya ’nın Weissensee Gölü’nde tek bir nefesle buzun altında uzunlamasına 110 metre giderek, Dünya Rekoru’nu kıran Şahika Encümen’in rekorunu aşmayı denediler.
Ama yapamadılar, olmadı. Deneyenlerin ikisi de dünya rekortmeniydi, biri erkek, biri kadın...
Bu sonuç bize Şahika’nın kırdığı rekorun ne kadar önemli bir şey olduğunu gösteriyor.
Rekor hala onda.
Eylül sonu, derin dalış rekoru kırmak istiyor, ben yine onu izleyeceğim. Siz de izleyin...

Haz anları... haz anları... haz anları...

-  10 yıllık evlilikten sonra, kocamın doğum günümde sürpriz olarak minik bir tekne kiralayıp sevdiğimiz arkadaşlarımızı çağırması, Boğaz’da güneş batarken, beni teknenin önüne götürüp dizlerinin üzerine çöküp, bana aldığı yüzüğü vermesi...
-  Kocaman göbeğimle otururken, içimde benimkiyle beraber, 3 kalp attığını düşünmek...
-  Doğumdan hemen sonra, minicik 2 bebeği aynı anda emzirmek...
-  Çoook aradıktan sonra içime sinen bir bakıcı bulmak ve çocukları güvenle evde bırakıp dışarı çıkmak...
-  3 yıldır açmayan orkidelerin önce tomurcuklanıp sonra açmaları ve onları seyrederek çay içmek...
-  İkiz bebek doğurup, eski kilomdan bile daha zayıf olmak...
-  Onları üç yaşına getirmiş olmak...
-  Sabaha kadar deliksiz uyumak...
(Derya)
 
HAMİŞ: Sizler, hayattan aldığınız minik hazları yazıyorsunuz, Magnum da, iki Yarım Kalan Hayat’a destek oluyor. Sizlere de Magnum’a da teşekkürler...

 

X