Yoksullaşma duracak büyüme zor hissedilecek

Ege CANSEN
05.01.2002 - 02:07 | Son Güncelleme:

Öncelikle krizin sona ermesini bekliyoruz. Kriz, fakirleşme demektir. İktisatçılar buna, milli gelir azalması diyor. 2001'de ihracat artışına rağmen, milli gelirimizin ‘‘sabit fiyatlarla’’ yüzde 9 dolayında azaldığı tahmin ediliyor.

Prof. Asaf Savaş Akat'ın hesaplarına göre, iç talep yüzde 22 dolayında geriledi. Demek ki; ortalama olarak herkes bir yıl öncesine göre beşte bir oranında daha kısıtlı bir hayat yaşadı. 2002'de milli gelirimiz yüzde 4 civarında büyüse, nüfus artışını düşünce, kişi başına net milli gelir artışı, yüzde 2 olacak. Kısaca, fakirleşme duracak, ama zenginleşmeyi zar zor hissedeceğiz. Her halükarda 2000 yılında keyfini sürdüğümüz hayat standardımızın gerisinde yaşamaya devam edeceğiz. Hatırlatmakta fayda var. 2000 yılında ‘‘Satınalma Gücü Kuru’’na (PPP) göre kişi başına milli gelirimiz 7 bin dolara çıkmıştı.

Kriz gider; gittiği gibi geri gelebilir

Pek tabii, bu kriz de bitecek. Türkiye gibi genç nüfuslu ülkelerde, talep canlanması, yaşlı nüfuslu ülkelere göre çabuk oluyor. Bu sebeple, Türkiye'in toparlanması, umulandan kısa zamanda olabilir. Üstelik, Türkiye'nin esnek bir ücret yapısı var. Hamdolsun, ücretler dövize veya geçmiş enflasyona endeksli değil. Öyle olsa, hiper enflasyona yakalanmak işten bile olmazdı. Türkiye, talep düşmesinden doğan krizlere dayanıklı, ama enflasyona karşı bağışıklık sistemi zayıf. Yani, enflasyon düşürme programları bu topraklarda pek başarılı olmuyor. Eğer 2002 yılında, enflasyonu düşüremezsek, bir başka ‘‘fakirleşme’’ krizi çok kolaylıkla kapımızı çalacaktır, bundan kuşku duymayın.

Krizin nüksetmemesi için ne yapmalı?

Siz okumaktan yoruldunuz, ben de yazmaktan. Krizler iki açıktan doğuyor. Birincisi ‘‘döviz açığı’’ ikincisi ‘‘bütçe açığı’’. Döviz açığının çaresi, döviz fiyatlarının ‘‘yüksek’’ seyretmesidir. Türkiye'yi bekleyen bela, bu yıl döviz fiyatlarının olmaması gereken seviyelere düşmesidir. Anlaşılıyor ki; başta Merkez Bankası olmak üzere, bütün ilgililer, 2002 yılında Türk Lirası'nın değer kazanacağını öngörüyor. Hatta bunu bir miktar planlıyor. Bunun, enflasyonun düşmesine faydası var. Ayrıca, döviz tasarruflarının bir kısmının TL'ye dönmesi, ekonomiyi canlandırır. Bu da iyi. Ama ben, Türkiye'de döviz işinin hafife alınmaması gerektiğine inanıyorum. Türkiye'nin kalkınması için ‘‘tek yol ihracattır’’. İhracatın motivatörü de yüksek kur düzeyidir. Bütçe açığının çaresi, devletin küçülmesidir. Daha doğrusu, devlet işletim sisteminin veriminin artmasıdır. Yılın en kritik göstergesi, bütçenin ‘‘faiz dışı fazla’’ rakamı. Bakalım siyasiler ve TÜSİAD bu fazlaya izin verecek mi?

TL'nin erimesi durursa enflasyon durabilir

Kim 500 milyar kazanmak ister? Verin enflasyon nasıl düşer sorusuna cevabı, alın 500 milyar lirayı. Sıkı durun cevabı veriyorum. Parayı da istemiyorum. Nasıl olsa jüri, benim cevabımı kabul etmeyecek. İşte cevap: Herhangi bir gün, her hangi bir anda göklerden ‘‘enflasyon bu an itibariyle durmuştur’’ diye bir ses gelse ve herkes o sese inansa, enflasyon o saniye durur. Bu peri masalının pratik anlamı, halkın TL'nin değerinin düşmeyeceğine inandığı an enflasyon durur demektir. İnanırsa; ücretini, faizini, kirasını, kárını dolayısıyla sattığı malların ve hizmetlerin fiyatını ona göre saptar. Üstelik, son bir yıldır Türkiye'de döviz bazında enflasyon değil, deflasyon var. Hangimizin ücreti, kirası, faizi, kárı döviz cinsinden arttı? Hangi malın fiyatı, bir yıl öncesine göre dolarla daha yüksek?

Faizler enflasyona paralel düşecek

Bütçe açığının bir diğer sebebi de ‘‘yüksek faizler’’dir. Yüksek (reel) faizler, ekonomik canlanmayı yavaşlatır. Bu, bazen istenen bir şeydir. Yüksek TL faizleri, yüksek döviz faizlerine gerekçe teşkil eder. Faizler yükselince, devletin iç ve hatta dış borçlarının döndürülmesini güçleştirir. Daha da önemlisi, yüksek ‘‘reel’’ faizler, milli gelir dağılımını bozar. Bu yıl faizlerin, enflasyona paralel olarak düşmesi gerek. Tabii, önce hangisi düşecek sorusu akla geliyor. Önce enflasyon düşecek, sonra faizler. Aylık faizler reel olarak sıfırın altında. Bu da doğru bir şey değil.

Zurnanın ‘zırt’ dediği yere dikkat edelim

Ekonominin sağlığı için ‘‘dövizin yüksek, faizin alçak’’ olması gerek. İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Bizim gibi, sermaye birikimi düşük, enflasyonu yüksek olduğu halde, sermaye hareketlerinde kambiyo serbestliği olan bir ülkede, hem dövizi yüksek, hem faizi düşük tutmak o kadar kolay olmuyor. Faizi tutunca döviz, dövizi tutunca faiz elden kaçıyor. Bu denklemin tek açarı ‘‘enflasyonun düşmesidir.’’ O da sebep değil, sonuç. Zaten Türk ekonomisinin en kalıcı ve en ciddi sorunu enflasyon.

Parasını yönetemeyen ekonomiyi yönetemez

Son 20 yıldır dünyada ‘‘parasal ekonomi’’ çok moda. Ekonominin yönetimi denince, hemen akla Merkez Bankası geliyor. Kısaca, parasal iktisatçılara göre, ‘‘paraya hükmeden, ülke ekonomisini yönetir’’. Ben bu anlayışa, geri geri giden tren katarının önde giden (son) vagonunu lokomotif sanmak diyorum. Gelişmiş ülkelerde, ekonomik yönetim oturduğu için, ince ayarlar için Merkez Bankalarının hareketleri yeterli oluyor. Bizim gibi ülkelerde ekonominin yönetimi Merkez Bankası'na bırakılınca, kriz kaba ayarlardan patlıyor. Sonunda Merkez Bankası başkanı gidiyor. Aynen sadrazam kellesi verip, tahtını koruyan padişah misali, oyun yeni başkanla yeniden başlıyor. Ancak şunu teslim etmek şart. ‘‘Parasını yönetemeyen, ekonomisini hiç yönetemez.’’ Akıllı bir Merkez Bankası'na çok ihtiyacımız var. Ama bilinsin ki; ekonomiyi, başta hükümet, yerel yönetimler ve özel sektör patronları olmak üzere halk yönetir.

Borsa hálá ‘oyun salonu’nu aşamadı

Borsa'nın yönü yukarı doğru. 1.5 centlik (eskiden dolardı) seviyeye kadar kolay çıkacak gibi duruyor. Maalesef bizim Borsa hálá ‘‘sermaye piyasası’’ olamadı. Yani, sanayinin öz kaynak ihtiyacı buradan karşılanamıyor. Çünkü vatandaş çok kazık yedi. Borsa şimdilik, meraklılarının ve borsa esnafının ‘‘oyun salonu’’ olarak, oyuncularını bazen sevindiriyor bazen de üzüyor.

<ı>SON SÖZ:

Ülkede değil, parada enflasyon olur.
Etiketler:


EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı