Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Yok olan mahalleler

    Hürriyet Haber
    12.03.1999 - 00:00 | Son Güncelleme: 12.03.1999 - 00:01

    Ekonomik ve sosyal değişim İstanbul'un kültür mozaiğinde derin yaralar açarken yedi tepeli kent önce İstanbullu'yu, ardından mahallelerini kaybetti. Kent yeşil kokan ahşap evleri, cumbaları, arnavut kaldırımları, kapı önü sohbetleri, yalıları, Paşa Konağı’ndaki üç güzel kızı yitirdi. Yazarın dediği gibi önce ekmekler bozuldu, sonra tüm kent...

    İstanbul'un kültür zenginliği rant kavgasına ve göçe kurban edilirken en büyük darbeyi eski mahalleler yedi. Mahalle ve mahalleli kavramı yavaş ama kesin bir şekilde tarihe karışırken, istanbul sadece ahşap konaklarını değil, güven, saygı, komşuluk ve samimiyet kavramlarını da yitirdi. Sade, kapalı güvenli mahalleler yerlerini uydu kentlere, sitelere arnavut kaldırımları ise otobanlara terketti. Taksim, Pera, Nişancı, Cankurtaran, Sultanahmet, Sirkeci, Mahmutpaşa, Mercan, Galata, Ortaköy'den sadece isimler ve bilinmeyen öyküler kaldı geriye. Burada yaşananlar ise meraklıları için kitaplarda yeralıyor şimdi.

    Nar taneleri gibi

    İstanbul'un eskisini bilenler en çok herkesin üç kuşaktan az olmamak kaydıyla birbirini tanıdığı, mahalle yaşantısını özlüyor. Ailelerin nar taneleri gibi birbirinin içine geçmiş halde yaşadığı mahallelerdeki sohbetler kavgalar ve aşklar artık sadece anılarda yaşıyor. Çok değil 50 yıl öncesine kadar birbirine bağlı, yardımcı insanlar dokusuydu İstanbul mahalleleri.

    Günlerini, belirli saatlerde geçen seyyar satıcıları kafes pencerelerinin ardında bekleyerek geçiren kadınlar, bir yandan da mahallenin bıçkın delikanlısını bekler, iç çekerlerdi. Oğlan anaları, gelin adaylarını hamamda beğenirdi. Sütçüler, dondurmacılar, yoğurtçular, sebzeciler her gün aynı saatte geçerdi sokaklardan. Her mahallenin dedikoducusu, en güzel kızı, kabadayısı, bekçisi bakkalı, devlette çalışan saygın bir memuru vardı mutlaka.

    Düğünden ölüme

    ‘‘Bir düğün oldu mu o daracık fakir evlere sığılmazdı. Paşa konağında eğlenirdi mahalleli.’’ diyor bir İstanbul emekçisi Çelik Gülersoy ve ekliyor ‘‘Gece yarılarına kadar düğün yemekleri hazırlanır, para yetişmedi mi herkes elini cebine atar hemen bulunurdu. Zengin bir mahalleli ölünce mallarıyla bir kızın çeyizi yapılırdı.’’

    Gülersoy, 1930 yılında doğduğu kentin mahalle yaşamını böyle anlatıyor. Biraz duygulu, ama asla yargılayıcı değil. Eski İstanbul diye iç geçirmenin anlamsızlığını biliyor ama, bir ah çekmeden de edemiyor. Ömrü boyunca İstanbul'u yazan, İstanbul'u anlatmaya çalışan Gülersoy, ’’Yeşil Ev’’ isimli yeni kitabı ile uğraşıyor bugünlerde. Yakında sağlık sorunu nedeniyle İznik'e yerleşeceğini söyleyen Gülersoy, eski mahallelerin en eski tanıklarından.

    ‘Bu kadar iyi yanların dışında, mahalle insanı üzerindeki şiddetli baskı ve kontrol ise insanlar arasında memnunsuzluk yaratan bir ayrıntıydı. Bulundukları mahallelerde doğup yaşayıp orada yaşamlarını noktalayan insanlar, zorunlu olmadıkça kabuklarından dışarı çıkmazlardı. Mahalle yaşamı, insanların yiyecekten, giysiye, ev malzemelerine kadar her tür ihtiyacını karşıladığı için, İstanbul'un diğer mekanlarına arada bir gezmek için gidilirdi. Bir gün ülke yönetimindeki değişim kararlarıyla, yaşamlarındaki onlarca unsurun nasıl değişebileceğini hiç mi hiç düşünmemişlerdi...’’.

    Bekçiden ekip otosuna

    Eskiden mahallelerin yarattığı sıcak, samimi ortamın verdiği güvenle, kapılarını bile kilitlemeyen mahalle sakinleri gönül rahatlığıyla evlerinden çıkarlardı. Koca mahalleyi silah taşımayan tek bir ‘‘bekçi baba‘‘ beklerdi. Oysa şimdi en gelişmiş güvenlik sistemleri, alarmlarla donattığımız evlerin güvenliğini ekip otoları sağlayabiliyor. Artık eşini koluna takıp gezmeye çıkmak cesaret işi. İşlerinden bir an önce evlerine dönmek için çabalayan insanlar, gece yarıları duydukları siren sesleriyle ürperiyorlar.

    Mahallelerdeki toplumsal yaşam değişirken, birçok dış faktörün de etkisiyle fiziksel konumları da değişti. Birçok ev bakımsızlıktan ya da çok katlı apartmanlara yol vermek için yıkıldı, yıktırıldı. Apartman özlemi içindeki insanların bir kısmı evlerinden vazgeçerek, değişen şehir merkezlerine ve çok katlı betonlara doğru giderek, mahallelerinden uzaklaştı. Artık toplumda yükselen değerlerle beraber, yükselen yeni semtler ve gökdelenler İstanbul'un silüetine eklenmişti.

    İSTANBUL MAHALLESİNİN ÖZELLİKLERİ

    19. yüzyıl İstanbul'undaki yerleşim örüntüleri arasındaki en belirleyici faktör toplumsal sınıf farkları değil, dinsel ve etnik gruplardı. İstanbul'un geleneksel Müslüman mahalleleri, bazen küçük bir meydan çevresinde toplanan 10 veya en fazla 15 sokak, bir cami, bir veya iki çeşme, bir hamam, bir okul ve birkaç dükkandan oluşuyordu. Çoğu mahalle adını mahallenin camiinin kurucusu, okul veya çeşmeyi yaptıran kişi, o civarda yaşayan ünlü bir kimse, eski bir yapıt, bazen de çoğunun kökeni olan il veya kasabadan alıyordu. Toplumsal ve ekonomik hayatın merkezi mahallelerdi. Etnik sınırlarla birbirinden ayrıldığı için mahallelerde özellikle imam, papaz ve hahamların etkinliği çok fazlaydı. Mahalleye yerleşmek isteyen herkes dini önderin onayını alarak, borçlarını ödeyebilecek durumda olduğunu kanıtlamak zorundaydı. Belli ölçüde bağımsız bir kontrol, cemaat dayanışması ve kamu ahlakını düzenleyen ve yönlendiren birçok gayri resmi yöntem mevcuttu. Ondokuzuncu yüzyıla kadar mahallelerde yerel yönetim yoktu, şehre ilişkin idari işlerden kadılar sorumluydu.

    DEĞİŞİMİN START NOKTASI: TANZİMAT

    Dinsel etkiler, zor yaşam koşulları, toplumsal dayanışma ve kadının geri planda kalması gibi unsurların var olduğu mahalle yaşamına ilk darbe Tanzimat Dönemi reformları yolu ile geldi. Tanzimat Dönemi sonrası yerel yönetim yetkileri cemaat liderlerinden alınarak, imamların sahip olduğu etki kısıtlanarak azaltıldı. 1872'den sonra ilk kez muhtarlar atandı. Birinci dünya savaşının yarattığı savaş zenginleri, paşa konaklarını tek tek yerle bir etti. Cumhuriyet'in ilanından sonra ekonomik ve sosyal yaşam hemen hemen tüm kurumlarıyla yenilendi. Ataerkil düzen yerini çekirdek aileye bıraktı. Genç nesil, Osmanlı geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan ailelerine karşı gelerek, apartman hayatını tercih etti. Bir taraftan da savaş sonrası bir çok mahallenin, evin yokolması yerleşim alanını genişleterek, apartman tarzı evler inşa edilmeye başlandı. Çünkü bir taraftan da şehre akan yüzbinlerce insan sığınacak bir ev arıyordu. Mahallelerde bir bir kopmalar meydana geldi. Gidenin yerine gelen apayrı bir kültürle ve hikayeyle geliyordu. Gün geldi veresiye pirinç aldıkları Bakkal Hüseyin'i unutup markete gitti insanlar. Selam sabah kesildi, çeşmeler kurudu.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı