"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Yok anne biz arkalardayız zaten

Öncelikle duvara “Yeter artık ya, polis çağırıcam” yazan arkadaşa teşekkür ederim.

Sonra Gezi Müzesi’nin duvarına “Biber gazı değil de nem çok nem” diye yazarak sinirlerimi bozan ve aralıksız beş dakika gülmemi sağlayan elemana.
Gümüşsuyu’nda barikatta gaz olmuş, su basmış haldeyken “Ben bu haldeyim ama sen bir de Toma’yı görecektin” yazmayı başarana “Yoğun stres altında yaratıcılık” ödülü vermek ve elini sıkmak isterim.
Tıkandığı anda bütün samimiyetiyle “Slogan bulamadım” yazan direnişçi zaten halihazırda geniş halk kitleleri tarafından “Canım benim ya” diyerek kucaklanmış durumda.

Bundan böyle denize ilk atlayan olduğum her ortamda (Tutmayın beni, atacam kendimi!) “Su çok güzel gelsene” yerine “İsyan çok güzel gelsene” diyeceğim, o arkadaşa da sevgilerimi sarkıtırım.
Bundan böyle Cimbom maçlarında Sabri Sarıoğlu’nun kadrajdan hızla çıkan her şutunda “Gazları Sabri’ye attırmayın” sloganı olacak aklımda.
“Çare Drogba”, “Gekas’ı al düşeceksin”, “Melo’nun bonservisi: Diren Melo” yazan arkadaşlarla bir şekilde tribünde veya parkta karşılaşıp iki lafın belini bükeceğim, ısrarlıyım.
“3 gündür yıkanamıyoruz, Toma gönderin” yazanın yanağından ayrıca makas almak isterim.
Çarşı’nın 155 Polis İmdat’ı arayıp “Nerede kaldınız, merak ettik” başta olmak üzere bu direnişe armağan ettiği her espriyi, her sloganı ve elbette her jesti, semtiyle gurur duyan bir Galatasaraylı olarak asla unutmayacağım.
Gezi’den başlayan ve ülke iklimini değiştiren hareketi sadece “esprili sloganlar” üstünden okumuyorum elbette.
Gerçek bir teşekkür listesi hazırlasam, sadece son bir haftada tanıştığım cesur, onurlu, akıllı, iyi kalpli insanların hikâyelerini anlatmaya kalksam iş gazete boyutunu aşar.

Zaten saymakla da bitecek gibi değil. “Çapulcu”yu bir hakaretten bir şeref madalyasına çeviren bu meşhur “orantısız zekâ”nın sokaklara bıraktığı işleri duvarlardan silseler de yaşatacaktır Gezi’nin güzel insanları.
Onların hikâyeleri zaten anlatılacak. Şimdiden 10’a yakın kısa film, belgesel, video-günlük seyrettim.
Daha bu alandan çok kitap, çok film çıkar. Şimdiden Gezi Parkı’nda “keskin zekâ” peşine düşen ajanslar, şirketler gırla gidiyor.
Bu direnişin, bu sloganların kahramanları eylemleri bitse de (keşke böyle kalsa Gezi, o kadar güzel ki şu anda) yarattıkları iklimle toplumda kendilerine geniş bir fikir alanı açmış vaziyette.
Kavramları, klişeleri, sloganları tersyüz ederken, milleti de “Uzan şuraya, anlat bakayım” diyerek (Sanırsın Freud) tedaviye aldı bir bakıma.
Cuma gecesi geç saatlerde Gümüşsuyu’ndan dönerken, “olaylara karışmış” her gencin kuşaklardır annesiyle konuşurken söylediği masum/yatıştırıcı yalanı asfalta spreyle yazılı buldum: “Yok anne, biz arkalardayız zaten...”
Sonrası, bilinçaltı şelale...
Çok yaşayın, güzel yaşayın.


 

X