Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yoğurdun kapağı ve hükümet

<B>AÇILMIYOR </B>işte.<br><br>Sırf kapağı açılmadığı için bir kaşık bile yemek nasip olmadan son kullanma tarihi gelip çatan bu kaçıncı yoğurt bilmiyorum.

Her gün buzdolabından çıkarıp yeniden deniyorum.

Nafile.

Ellerim kesik içinde. Yerinden kıpırdamayan o lanet olası kapak kesti. İnat ettim, makas, bıçak, tornavida falan kullanmadan açmaya muvaffak olacağım. Çünkü bunların alet edavat kullanmadan açılmak üzere kapatılmış olmaları gerekir.

Şunu bir kere de açılacak şekilde yapabilen firma piyasayı ele geçirecek ama... Nerdee?

Açılamayışları bile birbirinin aynı. Tamam, birbirinizin lezzetini, kıvamını taklit edin ama hiç olmazsa birinizin açılabilirlik olarak ötekilerden farkı olsun.

Yok, olmaz.

Bir lokma yoğurt yiyebilmek için lokantaya mı gidilecek bu memlekette?

Ya da elimizde tabakla, ‘‘Kaplara koyup ağzını kapatmadan yarım kilo verebilir misiniz şu yoğurttan’’ diye imalathanenin kapısına mı gideceğiz?

Açılmayan kapaklar hususuna bir yazımda daha değinmiştim seneler önce. Anlaşılan vız gelmiş yoğurtçulara. Hatta durum eskisinden de beter, artık mühürlüyorlar adeta.

Hiçbir şeyden çekmedim şu yoğurt kapaklarından çektiğim kadar diyebilirim.

Ha bir de yazılar var.

Perşembe günkü yazımı okudunuz mu? Hani ‘‘Cevap Veriyorum’’ ya bazen size... O gün de bu amaçla bir okur mail'inin büyük bir kısmını aktarıp, altına da -aklım sıra giydireceğim ya- ‘‘Yazınızdaki imla hatalarından, cümle kuruluşundaki bozukluklardan gazeteci olmadığınız anlaşılıyor’’ mealinde bir şeyler yazmıştım.

Yazı yayımlandı.

A, adamın (kadın da olabilir, belli değil) yazısında hiç hata yok.

Noktalama işaretleri yerli yerinde.

Cümleler düzgün.

‘‘De’’ler, ‘‘Da’’lar ayrılmış.

E, orijinalinde böyle değildi, ne oldu? Ne olacak, sevgili düzeltmen arkadaşlar düzeltmişler. Ben de böylece durduğum yerde bok atmış olmuşum.

Eksik olmasın düzeltmen arkadaşlarım.

Bir de bozultman arkadaşlar var.

Onlar da...

Bazen harf düşürürler.

Bazen harf eklerler.

Bazen bir kelimenin yerine alakasız bir kelime koyup cümleyi düşük hale getirirler.

Bazen hepsini birden yaparlar.

Bu sefer az çalışmışlar, bir tek okur Ümran Hanım'ın ismini Gümran yapmışlar.

Olsun. Şikáyetçi değilim. Bu hatalar nazar boncuğu görevini görüyor. Allah'a şükür nazar boncuksuz bir yazım çıkmış değil bugüne kadar.

Ne diyeyim? İş kazası. Bizim iş kazaları böyle oluyor. Elimizi makineye değil, yazımızı bozultmana kaptırıyoruz.

Ama...

Benim bundan şikáyet etmeye hakkım var mı? Ya da yoğurt kapaklarından, şundan, bundan?

Yok.

Neden?

Zira ben de bu memleketin evladıyım. Ve cümle vatan evladının ortak bir özelliği vardır ki o da ‘‘İşine özen göstermeme hali’’dir. Özen gösterdiğimiz tek şey özensizliktir. Bu bizim genetik bir özelliğimizdir adeta.

Hal böyle olunca kimsenin kimseden şikáyet etmeye hakkı olmamalıdır diye düşünüyorum.

Ne tamir ettiği musluk iki saat sonra tekrar damlamaya başlayan tesisatçı, boyadığı duvar dalga dalga olan boyacıdan şikáyetçi olmalı...

Ne hastanın karnında makas unutan doktor, ceketin bir kolunu daha kısa yapan terziden şikáyetçi olmalı...

Ne kıytırık yazılar yazan ben, yoğurtçuyla düzeltmenden şikáyetçi olmalıyım.

Hele hele... Hepimiz birlik olup hükümetten hiç şikáyetçi olmamalıyız.

‘‘Balık baştan kokar’’ demeyin.

Biz balık değiliz.

Kokma bizden başlıyor. Hiçbirimiz işimizi iyi yapmıyoruz. Hükümet neden yapsın? Ay'dan mı geldi?


MIŞ-MUŞ


Ecevit, ‘‘Pantolon giymenin sakıncasını şu ana kadar keşfedemedim’’ demiş.

Yasağın erkekler için olmadığından haberdar mı acaba?

*

Balıkesir'de 2 bin kişi, 60 kişilik cezaevine girmek için sıra bekliyormuş.

‘‘'Ecevit' demek 'kuyruk' demektir’’ derlerdi, doğruymuş.

DYP'nin yeni sloganı ‘‘Haydi Türkiye'm tutun elimi’’ymiş.

Halbuki ‘‘Haydi Türkiye'm elinizi verin kolunuzu kaptırın’’ daha uygundu.

*

Ecevit konuşmuş, İsrail karışmış.

İhracata da başladı.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI