"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Yoga 40 yaş kadınını öldürüyor mu

-Aktif yöneticilikten ayrıldıktan sonra hayat felsefen nedir?Tek kelime ile özetleyebilirim. “Programsızlık...”

Kendime hiçbir program yapmıyorum. Bazen gece karar veriyorum. Ertesi sabah uçağa atlayıp Roma’ya gidiyorum. Borghese Müzesi’ne gidiyorum. Caravaggio salonunda oturup akşam geri dönüyorum. “Oooo bu ne lüks” diyeceksin. Hayır bu lüks değil, tercih. Sahip olduğun sınırlı parayı nereye harcayacağınla ilgili bir tercih.

GERÇEK ‘BEN’İ BULMAK İÇİN HERMAFRODİT KİTABI YAZACAĞIM

-Ertuğrul Özkök denince, bir de şarap akla geliyor. Her gün içiyor musun? Ne kadar içiyorsun.
Her gün içiyorum. Yarım şişe kadar. Bunun çok olduğunu ve azaltmam gerektiğini düşünüyorum. Çünkü dokunuyor. Kimseye de içki içmesini tavsiye etmiyorum.

-Çok pahalı şaraplar içtiğin izlenimi var. İçtiğin şarabın ortalama fiyatı nedir?
Birçok insan çok pahalı şarap içtiğimi düşünüyor. İşte bu izlenimler yüzünden “Hermafrodit” isimli bir kitap yazacağım. Çünkü etrafıma, hakkımda yazılıp çizilenlere bakıyorum. Bir başkalarının çizdiği portre var, bir de kendim varım. Hakkımda yazılanlara kızmıyorum ama bazen hayretler içinde kalıyorum. Ben iki cinsiyetli insanlar gibiyim. Ben bunlardan hangisinin ben olduğumu biliyorum. Ama bazen şunu da düşünüyorum. Belki de gerçek olan, başkalarının çizdiği portre. Aslında kendim zannettiğim insan yok. O hayaleti ben yarattım.

-Şarapla ilgisi ne?
Pahalı şarap içerim. Ama evime aldığım şaraplar, 25-30 dolar bandındaki şaraplar. Son zamanlarda çoğunlukla Türk şarabı içiyorum. Çünkü Türk şaraplarını çok seviyorum. Ama geldiğim yaş itibariyle şöyle bir alışkanlık yerleşti. Bir şarap istediği kadar pahalı olsun. Açınca beğenmediysem içmiyorum. Yeni bir şişe açıyorum. Artık kötü şarap içme lüksüm yok.

TANSU BİR SABAH ‘ARAMIZDAKİ PROTOKOLÜ BOZDUN’ DEYİNCE

-Spor yapıyor musun?
Bak hayatımda belki de disiplinli olduğum tek şey spor. 1997 yılında bir sabah giyiniyordum. Tansu yatakta kahve içiyordu. Gövdeme baktı ve bana şunu söyledi: “Sen aramızdaki kontratı bozdun. Ben böyle bir adamla evlenmedim.”
Göbeğime baktım. Haklıydı. Ama daha da acı bir şey söyledi:
“Yani ne düşünüyorsun? Ben bu kadınla nasılsa evlendim. Her şey garanti. Öyle mi?” Bir süre durup devam etti:
“Öyle düşünüyorsan bil ki, garanti değil...”
O günden beri spor yapıyorum. Boyum 1.81. Kilomu 78’e fikse ettim. Yarım kilo alırsam hemen veriyorum.

BİR KADINLA MASADA YAN YANA OTURMANIN KEYFİNİ KEŞFETTİM

-Ya yemek?
Her erkek gibi yemek yemeyi çok seviyorum. Deneysel yemeklere hayranım. Yemek yapmayı öğrenmeye çalışıyorum. Makarnaya aşırı derecede düşkünüm. Zararlı olan her şeyi çok seviyorum.

-Yemek konusunda son keşfiniz ne?
Ben bir kadınla yemek yerken hep karşı karşıya otururum. Geçenlerde bir filmde yan yana oturup yemek yiyen bir çift gördüm. Harika bir şey. Tansu Urla’daki evimize yüksek bir masa yaptı. Orada yan yana oturup yemek yiyoruz. Son keşfim bu.

-Bir yazında ‘Ben acıkan kadınları severim’ diye yazmıştın.
Evet acıkan kadınları çok seviyorum. Acıkmak kadına yakışıyor. O yüzden diyet yapmak zorunda hisseden kadınlar beni üzüyor.

ETRAFIMDA SPİRİTÜEL SIĞINMA KAMPLARI VAR

-Bir de yogaya takmış gibi duruyorsun.
Çok doğru. “Kırk yaş kadını” kitabımın temel konularından biri bu olacak. Yogaya aşırı saran 40 yaş kadınları kafamı çok kurcalamaya başladı. Çevremde birçok kadın fena halde yogaya sarmış halde. Çevremde birçok “Spiritüel sığınma kampı” oluştu. Kendi kendime soruyorum. Acaba yoga bir şeylerden kaçış mı? Gerçek hayatı yaşayamayan 40 yaş kadınının pembe çatısı mı?

-Neden kaçış mesela?
Hayatın gerçeğini yaşamaktan kaçış. Bir tür süblimasyon. Harika bir sabah kahvesi yerine yogayı tercih eden kadının iç dünyasını çok merak ediyorum. Şimdilik daha fazla bir şey söylemek istemiyorum. Çok okuyorum. Şimdilik kafamda sadece bir gözlem ve tez var. Bunun altı dolacak mı bilmiyorum. Onun için iki sipiritüel hacca ihtiyacım var.

ÖLÜM PAHASINA OLSA DA ŞİBAM’A GİTMEK İSTERİM

-Nerelere?
Birini Hindistan’a... Öteki ise Yemen’de Şibam’a gitmeyi çok istiyorum. Ama çok tehlikeli olduğu söyleniyor. İçimde ölümü bile göze alıp gitmek duygusu var.

-Bir tür “Ye, sev, dua et” sendromu mu? Sen de mi mi spiritüel bir konsantrasyon kampı arıyorsun?
Hayır o romandaki gibi bir arayışım yok. Anlamak istiyorum. Onlar mı haklı ben mi? Umarım kırk yaş kadını bu spiritüel kaçışla, harikulade 10 yılını ıskalamaz. İçimde onlar adına böyle bir endişe var. Yanılıyor da olabilirim.

Mehmet Barlas’la çıplak ayak savaşını ben kazandım

/images/100/0x0/55eb22bcf018fbb8f8ad873d-Biraz da medyaya gelelim. Oktay Ekşi olayında içinde kalan bir şey var mı?
Var tabii, olmaz mı? Oktay Bey Türk basınının en saygıdeğer isimlerinden biri. Yıllarca aynı gazetede çalışmaktan dolayı onur duyduğum bir insan. Bir cümlenin bedelini bu kadar ağır ödemesine üzüldüm. Ama daha fazla üzüldüğüm bir şey var. Başbakan onun aleyhine dava açtı. Dava düştü. Yani bırakın beraat etmeyi, hâkim dava açmaya bile gerek duymadı. Onun hakkında onca ağır yazılar yazanların, onu istifaya davet edenlerin bir satır olsun buna da değinmelerini çok isterdim. Durmadan andıçtan söz edilen bir ülkede bunu beklemek herhalde fazla olmaz.

-Sana fena halde takmış yazarlar hakkında ne düşünüyorsun? Kızıyor musun?
Mesela?

-Mesela Mehmet Barlas. Sperm kavgası bitti mi?
Mehmet Barlas ne yazsa saygıyla karşılarım. İyi yazardır. Okuyan insandır. Sperm meselesi bitmedi tabii. Ben nefes alıp verdikçe de devam edecek. Ben spermli yazılar yazmaktan zevk alıyorum. O da bu yazılara ifrit olmaktan vazgeçemiyor. Ben yazacağım, o itiraz edecek. Belki de böylelikle sperm korkusunu aşabiliriz. Başarırsak bu yaşta hiç de fena bir şey olmaz.

CUMHURBAŞKANI POZ VERİNCE DENGELER DEĞİŞTİ

-Aranızda bir de çıplak ayakla fotoğraf çektirme polemiği var.
Evet, o, bir gazete yönetmeninin çıplak ayakla fotoğraf çektirmesini yanlış buluyor.

-Hakikatten son yıllarda niye bu kadar fazla çıplak ayaklı fotoğraf çektirdin? Başka yerini teşhir edemeyince ayağa mı düştün?
Birçok Türk çocuğu gibi, küçükten hep ayaklarımı üşüteceğim ve böbreklerim iltihap kapacak korkusuyla büyütüldüm. O nedenle yazın bile uyanır uyanmaz ayağıma çorap giyerdim. Son yıllarda çıplak ayakla dolaşmanın keyfini keşfettim. Artık üşütürüm diye korkmuyorum. Küçükken Akhisar’da çıplak ayakla dolaşan çocuklara imrenirdim. Şimdi fırsat buldukça çıplak ayak dolaşıyorum. Ama Hürriyet’e geçmişte verdiği bir mülakatta Mehmet Barlas da çıplak ayakla poz vermiş. Daha sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Afrika’da çektirdiği çıplak ayaklı bir pozunu internet sitesine koyunca, bu savaşın galibi ben oldum. O günden beri itiraz gelmiyor.

ALLAH’TAN FEHMİ KORU’YA MUHALEFETİN İKBAL YOLLARINI AÇMASINI DİLİYORUM

-Fehmi Koru?
Hiç şüphesiz Türk basınının rengidir. İkimizin de Türk basınına büyük katkısı var. Ben sitcom’u, o da komplo teorisini getirdi. Bana göre Türk basınının en olağanüstü sitcom karakterlerinden biridir. O nedenle, Zaman gazetesinden ayrıldığında, onu arayıp bir an önce dönmesini arzu ettiğimi söyledim.

-Şimdiki performansını nasıl buluyorsun?
Fehmi Koru her zaman var olmaya devam edecek. Ama bana göre bir sorunu var. Biraz gazı kaçmış gazoz gibi duruyor. Komplo teorisi muhalefetteyken güzel ve renkli oluyor da, iktidara geçince neşesi ve gazı kaçıyor. İktidar Fehmi Koru’ya yaramadı. Ortaya attığı komplo teorilerinin tadı tuzu yok. İnşallah Allah ona yine muhalefetin ikbalini gösterir. Yıldızların yeniden doğduğu anlar vardır.

ÖTEKİLERİNE TAVSİYEM ACİLEN BİR PSİKİYATRA GÖRÜNMELERİ

-Ya ötekiler?
Ötekiler kim?

-Yani size takan öteki yazarlar.
Ciddiye aldığım bir tek Ahmet Kekeç var. Edebiyatçı. Gerisini ne okuyorum, ne de ciddiye alıyorum. Eğer sırf kendilerini okutmak için yapmıyorlarsa, onlara tavsiyem, bana olan takıntılarının gerçek nedenini araştırmaları. Yani, benim yaptığımı yapmaları. Bir psikiyatra gidip derin bilinçaltlarındaki bu öfkeyi analiz ettirmeleri.

-Sence ne olabilir?
Psikiyatr değilim. Bu, uzmanlık işi.

YARIN: CİDDİ MESELELER

-Türkiye’ye gerçek demokrasi ne zaman gelecek. -Post Silivri dönemi nasıl olacak. -Bugün işlenen hukuk hatalarının sorumlusu kim. -Silivri’den yeni bir “Geceyarısı Ekspresi” çıkar mı. -Erdoğan Cumhurbaşkanı olmalı mı.

X