Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yine sopayla doğru yolu seçtik…

UEFA sopası olmasaydı, bizim kulüpler katiyen bu kararı alamazlardı. Ne yaparlar ederler ve 58. maddeyi bir değil birkaç defalığına delerlerdi. Büyük kulüpler durmadan dans ettiler. İçlerinde bir tek GS başından itibaren aynı tutumu sürdürdü. Türk futbolu, biraz kerhen, biraz kazara namusunu kurtardı.

Eğer UEFA ve FİFA'nın sopası (Milli maçlar ve diğer uluslararası turnuvalardan çıkarılması tehdidi) olmasaydı...
 
Eğer başta GS olmak üzere, 2. ve 3. lig takımları ayaklanmasalardı ...
 
Şikenin cezalandırılması sorunu böyle sonuçlanmazdı. Bizim kulüpler ne yapıp ederler ve 58. maddeyi bir değil, bir kaç defalığına delecek bir formülü kabul ederlerdi.
 
Korktular. 2 ve 3. lig takımları içeride para kaybetmekten, GS ise Avrupa Şampiyon Kulüpler’e katılamadığı taktirde yok olacak milyonlarca eurodan korktu. Sonunda kerhen doğru yolu buldular.
 
Türk futbolunun namusunu kurtardılar.
 
Birbirimizi aldatmayalım. Toplantıya 240 delege gelmişti. Etrafa şöyle bir baktım, konuşmaları ve tepkileri izledim ve üzüldüm. Yöneticilerimizin düzeyi öylesine düşüktü, öylesine kasaba politikacısı yaklaşımındaydılar ki bu ortamda Türk futbolunun yükselmesi emin olun çok zor .

AYDINLAR, İSTİFA ETMEMELİ...
 
Futbol Federasyonu Başkanı  M. Ali Aydınlar istifa etmemeli.
 
Toplantının kapanışındaki konuşması çok dokunaklıydı. Gözleri doldu. Adeta kendi kendine "Benim bunların arasında ne işim var? " der gibi bir hali vardı.
 
Haklı değil mi?
 
Son derece başarılı, zengin bir iş adamı. Adeta her biri fırıldak gibi dönen, tek ayak üstünde birbirini arkadan hançerleyen spor mafyasının arasına düşmüş ve üstelik yerden yere vuruluyor. Tüm suçlamalar ona yönlendiriliyor.
Aydınlar kesinlikle istifa etmemelidir. Ederse, verdiği bir savaşı kaybetmiş, mağlubiyeti kabul etmiş olur. Oysa yapmak istediği, iyi niyetle bir çıkış yolu bulmak ve toplu bir karar alınmasını sağlamaktı. Yoksa, tek suçlu olarak, hem de FB yöneticileri tarafından suçlanmak değildi.
 
Ne olursa olsun, şimdi bırakma zamanı değil. Bu tarihi kararı alıp işini bitirir, sonra isterse ayrılır.
 
Bugün ayrılma günü değil ...

EN DOĞRUSUNU AYSAL SÖYLEDİ...
 
Bütün bu kargaşanın içinde yine en tutarlı davranan GS Başkanı Ünal Aysal oldu.
 
FB'yi hiçbir zaman suçlamadı. Felaket tellallığı yapmadı. Bu akşam 19.50’de CNN TÜRK'te izlerseniz siz de farkına varacaksınız, 32. GÜN programında çok net bir tutum takındı. FB'nin bulunmadığı bir ligde GS'nin şampiyon olmasının o kadar da keyif vermeyeceğini dahi söyleyebilme cesaretinde bir başkandı.
 
Gerçekten de, Türk futbolu bir felaketten kurtuldu. Eğer farklı bir karar alınmış olsaydı, uluslararası spor camiasında ülke olarak 2. lige düşecektik. Allahtan, BJK son anda kıvırmaktan vaz geçti ve Demirören işi uzatma taktiğini bıraktı da sonuç alınabildi.
 
ZAMAN 25 YAŞINDA

Kim ne derse desin, ZAMAN Gazetesi’nin bulamaçlı, renkli Türk basını içinde farklı bir yeri var. Son derece ciddi ve benim çok beğendiğim sayfa düzeni, dünyaya açık haber ve yorumlarıyla başarılı bir gazete oldu.

Ekrem Dumanlı’nın yönetiminde, kendine özgü ideolojisini net şekilde ortaya  koyabiliyor ve tiraj rekoru kırıyor.

Zaman, “Cemaatin amiral gemisi” konumunda ve doğrusu Ak Parti’nin görüşlerini yansıtan gazetelerden daha etkili bir yayın politikası sürdürüyor. Benim tek eleştirim, zaman zaman diğer gazeteler gibi farklı görüşlere yeterince yer verilmemesi.

25 yıl dile kolay bir süre.

Başarılarının devamını dilerim.

KÖPRÜ İHALESİ SORU İŞARETLERİ YARATIYOR
 
Köprü ihalesine neden talip çıkmadığı hala sorgulanıyor. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım gazetecilere "Demek ki ballı ihale değilmiş" dedi, ancak yine de tatmin olunmadı.
 
Hala bir "Neden?" sorusu soruluyor. Bizim ihale tekniğimizde mi bir sorun var, yoksa gerçekten dış kredilerin kuruması nedeniyle mi kimseler girmek istemedi?
 
Hadi, ihalenin kimsenin iştahını arttırmamasını bir yana bırakalım, üzerinde epey konuşulan diğer sorun da, aynı köprünün milli kaynaklarla yapılacağının açıklanması oldu.
 
Halk arasında en çok sorulan sorular da şunlar:

 - Yabancı dev firmalar, Avrupa’daki krizden ve dış kaynak bulamamaktan korkuyorlar da, biz neden korkmuyoruz?
 - Eğer sadece iç kaynaklardan yararlanacaksak  tüm Avrupa'nın korktuğu kriz bizim ekonomimizi de zorlamayacak mı? İç kaynaklarımızı daha öncelikli başka projelere harcamak yerine, köprüye yöneltmek ne derece doğrudur?
 - Yeni ihalenin, en düşük fiyatı verecek şirket veya şirketler gurubuna gideceği açıklandı. Mütahitler para kazanamayınca, köprünün şurasından veya burasından kesip para kazanmak istemeyecek mi?
 - Depremlerden gözümüz korktu. Çürük binalar yapan, kazanç uğruna inşaatlardan korkan mütahit imajı kamuoyundaki kaygıları arttırıyor. Güvensizlik daha da yaygınlaşıyor. Bu durum hükümeti de kaygılandırmıyor mu?
 - Bizde havalanı başta, hemen her konuda bilgi sahibi olanlar var da, köprü yapma tekniğine sahip firmamız yok mu? Yok, eğer yabancı şirketlerle ortaklaşa yapacaklarsa, o zaman harcanacak para yine dışarı gitmeyecek mi ?
 
Bu sorular kimilerine çok çocuksu gelebilir, ancak halk arasında sürekli şekilde yanıt aranıyor. İktidarlar, kamuoyunu ne kadar tatmin ederlerse, yaptıkları o kadar alkış toplar. Yoksa boşu boşuna çaba harcanmış olur.

ÖZGÜR KIYAT, BİZİM BREGOVİÇ’İMİZ OLMA YOLUNDA...

Atilla Kıyat’ı hepimiz  tanırız. TSK’nın en parlak amiraliydi, sonra emekli oldu ve şimdi de özel sektörde çok başarılı bir yönetici. Oğlu Özgür Kıyat ne askerlik ne de iş adamlığını seçti. Küçük yaşından beri rüyası hep müzik. Yeni çıkan CD’si tek kelimeyle bir harika. Bizim türküleri, makedonların tadında, ünlü Goran Bregoviç stilinde, üflemeli enstrümanlarla yeniden aranje etmiş ve ortaya bambaşka, nefis bir CD çıkmış. Meraklılara duyurulur: Önümüzdeki Pazartesi (30 Ocak)  akşamı 21.30’da Babylon’da tanıtım konseri var.

NEDEN BİZİM ÇOCUKLAR DAHA FAZLA AĞLIYOR ?
 
Bir türlü cevaplayamadığım bir soru var:  Bizim çocuklarımız neden daha fazla bağırıp, ağlarlar?
 
Özellikle Avrupa’nın herhangi bir kentinden İstanbul'a gelen veya giden uçaklardaki feci durumdan söz etmek istiyorum. Türk Hava Yolları’nı tercih ettiğiniz taktirde durumunuz biraz daha ağırlaşıyor.
 
Bu trajediye çok tanık oldum. Etrafımdaki 7-8 koltuğa dağılmış, 3-13 yaşları arasındaki çocukların ağlama-bağırarak konuşma-hatta anne ve babalarıyla kavga ederek geçirdikleri 3-4 saatlik seyahatlerimin sonunda üstüme gaz döküp kendimi yakma noktasına kadar geldiğimi bilirim.
 
İşte sorum da buradan kaynaklanıyor. Batılı aileler de çocuklarıyla seyahat ediyorlar. Her ne kadar bizimkiler kadar çok sayıda olmasa dahi, eninde sonunda, onlarınkiler de çocuk. Ancak nedense bizimkiler gibi çığlık atmıyor, bağırmıyor, etrafı dağıtmıyorlar.
 
Neden acaba? Sorun nereden kaynaklanıyor dersiniz?

KİTAP KÖŞESİ

HER TAŞIN ALTINDA “THE CEMAAT” Mİ VAR?

Nazlı Ilıcak çok ilgi çekecek ve araştırmacılar için önemli bir kaynak oluşturacak bir kitap yayınladı.

Doğan Kitap’tan çıkan, Fethullah Gülen’e karşı sürdürülen kampanyaları ve bu kampanyalara Gülen’nin verdiği yanıtları  toplayan kitap, “Cemaat”i  merak edenler  için değerli belgelerle dolu. Ilıcak  temel bir sorunun yanıtını arıyor: “Gülen’e her dokunan gerçekten yanıyor mu, yoksa yananlar, dokundum ve başım derde girdi mi diyorlar...” Nazlı Ilıcak da bu sorunun yanıtını somut şekilde ortaya koyamıyor. Fethullah Gülen’in yanıtlarını vermekle yetiniyor.
     
*

BİLİNMEYEN TÜRKLER
 
Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları’ndan son derece farklı bir çalışma yayınlandı; 1921’de Ankara’ya gelen ve gazetesine haber geçen ABD’li gazeteci Clarence K. Streit’in “Bilinmeyen Türkler” adlı bugüne kadar basılamamış kitabı. Heath W. Lowry tarafından yayına hazırlanan kitap bize Kurtuluş Savaşı’nın en önemli günlerinde Ankara’dan bildiren bir gazetecinin neler gördüğünü anlatıyor. Son derece önemli bir çalışma. Kitapta ayrıca Atatürk ile Streit’in yapmış olduğu röportaj ve o yılların Anadolusunu da görebileceğiniz birçok fotoğraf bulunuyor. Tavsiye ederim. (www.uguryayincilik.com.tr)

 

X