Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yine haslet

Serdar TURGUT

Birbirimiz hakkında bir şeyler yazdığımızda her zaman Yavuz Gökmen ile telefonlaşırdık.

Eleştirdiğimizde, beğenmediğimiz bir şey olduğunda da bunu yapmayı ihmal etmezdik.

Dün Yavuz Gökmen'e ilk kez, benimle ilgili bir yazısından sonra telefon etmeyi içim istemedi.

Çünkü aldığımız pozisyonlar radikal bir biçimde farklıydı ve bunların üzerinde konuşulacak fazla da bir şey yoktu.

Dahası tartışılan konuyla ilgili benim fikirlerimi değiştirmemi gerektirecek zerre kadar yeni bir gelişme de yoktu ortada.

***

Konu Tansu Çiller ve onda var olduğu iddia edilen hasletler.

Biliyorum, okuyucularımın bir bölümü bu konuya dönmemden hoşnut değiller. Çoğunluk ‘‘Ne önemi var bu insanların, neden onlarla ilgili tartışıyorsun ki’’ diye de soruyorlar.

Ben de pek hoşlanmıyorum bu konudan.

Ancak zorunlu olarak yapılması gerekiyor bu tartışmanın, çünkü konu geçmişle değil, memleketin geleceğiyle ilgili.

***

Yavuz, yazısından hâlâ çok sevdiğini anladığım Tansu'nun hasletlerini şöyle sayıyor:

‘‘Cesaret, liderlik, erkekler imparatorluğunu dize getirmesi.’’

Yavuz'a göre Tansu ‘insan’ hem de ‘müthiş bir insan ve kadın’.

Şimdi bunları ele alalım.

Hangi imparatorluk dize getirilmiş, bunu anlamak mümkün değil.

Yavuz bunu açıklamak için şöyle yazmış:

‘‘Bu imparatorluğun başında bulunan Süleyman isimli zat, onu kapılarda bekliyor, arabasına alıyor, oteline bırakıyordu.

Tansu, Süleyman'ı dakikalarca ayakta bekletiyordu. Acaba bunu neden yapıyordu. Beriki onu niçin bekliyordu?’’

Evet, Yavuz'a göre bu örnek, Tansu'nun erkekler imparatorluğunu dize getirişinin bir göstergesi.

Bana göre ise bu örnek tamamen başka bir şeyi gösteriyor.

Süleyman Demirel gibi bir insanı kapıda bekletmek öyle haslet falan değil, olsa olsa büyük bir terbiyesizliktir.

Bunu yapan insanın görgüsü olmadığı, iyi terbiye almadığı kesindir.

Yavuz Gökmen bunu aslında anlar. Yazılarında her zaman keyifle anılarını okuduğum Melek Hanım da ona bunu muhakkak öğretmiştir.

Bir erkek siyasi lider, bir kadın siyasiye böyle yapsaydı Yavuz olayı yıllarca diline dolardı.

Kadın bunu yapınca romantik hisler Yavuz'un rasyonel düşünmesini engelliyor ve bunu haslet olarak görebiliyor.

***

Yavuz Gökmen yazısında benim Antonio Gramsci'yi bile okuduğumu söylüyor.

Doğrudur, okudum.

Yavuz'un da okuduğunu biliyorum.

Ancak Gramsci'yi okuyup anlamam, bana liderlik ve cesaret gibi bazı özelliklerin memleket ve insanlar hayrına kullanılmadığı takdirde nasıl adlandırılabileceğini gösterdi.

Bunun adı da özetle faşizmdir.

Eğer Yavuz, Gramsci'yi kullanarak Tansu'yu övebileceği bir düşünce sistemi oluşturmaya kalkarsa, bu büyük İtalyan düşünürüne büyük bir hakaret etmiş olur.

Dahası onun bir zamanlar okuduğu Gramsci'yi de unuttuğunu düşünüyorum.

***

Tartışmalardan çıkardığım sonuç, Tansu'nun tek özelliğinin ‘‘KADIN’’ olmasında yattığını gösteriyor.

Baksanıza yazara göre onun sadece ‘‘müthiş bir insan’’ olması yetmiyor. O ‘‘müthiş bir insan ve kadın’’.

Sanki bu memlekette Tansu'dan önce yaptığı işte başarılı olan, dünya çapında beğenilen, profesyonelliğiyle saygı kazanan, yazısıyla, düşüncesiyle saygın olan ve de bu nedenlerden dolayı güzel olan kadınlar yok.

Tansu geldi ve ‘‘müthiş kadının’’ nasıl olacağını Türk erkekleri sonunda gördü.

Bazen ona sadece kadın olduğu için destek veren yazarları ve onu takip eden insanları görünce ‘‘Acaba bütün bu koskoca yaşını başını almış insanlar ergenlikten yeni mi kurtuldular, hayatlarında ilk kez mi kadın görüyorlar da ağızları böyle aval aval açık bakıyorlar’’ diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Bırakın şu kadınlık meselesini.

Meseleyi bu noktaya indirgemek, Türk halkının büyük çoğunluğuna düpedüz bir büyük hakarettir.

Yazarlarımız göremese bile onlar Tansu meselesinin ne olduğunu açık ve net biçimde ta yüreklerinde hissediyorlar çünkü.

***

Zaman Gazetesi'nin sahte isimli yazılarıyla meşhur Fehmi Koru'su dün bir yazı yazmış.

Ben bu Fehmi Koru'dan fazla hoşlanmam. Çünkü insanın yüzüne başka, arkasından başka konuşur.

Bunu hayat ilkesi haline getirmiş durumdadır.

Anlayacağınız, o aslında nefes alıp veren bir büyük TAKIYYE'dir, o kadar.

Bu Fehmi Koru dün aklı sıra zekâ oyunları yapmış, Hürriyet'in arşivlerine inerek başta yazarlarımızın 1993 yılında Tansu'yu övdüğü yazılardan alıntılar aktarmış.

Aklı sıra bana diyor ki ‘‘Sen kendi gazetene bak, hasletler orada sayılıyordu’’.

1993 yılında ben de Washington'dan Tansu Çiller'in başbakan oluşunu mutlulukla karşılayan yazılar yazdım.

Ne gazetedeki diğer yazarlar ne de ben, o günden bu yana değişmedik.

Değişen Tansu oldu.

Hepimizi aldattı. Hayallerimizi boşa çıkardı. Bizle birlikte halkı da uyuttu.

O yazıları yazdıktan iki sene sonra hepimizi ‘‘Vay canına, biz de cumhuriyet tarihinin en büyük hatasına destek vermişiz’’ diye konuşacak hale getirdi.

Biz hatamızın farkına vardık.

Bazıları olayın hâlâ daha farkında değil. Bazıları ise farkında, ama âdetleri olduğu üzere bu kez de siyasi emelleri için takıyye yapmakta ısrarlılar.













X