Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yine Ermeni meselesi

<B>ERMENİLERİN ‘soykırım’</B> olarak nitelendirdikleri 1915 olayları yine gündemimizi işgal ediyor.

Bu konuyu incelerken zannediyorum ki hukuki ve siyasi olmak üzere iki ayrı yönünü göz önünde bulundurmak gerekir. Olayların uluslararası hukuk açısından 1899 ve 1907 Lahey Sözleşmeleri çerçevesinde ele alınması, daha 1915’te düşünülmüştü.

Nitekim o yıl 18 Mayıs’ta İngiltere, Fransa ve Rusya hükümetleri ortak bir bildiriyle ‘Osmanlı Hükümeti’nin bütün üyelerini Türkiye’nin suçlarından kişisel olarak sorumlu tutacaklarını’ açıkladılar. Bu uyarının arkası gelmedi. 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi geriye dönük değil.

Soykırım ve tehcir gibi insanlığa karşı suçlar konusunda bugün yetkili olan uluslararası yargı mercii ise statüsü geçen yıl yürürlüğe giren ‘Uluslararası Ceza Mahkemesi’dir. Türkiye’nin statüsünü imzalamadığı bu mahkeme de ancak statüsü yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylarda yetkilidir. Demek oluyor ki Türkiye’ye kolektif veya bireysel sorumluluk isnat edilemez, Türkiye’den toprak veya tazminat talebinde bulunulamaz.

Bu alanda dikkat edilecek nokta, Türkiye’ye karşı ileri sürülen iddiaları çürütmek amacıyla girişilebilecek siyasi inisiyatiflerin, mesela BM kuruluşlarına başvurunun, hukuki durumumuzu zayıflatacak bir sonuç vermemesidir.

* * *

Ermeni iddialarının bizi başlıca rahatsız eden yönü siyasidir. Ermeni diasporası ve Ermenistan, Avrupa Parlamentosu’ndan ve birçok Avrupa ülkeleri parlamentolarından ‘soykırım’ı tanıyan kararlar çıkartmayı başarmıştır. Yüzlerce kitap 1915 olayları hakkındaki Ermeni görüşünü benimsemektedir.

Hangi ansiklopediyi açsanız Ermeni ’soykırımı’ndan Osmanlı İmparatorluğu’nu ve özellikle İttihat ve Terakki Hükümeti’ni sorumlu tutar. Ermenilere hiçbir suç atfedilmez. Ermeniler bu yüzdendir ki tarihçilerin bir araya gelmesine, geçerli belgelerin beraberce saptanmasına ve bu belgelere göre ortak bir tarihi değerlendirmeye varılmasına yanaşmazlar.

İddialarının inandırıcılığını kaybetmesinden korktukları gibi ortak bir tarihi incelemenin çok uzun zaman alacağından ve bu süre zarfında kendi tezleri lehindeki yerleşmiş kanaatlerin zayıflamasından kaygı duyarlar. Oysa bu yıl 1915 olaylarının 90’ıncı yıldönümü vesilesiyle amaçları daha çok sayıda parlamentodan ve özellikle ABD Kongresi’nden karar çıkartmaktır.

ABD’de ne kadar başarılı olacakları bu aşamada belli değil. Cumhuriyetçilerin çoğunlukta oldukları Kongre’de Türkiye’yi rencide edecek bir karara Başkan Bush’un karşı koymaya kararlı olduğu izlenimi var. Göreceğiz.

* * *

Türkiye için bir sorun da Ermeni iddialarının bir biçimde AB üyelik süreci ile irtibatlandırılmasıdır. Bu konuda özellikle Fransızlar öncülük yapıyorlar ve sık sık Türkiye’nin tarihiyle yüzleşmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Bunun nedeni, kuşkusuz Fransa’da çok aktif bir Ermeni toplumunun bulunmasıdır.

Cumhurbaşkanlığına aday Nicolas Sarkozy’nin en yakın müşaviri de Ermeni kökenli. Ancak Türkiye’nin, AB üyeliğine ne kadar değer verirse versin, Ermeni iddialarını kabul etmesi beklenemez. Bazılarının düşündüğü gibi suçu Osmanlı İmparatorluğu’na yüklemesi de söz konusu değildir; çünkü gerek Osmanlı gerek yabancı birçok belge Ermeni iddialarını hiçbir suretle kanıtlamamaktadır.

Türk Tarih Kurumu zaten Ermeni iddialarının geçersizliğini ispat edecek yüzlerce yeni belge bulduğunu vurguluyor. Ne var ki bu belgeler hakkında Türk kamuoyuna bile şimdilik pek fazla bilgi vermiyor.

Peki ne olacak? Türkiye’nin yapabileceği tek şey bugünkü tutumunu sürdürmektir. Daha önce de yazdığım gibi meseleyi cepheden bir bir atakla değil; fakat onu aşacak koşulları yaratmaya çalışarak çözmeliyiz.

Bu da çok zaman alacak ve özellikle Ermenistan ile ilişkilerimiz konusundaki düşünce modelimizin değişmesini gerektirecek.
X