"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Yine Dubai Maratonu yine kıskançlık

Çok sinir oluyorum; ama bir gün artık sinir olmayacağımı biliyorum.

KOŞ YONCA KOŞ DUBAI 2011 / FOTOGALERİ

 

3 senedir Standard Chartered Dubai Maratonu’nda 10km koşuyorum. Dubai ve Türkiye dışında hiçbir koşuya da henüz gitmiyorum.

 

Çünkü; önce bu işi, özellikle de yardımseverlik koşusu işini, Türkiye’de yeterince anlatabilmek ve geliştirmeye katkıda bulunabilmek istiyorum. Dubai...zaten içindeyim. Bu ikisine ulaşmam kolay. Ha deyince New York’a, Berlin’e, Amsterdam’a gidip koşacak bütçem de yok hem.

 

Dubai bu işte çok yeni, ama çok ileri. Paranın gözü kör olsun diyeceğim ama olay para değil sadece. Bence işin içine Emirliklerde yaşayan Avrupalı, Amerikalı yani gelişmiş ülke vatandaşları girince işin çehresi değişiyor. Adamlar spor yapıyor. Hava ister 50 derece olsun, ister 70 derece. “Kötü hava koşulu yoktur, yanlış giyim şekli vardır!” diyerek 12 ay, bizim fırın dediğimiz havada bile spor yapıyorlar.

 

Onu da bırakın bir kenara, Araplar da spor yapıyor. Safa Park’ın etrafında koşarken tanık olduğum manzaralar bana “Helal olsun Arap kadınına!” dedirtiyor bazen ve deliriyorum kıskançlıktan. Bunu ayrıca detaylı yazacağım.

 

Genel izlenimler

Dubai dümdüz bir Emirlik. Eğimli yol bile yok J. Hafif yokuş görmek isteyen, çöle gidip kum tepesine tırmanır. Dolayısıyla dümdüz bir koşu parkuru. Üstelik pek popüler olan bir yerde yapıyorlar maratonu; Dubai’nin Bağdat Caddesi projesi olan, Jumeirah Beach Caddesi’nde. Şeyh Zayed’in üzerinde kalan Hard Rock Kafe’nin oradan başlayıp, Media City’de son buluyor yarış. Rengarenk bir ortam. 100 çeşit milletten insan. Hepsi güler yüzlü. Birbirine karşı saygılı. Köle gibi çalışanından, en zengin adamına kadar toplumun her kesiminden insan var yarışa katılan. Kimi keyfi, kimi ciddi.

Zaten güzel olan organizasyon, giderek daha da popüler bir hale geldi. Kriz Dubai’ yi vurdu ama, Maraton’un yanından bile geçmedi mesela. Katılım her yıl arttı. En kötü senede bile dünya rekortmeni Haile geldi. İlginç ve üzücü olan, nispeten kolay olduğu düşünülen bu düz parkurda, Haile rekorunu yenileyemediği gibi, yeni rekor da kıramadı. Bu sene katılmadı<ı style="mso-bidi-font-style: normal">. (Kazananları dünkü Kelebek köşemde yazdım.)

 

Sponsorlar inanılmaz iyi iş yapıyorlar

Adidas mesela; her katılımcıya müthiş tişörtler veriyor. “Climacool” dedikleri cinsten hem de. Yani insan normalde ha deyince alamaz, düşünün. Oysa bizde bu anlamda bir sponsor olamadığı için, Avrasya’da mesela pamuklu, insanın koşarken asla giyemeyeceği tişörtler veriliyor. Bence harcanan paraya da yazık oluyor. Dubai’de Adidas’ın verdiği tişört insanı spora teşvik ediyor. Bizdekiler rafa kaldırılmaya veya yer bezi olmaya mahkum! Runtalya’da tişörtler çok daha iyi. Ama katılımcı sayısı daha az ve Öger’in rolü büyük.

Hayalim; Adidas, Nike ve benzeri spor şirketlerinin bizdeki koşulara daha kapsamlı sponsorlar olup hem ciddiyet hem de kaliteyi geliştirmeleri.

 

Müzik

 

Ah o müzik nasıl önemli! Dubai’de radyonun en sevilen en popüler adamı sabahın köründe Maraton Start alanında canlı yayında oluyor. Sıkıysa ayılma, sıkıysa uyanma, sıkıysa coşup gaza gelme!

Hakkını yemeyeyim, bu sene Avrasya’da bu sorun çözülmüştü. Alem Fm iş başındaydı, önceki sene yaşanan rezaletten eser yoktu.

 

Ortam

Bir spor salonu zinciri olan Fitness First de sponsorlardan. Devasa bir platform kuruyorlar, hem Start alanında, hem Finişde. Sporcuları ısınma, esneme hareketleri yaptırıyor ama resmen harika bir şov niteliğinde. Hem eğlenceliler, hem güzeller, hem de faydaları oluyor koşana koşmayana.

 

Halk

Biliyor musunuz ne kadar önemlisiniz, siz evet!

Keşke, keşke bilseniz öneminizi...
Yani koşmasanız da gelip ortama dahil olup koşarken cesaretlendirilmeye ihtiyaç duyan biz koşanlara, nasıl bir moral olabileceğinizi asla tahmin dahi edemezsiniz.

Dubai’de koşu sabah saat 7’de start alıyor ve sabah saat 6’da trafik kitleniyor.

 

Hamilesinden, 5 çocuklusuna, Arabından, Hintlisine, gencinden yaşlısına herkes geliyor; izlemeye, alkışlamaya, destek olmaya. Eğlenmek için geliyorlar. Yol boyunca dizi dizi bir sürü insan alkışlıyor, “Hadi yaparsın!” diyor, “Ha gayret!”, “Bravoooo!” diye çığlık atıyor, fotoğraf çekiyor, çocuklarına anlatıyor... Yaşıyor!

 

Bizde, dünyanın tek kıtalararası koşusu var ve sokaklar bomboş. Olan kalabalık ise “Abla ayakkabına yazık!” filan diyerek neredeyse insanı hayata küstürüyor. Ben en son koşuda Serkan’ı tekerlekli sandalyesinde iterken sağda solda bakanlara “Alkış istiyoruz haydi!” diye bağırınca tek tük insan alkışlamıştı...

 

Antalya’da halk bu anlamda kesin çok daha bilinçli ve iyi. Balkonlardan çıkıp alkışlayanlar hatta “Koş Yonca Koş!” diyenler olmuştu da ağlamaya başladıydım...

 

Ah be Antalya bekle beni geliyorum valla! J

 

Şimdi Koş Yonca Koş haberleri

1 senedir hayatımda hiçbir şeye göstermediğim özeni ve disiplini göstererek koşmayı öğrenmeye çalışıyorum. Haftada 3 kere, bazen 4 kere koşuyorum.

 

Sevgili Nermin Fenmen, bana ta Ankara’dan e-postalarla koçluk yapıyor.

 

Haftada 2 kere de Dalya Ayan’la pilates yapıyorum. Hem de özel ders. Dalya gözlerime kadar pilates yaptırıyor yeminle. Öyle ciddi!

 

Yeni yeni haftada en az 1 kere de, bisikletle çıkıyorum hayata.

 

En önemlisi de, size ayrıca ince detay yazacak olduğum, bana yemek yemek yerine beslenmeyi öğreten Dr. Nurhayat Gül’le beraber besleniyorum.

 

Antalya’da 21km koşmak için, TEGV’ e olan gönül sorumluluğum için yapıyorum bunu.

 

Ve bu sayede ben, yani Nermin-Dalya-Nurhayat (3 sporşörler) sayesinde, geçen seneden bu seneye tam 8 dakika hızlanmışım.

 

10km yi tam 1 saat 2 dakika 35 saniyede bitirdim.

 

Sizin için koşarken çektiğim görüntüleri de video haline getirdim J.

 

 

Hatta azıcık üzüldüm daha iyi koşabilirdim diye.

Hava çok feci basıktı. Yağmur yağdı. Nem tavan yaptı. Nefes almak zordu. Kalabalık arasından zigzaglar çizerek yol bulmak vakit kaybettirdi vesaire derken, aslında yapabileceğimi düşündüğüm 1 saatin altında koşma hayalim gerçekleşmedi.

 

Ama 8 dakika gelişebildiğimi görmek, beni hayata dair umutlandırdı.

 

Çalışmak çalışmak çalışmak ve azmetmek.... Hayatın püf noktası bu!

 

Amacım ne hız, ne hırs!

 

Tek amacım var, tek;

 

Adım Adım Oluşumu ile hayatım boyunca yardım amaçlı koşmak.

 

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’na bağış toplamak.

 

Çocukların eğitimine katkı sağlamak.

 

Budur.

 

Yeni hedef belli.

 

6. Uluslararası Öger Antalya Maratonu’nda 21km koşarken, TEGV’in Ateşböceği projesi’ne bağış toplayacağım.

 

1 tırı okul haline getirip Türkiye’nin dört bir yanına, çocukların ayağına okul götürmek için koşacağım...

 

Yonca

“uğurböceği”

X