Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yılmaz'ın beş günlük New York gezisi

Muharrem SARIKAYA

Başbakan Mesut Yılmaz'ı takip eden New York'ta görevli ve Türkiye'den gelen gazetecilerin hemen hepsinin iki sorusu vardı:

‘‘Başbakan ne yapıyor? Biz buraya niçin geldik?..’’

Başbakan'ın beraberinde Devlet Bakanı Güneş Taner, Devlet Bakanı Cavit Kavak, Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve çok sayıda üst düzey diplomat ile gerçekleştirdiği gezinin programına bakıldığında, aslında soruların haklılığı da ortaya çıkıyordu.

Birleşmiş Milletler 53'üncü dönem toplantısında konuşmak için New York'ta bulunan Yılmaz'ın beş günlük gezisinin dökümü yapıldığında bu daha net gözüküyor.

BM toplantısı pazartesi günü başladı. İlk iki gün birçok ülkenin başbakanları konuşmalarını tamamlayıp New York'tan ayrıldı. Bunların arasında ABD Başkanı Bill Clinton, İngiltere Başbakanı Tony Blair de yer aldı.

Yılmaz'ın Clinton ile görüşmesi için yapılan ilk nabız yoklama da başarısız olmuştu. Zaten başında uçkur derdi olan Clinton her zamanki dönem toplantılarının aksine bu kez New York'ta kalmayıp Washington'a dönmeyi tercih etmişti.

* * *

Başbakan Yılmaz ise New York'a salı akşamı geldi. Dolayısıyla New York'ta temas edebileceği önemli sayıda hiçbir başbakan kalmamıştı.

Yılmaz için Pakistan, Hindistan ve İsrail başbakanları ile görüşme ayarlandı. Yılmaz, Pakistan Başbakanı Şerif ile kısa bir görüşme yaptı. Hindistan Başbakanı ile görüşme ise son anda talihsizliğe kurban gitti.

Yılmaz, daha önce belirlenen randevu saatinde Genel Kurul'daki konuşmasının daha yarısına geldiği için Hindistan Başbakanı randevuyu iptal etti. Görüşme tüm çabalara karşın gerçekleşemedi.

Yılmaz bu arada fazla kasvetli bulduğu ve servisini beğenmediği için kaldığı Plaza Oteli'nden New York Palace'a taşındı.

Yılmaz, önceki gün de kolay rastlanılmayacak bir güvenlik önlemi altında Türkevi'ne gelen İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile bir saat baş başa görüştü.

Bunların ötesinde Yılmaz'ın programına bakıldığında diplomatik trafik açısından önemli sayılacak herhangi bir temasa rastlanmadı.

Geçmişte Özal, Demirel ve Çiller'i BM dönem toplantılarında izleyen gazeteciler açısından Yılmaz'ın programı tam anlamıyla boşluklarla doluydu.

Bu durumda gazetecilere de New York sokaklarında dolaşmak, Japon restoranlarında suşi yemek ve River Cafe'de akşamları Manhattan'ı seyrederek içki yudumlamaktan öte pek fazla iş kalmadı.

Yılmaz ile birlikte gelen bakanlardan Cem'in dışındakiler hakkında da bilgi sahibi olmak olanaksızdı. Devlet Bakanı Kavak, Yılmaz'ın programına iştirak ederken, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Güneş Taner'in çok yoğun görüşmelerde bulunduğu bildiriliyordu.

Sabah saat 07.45'te otelden çıkan Taner, gününü gecenin yarısına kadar finans çevreleri ile toplantılarla geçiriyordu. Bu yoğunluk, sonunda Taner'in gribe yakalanmasına ve yatağa düşmesine yol açtı.

* * *

Bütün bunlar biz habercilerin açısından görülenlerdi. Ancak Yılmaz açısından durum hiç de böyle değildi.

Gazetecilerin penceresinden görülen durumu kendisine aktardığımızda hemen itiraz etti ve ekledi:

‘‘Yahu sabahtan akşama kadar görüşme yapıyorum, bir dakikam boş değil. Odamdan dışarı adım atamıyorum. Banka genel müdürleri ve ünlü finans çevrelerinin biri gidiyor biri geliyor...’’

Dolayısıyla Yılmaz, New York'a ikili resmi görüşmelerden çok ekonomi çevreleri ile temasa ağırlık vermek üzere geldiğini bu sözleriyle açıkça ortaya koyuyordu. Bütün mesele de Türkiye'ye sağlanacak kredi ve yabancı yatırımcıların İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na geri dönüşünü sağlamak için birinci elden güvence vermekti.

Yılmaz, New York'ta Türkiye'nin uluslararası alanda son dönemlerdeki en önemli hamlesini de gerçekleştirmeyi hedeflemişti. BM Genel Kurulu'nda Türkiye'nin 2001 yılında BM Güvenlik Konseyi'ne aday olacağını resmen açıklıyordu.

Tabii evdeki hesap çarşıya uymadı. Yılmaz, gazetecilerle ekonomi ve uluslararası siyasetten daha çok çeteleri konuştu. Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın arkasında durmaya çalıştı.

Bütün bu olumsuzluklar altında Yılmaz'a moral veren tek şey, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu toplantısında hakkında övgü dolu sözlerdi.

Ancak burada da çete ve mafya konusu peşini bırakmıyordu. Yılmaz, federasyon tarafından, çeteler ve mafya ile yaptığı mücadele dolayısıyla üstün devlet adamı ödülüne layık görülüyordu.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Yılmaz'ın bugün başlayacak gezisinin son durağında da yine mafya ve çeteler vardı. Yılmaz, şimdi de Türkiye gibi çetelerle başı bir türlü dertten kurtulmayan Meksika'daydı...













X