"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Yılmaz'ın Almanya gezisinin bilançosu

Sedat ERGİN

Türk liderlerinin Bonn'a yaptıkları her ziyaretten sonra gazetelerin birinci sayfalarına çıkan ‘‘Almanya, Türkiye'yi AB'de destekliyor’’ ya da ‘‘Avrupa'nın kapısını araladık’’ şeklindeki manşetler, ne ilk ne de sondur.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in geçen yıl kasım ayında Almanya'ya yaptığı ziyareti izledikten sonra da benzer bir tabloyla karşılaşmıştık. Almanya Cumhurbaşkanı Roman Herzog'un ‘‘Türkiye'yi Avrupa yolunda bütün gücümüzle destekliyoruz. Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği perspektifine bağlıyız’’ şeklindeki konuşması, yine Türk gazetelerinin manşetlerindeydi.

Başbakan Mesut Yılmaz'ın Bonn'a yaptığı iki günlük resmi ziyaretten sonra da benzer bir hava esiyor.

Eski bir gelenek mi tekrarlanıyor, yoksa tekrarın ilerisine giden yeni bir durum mu söz konusudur?

Önce şunu belirtelim: Bugün Avrupa'nın en muktedir siyasetçisi sayılan ve Avrupa'nın geleceği konusunda birinci derecede söz hakkına sahip bulunan Helmut Kohl'ün Türk Başbakanı'na özel bir ilgi gösterdiği yadsınamaz.

Kohl bu ilgiyi her vesileyle hissettirmekten, hatta herkesin önünde sarf ettiği ‘‘Sizi görmekten çok memnun oldum. Ama bunu Türkiye'deki bütün liderler için söyleyemem’’ sözleriyle Tansu Çiller'e ‘‘taş atarak’’ ortaya koymaktan çekinmemiştir.

* * *

Türk Başbakanı'nın kabulündeki sıcaklığın gerisinde, kuşkusuz Kohl ile Yılmaz arasında kişisel düzeydeki yakınlığın ve ayrıca Almanca konuşan, Alman ekolünden kabul edilen Yılmaz'a Bonn'da özel bir sempati duyulmasının da rolü vardır.

Kohl, kendisine yakın bulduğu Yılmaz'ın başarılı olmasını samimi olarak arzulamakta ve elini kuvvetlendirmek istemektedir. Dolayısıyla Yılmaz'ı Bonn'dan ‘‘eli boş’’ göndermeyecekti.

Ancak kişisel yakınlık ve duygular, Almanya'nın Türkiye'nin tam üyeliği konusundaki tutumunu şekillendirmesinde olsa olsa yardımcı bir faktördür.

Kohl, konuya Alman çıkarları açısından bakacaktır. Bu düzlemden baktığında, Alman Başbakanı, bir tarafta 60 milyonluk sorunlu bir Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasının yaratacağı devasa sorunları, diğer tarafta ise Avrupa'dan dışlanmış bir Türkiye'nin Almanya ve Avrupa açısından yaratacağı sakıncaları görmektedir.

Almanya açısından çıkış yolu, Türkiye'yi ne dışlayan, ne de hemen topluluğun içine alan bir orta hattın üzerinden geçmektedir.

Kohl'ün bu çerçevede, AB'nin genişleme stratejisine son şeklinin verileceği tarihi Lüksemburg zirvesinden hemen önce Ankara'nın tam üyelik adaylığını desteklediğini vurgulayarak, Türkiye'nin genişleme sürecinin içine alınacağını kayda geçirmiş olması önemlidir.

* * *

İşin prensibi, kritik bir zamanlamada bir kez daha belirtilmiştir.

Ancak bu prensibin nasıl bir ‘‘şekle’’ dönüşeceği henüz ortadadır.

Yılmaz açısından bu gezideki temel hedef, şekilden önce buradaki prensibin kaybedilmesi olasılığının önlenmesiydi. Yılmaz'ın dün Bonn'dan dönerken uçakta yaptığı şu değerlendirme bakışını gösteriyor:

‘‘Bize 'AB'ye girdik giriyoruz' masalları anlatılırken, komisyon bize 'nihai genişlemede siz yoksunuz' mesajını vermişti. Şimdi bunu tersine çevirmeye çalışıyoruz. Hedefimiz oydu. Zannediyorum ki, burada çok önemli mesafe aldık. Modalitesi önümüzdeki aylarda ortaya çıkacak ama kesinlikle Komisyon'un önerdiği gibi Türkiye bu sürecin dışında kalmayacak.’’

Ancak sonuçta, ‘‘şekil’’ de kuşkusuz büyük önem taşıyacak.

Lüksemburg zirvesinden Türkiye'nin ‘‘adaylığını’’ tescil eden, ancak hemen tam üyelik yerine ilk aşamada ‘‘özel bir statü’’ getiren bir geçiş dönemi formülünün belirmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

X