"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Yılmaz-Kohl ilişkisi nerede koptu?

Sedat ERGİN

Tarih 30 Eylül 1997. Başbakan Mesut Yılmaz, Şansölye Helmut Kohl ile görüştükten sonra Bonn'daki Federal Basın Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, ziyaretin olumlu sonuçlarını açıklıyor.

Yılmaz, önce Alman tarafının yayınladığı basın bildirisine atıf yapıyor. Bildirinin Türkiye açısından en önemli paragrafı şu:

‘‘Şansölye Kohl, Türk Başbakanı'nın Türkiye'nin Avrupa'ya aidiyetine ilişkin tutumunu güçlü bir şekilde desteklemiş ve Türkiye'nin AB'ye müstakbel tam üyeliğini desteklediğini açıklamıştır.’’

Bu ifade, aralık ayı sonunda Lüksemburg'da yapılacak olan Avrupa Birliği zirvesinde Topluluğun 21. yüzyıla dönük genişleme stratejisi açıklanırken Türkiye'nin 12. aday ülke olarak telaffuz edileceği anlamına gelir mi?

Yılmaz, basın merkezinin merdivenlerinden inerken yanına yaklaşarak yönelttiğimiz bu soruya tereddüt etmeden şu karşılığı veriyor:

‘‘Bundan sonra olmaması mümkün değil...’’

Bir diğer meslektaşımız üsteleyince Yılmaz kendinden emin bir ifadeyle, ‘‘İstediğimi aldım...’’ açıklamasını yapıyor.

Başbakan'ın eylül ayındaki Bonn gezisinin en önemli hedefi, Lüksemburg zirvesinde Türkiye'yi 12. aday üye olarak tescil ettirmekti.

AB Komisyonu, temmuz ayında hazırladığı genişleme stratejisi raporunda, adayları ilk aşamada 6, ikinci aşamada ise 5 olmak üzere toplam 11 ülke ile sınırlı tutmuş, Türkiye'yi dışta bırakmıştı.

Türkiye için önerilen, ‘‘gümrük birliği artı’’ diye özetlenen ve 11'lik listenin dışında tutulduğu bir formüldü.

Yılmaz, Kohl'ün yanından ayrıldığında, Türkiye'yi 12. ülke olarak listeye dahil ettiğine inanıyordu. Bu konuda Alman tarafının ‘‘mutlak desteğini’’ aldığına inanıyordu.

Yılmaz, Kohl'e ‘‘Tam üyeliğin gerisine düşen gümrük birliği artı denilen bir çerçeveyi kabul edemeyiz. Tam üyelik perspektifini önümüze koymadığınız zaman bize yapacak bir şey bırakmıyorsunuz’’ demiş, Alman Şansölyesi de kendisine şu yanıtı vermişti:

‘‘Size ben yardımcı olacağım. Bizim Türkler'e vefa borcumuz var. Ayrıca biz sizin başarılı olmanızı da isteriz. Pek çok kişi gelip size destek vereceğini söyleyebilir. Ama kapalı kapıların ardında sizi destekleyecek olan benim. Ben bir söz verdim mi, tutarım.’’

Başbakan ayrıca, Kohl'ün desteğinin içteki durumunu da sağlamlaştıracağını, hükümetinin başarısı olarak algılanacağını düşünüyordu.

Ancak gezi sonrasında Almanya'nın sergilediği tutum, Yılmaz'ın Türk kamuoyuna da açıkladığı bu beklentisini boşa çıkardı.

Kohl, 30 Eylül görüşmesinde Yılmaz'a yerine getiremeyeceği bir vaatte mi bulundu?

Yoksa Yılmaz, görüşmenin sıcak atmosferi içinde Kohl'ün kendisine ifade ettiği destek sözlerini aşırı bir iyimserlik içinde yorumlayarak, kendisini gerçekçi olmayan bir beklenti içine mi soktu?

İlginçtir ki, Alman tarafı, sonradan Kohl'ün Türkiye'nin 12. aday olarak açıklanacağı yönünde bağlayıcı bir taahhütte bulunmadığında ısrar etti.

Yılmaz ise bu taahhüdün Kohl tarafından yapıldığını belirtti.

İşte Kohl-Yılmaz ilişkisindeki kopma noktası bu anlaşmazlıkta yatıyor.

Mesut Yılmaz, başbakan olduğunda Tansu Çiller döneminde sıkıntılı bir seyre giren Almanya ile ilişkileri düzlüğe çıkartabilecek lider olarak görülmekteydi. Kohl'ün kişisel düzeyde kendisine güveni tamdı.

Bugün geldiğimiz noktada ise Türk-Alman ilişkilerinde son onyılların en sıkıntılı dönemi yaşanıyor.













X