Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yılmaz-Baykal

Emin ÇÖLAŞAN

Bu ikilinin kavgası artık sıktı. İş o boyuta vardı ki, şunun veya bunun haklı veya haksız olduğunu bile söyleyemiyoruz.

Ortada üç partiden oluşan bir hükümet var. Bu hükümet, Meclis'te kelle sayısı olarak çoğunluğa sahip değil. Dolayısıyla, ancak CHP'nin desteği ile ayakta kalabiliyor...

Ve kayıkçı kavgası her gün devam ediyor!

- ‘‘Böyle hükümet olmaz. Bu hükümet komadadır, bitmiştir. Derhal seçime gidilmesi gerekir...’’

- ‘‘Madem hükümetimizden memnun değilsin, o halde desteğini çek ve bizi düşür...’’

Özellikle son haftalarda, giderek yoğunlaşan bu saçma sapan tartışmayı izliyoruz.

Gündemdeki pek çok önemli konu unutuluyor, gözler ve kulaklar bu ikisi arasındaki kavgaya takılıyor.

***

Türkiye'de siyaset işte böyle yapılıyor. İki tane kocaman adam, ülke yönetiminde söz sahibi olan iki genel başkan, bu düzeyde bir tartışma içinde zaman yitiriyor.

Oysa bunun çaresi basittir.

Aralarındaki anlaşmazlık konularını şöyle bir oturup konuşsalar, kesinlikle çözümlerler.

Hükümeti oluşturan üç partinin genel başkanları, ne olur bir gün Deniz Baykal'ı bir çay içmeye çağırsalar...

Bir pazar günü şöyle rahat bir ortamda Başbakanlık Konutu'nda bir araya gelseler, bir çay içseler, hatta yemek yeseler ve oturup uygarca konuşsalar...

Birbirlerine karşı içlerini orada dökseler, karşılıklı hatalarını anlatsalar, görüşlerini bildirseler...

Ve bir ülke gündemi üzerinde anlaşmaya varsalar...

Hükümet tarafı dese ki:

‘‘Bak Deniz Bey, gündemde irtica mücadelesi var. Biz şu yasaları Meclis'e getirmek istiyoruz. Eğer senin başka isteklerin varsa, onları da oturup konuşalım...’’

Baykal bu öneriye ‘‘Hayır, ben irtica yasalarına destek vermem’’ diyebilir mi?

Sonra deseler ki: ‘‘Gündemde ayrıca mali reform yasaları var, bizim hükümet olarak önem verdiğimiz şu şu şu yasalar var. Yardım et, bunları geçirelim...’’

Bunlar üzerinde konuşsalar, birbirlerini aydınlatsalar...

Baykal partisinin isteklerini sıralasa...

Mutlaka bir yerde anlaşmaya varacaklardır.

Ama böyle yapacaklarına, birbirlerini kamuoyu önünde gagalamakla zaman yitiriyorlar.

***

İki taraf da şunu iyi bilsin: Bu kavga onlara yarar getirmiyor, zarar veriyor. Bu kavga bir yerde Tansu'ya, Fazilet takımına ve irticacı kesime yarıyor. Onların işine geliyor.

Yarın bir erken seçim yapılsa ne olur?

Baykal iktidara mı gelir? ANAP mı kazanır?

Hayır, kesinlikle mümkün değil.

Üç aşağı beş yukarı, karşımıza aynı Meclis tablosu çıkar...

Çünkü Türk milleti, son birkaç yıl içinde Meclis'teki beş büyük partiyi de hükümette denedi ve onlardan hiçbir şey çıkmadığını, çıkmayacağını gördü.

Refah, ANAP, DYP, DSP ve CHP.

Hepsini gördük. CHP, Tansu ile yaptığı ortaklıkta onun kucağına oturup bütün kişiliğini yitirdi.

Refahyol, Türkiye'yi altüst etti. İrticayı devlete resmen soktu. Tansu derseniz, sicili belli!

Bugünkü hükümetin durumu tam bir içler acısı.

Bu beş partiden biri bile hükümet sınavından başarıyla geçemedi. Hepsi de işi eline yüzüne bulaştırdı.

***

Evet, Yılmaz-Ecevit-Cindoruk üçlüsü, Baykal'ı bir gün çay içmeye davet etsinler. Otursunlar, bir ülke gündemi belirlesinler. Ne yapacaklarsa yapsınlar...

Ve lütfen, artık şu kayıkçı kavgasına son versinler.

Hem ayıp oluyor, hem de birkaç genel başkanın kaprisi uğruna, olan Türkiye'ye oluyor.

GÜNEŞ TANER'E SORULAR

‘‘Güneş Bey, son haftalarda hangi yurtdışı gezilerine gittiniz? Yanınızda kimler, hangi işadamları ve müteahhitler vardı? Bu gezilere kimlerin uçağı ile gittiniz?

Devlet göreviniz var mıydı?

Örneğin Beyaz Rusya'da ne yaptınız?

İş mi bağladınız?

Kısa bir yanıt göndermeniz dileği ile saygılar sunar, başarılarınızın devamını dilerim!’’

TELEFONDA İÇİŞLERİ BAKANI

Dünkü yazım üzerine İçişleri Bakanı Murat Başesgioğlu aradı ve şunları söyledi:

‘‘Hiç sesimin çıkmadığı konusunda haklısınız. Ancak şu sırada, 27 Mart MGK toplantısına hazırlanıyorum. Orada çok önemli açıklamalar yapacağım.

Refah'lı belediyelerin irticanın bir numaralı para kaynağı olduğu konusunda da haklısınız. Ancak bu konuyu müfettişlere havale ediyorum. Kesin suçlayıcı bir rapor olmadan, görevden alma işlemi yapmak istemiyorum...’’

Kısa konuşmamızın burasında kendisine dedim ki: ‘‘Haklısınız da, o soruşturmaları havale ettiğiniz müfettişlerin çoğu, zaten onların adamı...’’

Yanıt ilginçti:

‘‘Biliyorum, maalesef öyle.’’













X

YAZARIN DİĞER YAZILARI