Yılbaşı ve münazara

HER yılbaşı bize “tartışma” getirir.

Senede bir gündür, şarkıdaki gibi...
Ama o bir gün bile bazen bize fazla gelir.
Belki lüzumundan fazla önemsediğimiz ya da lüzumu kadar önemsemediğimiz için.
Geliyor ya yeni yıl hemen başlarız, neyini, nasılını bildik cümlelerle tartışmaya...
Hani “yılbaşı münazaraları” başlığını verip biraraya getirsen, kitap da olur, dizi de...

Bacadan-kapıdan Noel Baba, çam ağacı, vitrin süsleri sızar tartışmaya.
Sonra yeni yıl hutbeleri ile alevlenir ya da yatışır münazara...
Olmadı, meydanlardaki toplu yılbaşı partileri taciz eder ekranları, gazete sayfalarını.
Öyle ki, geçen yıl İstanbul’da bizzat yaşandığı gibi, bir yanda Noel Baba tartışılırken, öte yanda Noel Baba kılığına giren sivil polisler Taksim’de tacizci avı başlatır.

Kimi stiline, yaşam tarzına, kimi olanağına, kimi geleneğine, çoğu da keyfine göre kutlar yılbaşını.
Bazısı da kutlamaz.
Bizim yılbaşımız, aybaşımız (maaşımız/sancımız) niye dünyada, Batı’daki gibi topluca kutlanmıyor muhabbetine girmeyeceğim elbette.
Herkesin yılbaşısı kendine...

Senede bir gün kutlanan o mahut, alışılmış yılbaşılar, bana her günü birbirine benzer geçen bir ömrü de hatırlatır.
Hani ana başlıklarıyla benzerdir belki de, asla aynı değildir.
Çünkü mekan aynı da olsa her an farklıdır.
Misal hep aynı yerde kutlanan yılbaşı bile karı, yağmuru, “mevsim”i, o “an”dan geçen, sonraki fotoğrafta artık olamayan ya da fotoğrafa yeni katılan insanlarıyla, o sadece mevzu açan muhabbetiyle bile farklıdır:
“Bu yıl yaprak sarma, biraz iri mi olmuş?”
Eğer oradaki fotoğraflar külliyen bir ömrün yıllara bölünmüş albümüyse, “hayat” da fotoğraflardaki birbirini izleyen farklı “an”lardır aslında.
Yeni günlerin güzel gelmesi dileğiyle...
Yazarın Tüm Yazıları