Yılbaşı bilmecesi hâlâ muamma

Hürriyet Haber
02.01.2011 - 23:34 | Son Güncelleme:

BU yılbaşında, gazetelerin yazı işlerinde hayat alışıldık biçimde aktı. Yeni yılın alışılmış sorularına yanıtlar arandı; yılbaşı eğlenceleri, yeni yılın ilk bebekleri, yeni yılın ilk kazaları, Milli Piyango ikramiyesini kazananlar gibisinden bildik haberler yazılıp çizildi.

Oysa geçen yılbaşında gazetelerin yazı işlerinde ve Ankara Büroları’nda olağandışı bir hareketlilik vardı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast ihbarı iddialarının ardından Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’ndaki kozmik odada başlayan aramalar altı gündür sürüyordu. Yılın son gününde o odadaki aramayı yapan hâkim Kadir Kayan, kendisini takip eden iki aracı durdurtmuş, araçlardan altı asker çıkmıştı.
Bu ani gelişme, medyayı hareketlendirmiş, özellikle polis adliye muhabirleri o günü ve tabii yılbaşını ayakta geçirmişlerdi. 1 Ocak 2010 tarihli Hürriyet’in manşeti de bu gelişmeyi duyuruyordu okurlarına:
“Yılbaşı bilmecesi”
Aradan tam bir yıl geçti. 2010 dosyasını kapattık. 2011’in kapağını açtık. Skandallara, felaketlere, sürprizlere alışık bir ülkenin gazetecileri olarak, bu yılın büyük olaylarını karşılamaya da hazırız.
Ama gazetecilikte günlük rutini bütün ayrıntılarıyla kavrayıp okuyucuya aktarmak kadar, geçmişte kalan olayları unutmamak, o olaylarla ilgili sorulara yanıt aramaya devam etmek de önemli. Eskilerin deyimiyle “fikri takip”ten vazgeçmemek gerekiyor. “Fikri takip” eskiden de bu mesleğin olmazsa olmazlarından biriydi. Fakat şimdi önemi daha da arttı. Çünkü internet haberciliğinin de katılımıyla haber tüketicileri, ağır haber bombardımanı karşısında kalıyor ve her şey eskisinden daha da hızla unutulup gidiyor. Haberciler müdahale etmezse birçok olay daha ne olduğu anlaşılamadan karanlıklara gömülüyor.
Bakın, tam bir yıl önce okuduğumuz “Yılbaşı bilmecesi” henüz çözülmedi. O altı askerin, komutanlarının evindeki yılbaşı kutlaması için yiyecek içecek almaya gittiği ortaya çıktı; haklarında takipsizlik kararı verildi. Fakat “kozmik oda”da arama yapılmasına vesile olan “Arınç’a suikast” iddiası ile ilgili soruşturma henüz tamamlanamadı, dava da açılamadı. O gün söylenenleri, havada uçuşan iddiaları bir kenara bırakırsak, o konu hâlâ bir muamma.
O nedenle biz haber üreticilerinin, unutmak yerine, “Ne oldu?” diye sormaya devam etmemiz, bıkmadan usanmadan “fikri takip”te ısrar etmemiz gerekir. Tabii sadece “Arınç’a suikast” iddiası ile ilgili değil, geçen yılın tümüyle aydınlanmamış bütün dosyaları için geçerli söylediklerim. Deniz Baykal’a görüntülü suikasttan başlayıp, darbe hazırlığı iddiaları, Deniz Feneri dosyası, Ergenekon, KPSS’deki kopya soruşturması, Hanefi Avcı’nın tutuklanmasına kadar giden uzun bir liste çıkarabiliriz. Bu olayların hepsi de yanıtlanamayan tek soru kalmayana kadar üzerinde durulmasını hak ediyor.
Gazeteciliğin araçları ne denli değişirse değişsin, teknoloji bu mesleğin yapılma biçimini ne kadar geliştirirse geliştirsin, fikri takip ilkesi hiç eskimeyecek.

Birinci sayfadaki bayrağın anlamı

HÜRRİYET’in logosunun yanındaki Türk bayrağı ve “Türkiye Türklerindir” yazısı ile ilgili olarak bugüne değin okurlardan çok sayıda farklı görüş geldi. Son olarak da Devrim Günçe adlı okur, merakının giderilmesi için bana başvurdu:
“Ben kendimi bildim bileli, Almanya’da geçen çocukluğum dahil olmak üzere, Hürriyet okuruyum. Son günlerde iyice alevlenen tartışmalardan mıdır bilemiyorum, basılı gazetenizin logosunun başında ‘Türkiye Türklerindir’ yazıyor. Bunun anlamı nedir?”
Samimi bir soruydu yönelttiği. Bu soruya genelgeçer bir yanıt vermek yerine, bayrağın gazetenin tepesine konulduğu tarihe gitme gereği duydum. Nasıl olsa bu kararı alan gazete yöneticileri, kararın gerekçesini de açıklamışlardır diye düşünüyordum. Yanılmamışım, “Türkiye Türklerindir” yazısı ve bayrak, Hürriyet’in çıkışından 1.5 yıl kadar sonra, 8 Kasım 1949 tarihinde oraya konulmuştu. Gerekçe de, o günkü Hürriyet’te yayınlanan “Türk bayrağı” başlıklı başyazıda açıklanıyordu:
“Bugünden itibaren gazetemizi başlığı bayrağımızla süslenmiş olarak bulacaksınız. Şimdiye kadar hiçbir Türk gazetesine nasip olmayan muvaffakiyete ‘Hürriyet’iniz erişmiş bulunuyor. Başardığımız bu muvaffakiyeti dürüst ve fedakârlıklarla dolu olan neşriyatımıza ve sizlerin devamlı alakalarınıza borçlu bulunmaktayız. Yurtiçinde gördüğümüz bu alaka, az zamanda yavaş yavaş yurtdışına da yayıldı. Bugün ‘Hürriyet’ dünyanın belli başlı şehirlerinde okunan Türk gazetesi oldu. Bunu da yine Türk okuyuculara medyunuz. İşte bu müstesna vaziyetten dolayı gazetemizi her yerde, bilhassa yabancı memleketlerde diğer gazetelerden tefrik ettirebilmek için başlığımızda tadilat yaptık ve şerefli bayrağımızı gazetemizin en mutena köşesine vazettik. Artık kabul etmeliyiz ki eğer birçok sahalarda layıkı veçhile ilerlemiş bulunuyorsak, matbuat sahasında pek çok memleketlerle boy ölçüşecek vaziyetteyiz. Türkler gazetelerinin tekniği ile itibar edebilirler. Şu elinizde okuduğunuz gazeteyi basan makinenin bir eşinin henüz Avrupa’da mevcut olmadığını memnuniyetle kaydetmek isteriz.
Gazetemizi, Türk bayrağının gölgesinde çıkardığımızdan dolayı sonsuz bir iftihar duyuyoruz. İstiyoruz ki, dünyada mevcut bütün Türk vatandaşlarımız, Hürriyet’i ellerine aldıkları zaman bu bayrağın etrafında birleşsinler ve Türk olduklarından dolayı bizim gibi iftihar etsinler. Bu memleket Atatürk çocuklarının memleketidir ve Atatürk’ün hatırası ile beraber ebediyen yaşayacak ve dünyanın ortasında bir yıldız gibi parlayacaktır.”
Bu gerekçeyle ilk sayfanın tepesine konulan bayrağa, 1 Ocak 1987’den itibaren de Atatürk portresi eklendi. O günden beri, Hürriyet’in logosunun bir parçası olarak yayınlanmaya devam ediyor. Değerlendirirken, 1949 koşullarında yazılan gerekçeyi bilmekte yarar var.

Okurdan kısa kısa

Ahmet Kalaycı: Pazar günkü gazetenizi okuyunca Bihlun Tamaylıgil’in CHP’nin ilk kadın genel sekreteri olduğunu öğrenmiştim. Ama bir gün sonraki “Genel Sekreter’e kutlama” haberinde ilk haberinizi yalanladınız. Hem de çaktırmamaya çalışarak. Bu habere göre de Tamaylıgil, ilk değil Oya Araslı’dan sonra ikinci kadın genel sekreter imiş. Ne desem ki bu duruma?
Leyla Tuna: 28 Aralık 2010 tarihli gazetenizde İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Hıristiyanların Noel’ini ve yaklaşan yeni yılını kutladığını yazmışsınız. Sayın profesörün unvanına yakışır bir şekilde Noel’in ayın 24’ünde kutlandığını ve bittiğini bilmesi gerekirdi. Bizde “Geçmiş bayramınız kutlu olsun” derler ama Hıristiyanlarda böyle bir adet yoktur. Bu geç kutlama için kendisine teşekkür edecek kimse var mıdır bilemem. Yoksa siz mi haberi geç yayınladınız?
NOT: İhsanoğlu’nun mesajı, İKÖ’nün internet sitesine 27 Aralık’ta konuldu; Anadolu Ajansı aynı gün haberleştirdi. Ertesi gün de Hürriyet’te yayınlandı. Gazeteden kaynaklanan bir gecikme söz konusu değil.
Şeyh Şamil Çağlar: Birkaç gündür gazetenizin ana sayfasında Nurgül Yeşilçay ve Cem Özer’in boşanma kararı almaları ve boşanmalarıyla ilgili haberler bulunmaktadır. Bu insanların özel yaşantılarından ziyade ana sayfada yer verilmesi gereken çok daha önemli konular olduğunu düşünüyorum.

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı