Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yıl 1925, haydi kızlar okula

GİRİT’te isyan çıkıyor. Rumlar bağımsızlık kazanıp, Yunanistan’la birleşmek istiyor.

Dönemin sadrazamı Ali Paşa (1815-1871) Girit’teki isyanı bastırmak için, ekonomik ve sosyal önlemler içeren bir paket hazırlıyor. Girit’teki koşulları düzeltmek üzere. (Metin Heper, Devlet ve Kürtler, s.102).

O paket hiç bir işe yaramıyor, bir süre sonra Girit elden çıkıyor.

Balkanlar’da isyan çıkıyor. Oradaki ülkeler Osmanlı’dan ayrılmak istiyor.

Balkanlar dönemin Tuna Valisi Midhat Paşaya (1822-1874) bağlı. Midhat Paşa ayaklanmaya engel olmak üzere, ekonomik ve sosyal önlemler içeren bir paket hazırlıyor. (Metin Heper, a.g.k. aynı yerde).

O paket hiçbir işe yaramıyor, bir süre sonra Balkanlar elden çıkıyor.

İster Osmanlı, ister Türkiye Cumhuriyeti, herhangi bir yerde bir huzursuzluk varsa, yaklaşık 150 yıldır biz hemen ekonomik ve sosyal paketlere sarılıyoruz.

Sonuç ortada.

ŞARK ISLAHAT PLANI

O paketler ya çare olmuyor ya rafa kalkıyor. Bunun müthiş bir örneği var.

Şeyh Sait isyanının ardından İsmet Paşa Hükümeti bir program kabul ediyor. 8 Eylül 1925 tarihli Şark Islahat Planı. Yani, doğuya reform paketi. O planın 14. maddesi:

“... her türlü fedakarlık gösterilerek kız okulları kurulmalı, her türlü zorluğa göğüs gerilerek, kızlar okullara gönderilmelidir”. (Bilal Şimşir, Kürtçülük Cilt II, s. 302).

Yıl 1925, Kürtlerin bir daha ayaklanmasını önlemek üzere, öngörülen önlemler arasında kızların okula gitmesi var.

Reform planının diğer maddeleri de iyi. İyi de, 2000’li yılları yaşıyoruz, Milliyet’in kampanyası var, Haydi Kızlar Okula, diye.

Plan ve programdan bol hiç bir şey yok. Ya uygulama? Nafile.

UNUTULUYOR

PKK teröründen sonra ekonomik ve sosyal önlem öngören, hükümetlerin, siyasal partilerin, sivil toplum örgütlerinin otuzdan fazla paketi var.

Hatta, 1995’te hazırlanan bu paketlerden biri, şu anda konuştuğumuz “İspanya, İtalya, Britanya deneylerine bakılmasını öneriyor, Kürtçe eğitimin ve kültürel özgürlüklerin önünü açmanın iyi olabileceğini” söylüyor. (Aliza Marcus, Kan Ve İnanç, s.336).

1995’te. Bugün tartışılanların hiçbir yeni değil. Hepsi biliniyor. Bir süre laf üretiliyor, sonra unutulup gidiyor.

Bir de, Güneydoğuya yatırım masalı var.

“1983-92 döneminde kişi başına yatırım endeksi tüm ülkede 100 kabul edilse, Karadeniz Bölgesine 36, Marmara Bölgesine 71 iken, Güneydoğuda 256 idi”. (Aktaran Metin Heper, a.g.k. s. 19).

Ekonomik yatırım diye herkes yırtınıyor, ama ekonomik yatırım Güneydoğu’ya diğer bölgelerden kat kat fazla. Yine de, işe yaramıyor.

Tarih ve örnekler çok açık, eğer Kürt sorununu çözmek istiyorsak, demek farklı bir yol seçmek gerek, bilinen paradigmaları kırmak gerek.

Bugün 150 yıl önce yazılan ekonomik ve kültürel paketler peşinde koşmakla meşgul bir toplum. 85 yıl önce önerilen,  haydi kızlar okula, modelini bile devlet değil, bir gazete uyguluyor. İdeolojik amaçtan uzak, tümüyle eğitim amaçlı.

Tarihten ders almak yerine, şu anda yine kör dövüşü. Neden? “Kürt sorununu çözelim” diyenlerin büyük çoğunluğu Kürt sorununu çözmekten yana değil.

Maç bahane, işler organize

FENERBAHÇE futbol takımı Diyarbakır Havaalanı’na iniyor. İndiği anda, Diyarbakırlı biri, Fenerli futbolcu Emre’nin önüne Galatasaray forması atarak, onu hain diye suçluyor.

Emre eski Galatasaraylı, şimdi Fener’de oynuyor, o Diyarbakırlı arkadaşa göre, Emre hain. Gerilim daha havaalanında başlıyor. Kötü niyet önceden organize.

Maç sırasında atılan taşların ve şişelerin, maç sonrasında çıkan olayların ise maçla ilgisi yok. Maç bahane.

Dün Diyarbakır’dan arkadaşlarımla konuşuyorum. Kürt açılımı ile ilgili halkta olumlu bir hava var, birileri bunu bozmak peşinde.

Maçı stadyumda izleyen arkadaşımın gördükleri perdeyi aralıyor. Sade taraftar durumun farkında. O kadar ki, maç sırasında sahaya şişe ve taş atanlarla taraftar arasında kavga çıkıyor.

Siyasiler birbirlerine hakaret ederken, birilerinin taş ve sopayla kavgaya katılması normal.

X