Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yetti artık, darbe beklemekten vazgeçin...

İsyan etmek istiyorum. Durmadan bir darbe edebiyatıdır gidiyor. Birileri hala aynı soruyu soruyor: "Tekrar darbe olur mu?". Diğerleri ise, sinsice darbe bekliyor. Onlara bir haberim var. Asker de bizler kadar akıllı. Kimsenin elini bu arı kovanına sokmaya niyeti yok. Hepsi ağzının payını yeterince aldı.

İnanamıyorum.
 
Etrafa bakıyorum, herkes darbe edebiyatı yapıyor.

 - Tekrar darbe olur mu?
 - Darbeler nasıl önlenir?
 - Gizli gizli darbe bekleyenler var.
 
Bir türlü kendimize güvenemiyoruz. Ortaya çıkıp " Hadi arkadaş, bundan sonra darbe olmaz. Eğer buna kalkışan olursa karşısında bizi bulur..."diyen sayısı çok az.
 
Sürekli bir kuşku... Hala yaşadıklarımıza, değişen Türkiye'ye alışamayanlarımız var. Hala yorumlarda, TV tartışmalarında "Asker şimdilik pusuda, günü gelince ayaklanacak..." diyenlere rastlıyoruz.
 
O zaman bu arkadaşlara bir haber vereyim.
 
Asker, Türkiye'deki değişimi ve dönüşümü çok yakından izliyor. Yıllar önceki darbelerin dahi hesabının sorulduğu bir dönemden geçildiğini görüyor. Darbe niyeti olmasa dahi, gidiş hakkında kuşku ve kaygılarını öne süren subayların dahi, nasıl ağır bir bedel ödediğinin farkındalar.
 
TSK, geçmiş dönemde siyasete karışmanın cezasını fazlasıyla ödediğinin farkında. Daha da ötesi, bugünkü Türkiye'nin eskisi gibi, kolaylıkla kışlaya dönüştürülemeyeceğini görüyor. Belki içlerinde bazıları hala darbe rüyası görüyor olabilir, ancak Genelkurmay’ı ve üst düzey komutanları aşabilmeleri artık imkansızdır.
 
Unutmayalım ki, bu ülke artık tek kanallı TV-Radyo ile yetinen, dışa kapalı ve “Höt!” denildiğinde evine kaçıp saklanan bir toplum değil. Bu topluma zorla bir şey yaptırmak artık mümkün değildir.
 
Tüm eksikliklere, PKK terörüne rağmen, bugünün Türkiye’sinde artık darbe olmaz.
 
Eğer birileri askeri göreve davet eder, asker de bu görevi emir sayar ve hareket geçerse; bu olasılığa karşı da bu ülkenin insanları başkaldırmazsa, meheldir bizlere...

HERŞEYİ BİZ BİLİRİZ, SİZ BU İŞTEN ANLAMAZSINIZ!

Bu toplumun her konuda bir uzmanlığı var.

Herkes, herşeyi çok iyi biliyor.

Gazeteciliğin nasıl yapılacağını herkes nerden çok iyi biliyorsa? Siyasetçisinden askerine, üniversite öğretim üyesinden yargı mensuplarına kadar herkes gazeteci!

Sadece medyayla sınırlı değil.

Hepimiz birer teknik direktör gibiyiz. Hangi futbolcunun ne zaman çıkarılıp, hangisinin sokulması gerektiğini dahi biliriz. Spor gazetecilerinin herbiri bu işi Fatih Terim' den veya Aykut Kocaman' dan daha iyi bilir.

Hele bir de terör konusuna gelince durum daha da dramatikleşir.

Terörle mücadeleyi de hepimiz biliyoruz!

Kimse işin uzmanını dinlemiyor.

Ekonomiyi de biz daha iyi yönetiriz.
Demirel boşu boşu "Bu ülkeyi yönetmek çok güçtür..." dememiştir. Bunca yıllık deneyiminin bir özetini yapmış.

Bir mutfakta çok fazla aşçı olursa, ortaya çıkacak yemek hiçbir şeye benzemez.

BUGÜN GAZETECİLİK YARGILANACAK...
  
Kendimi bildim bileli siyasetçilerimiz olsun, askerlerimiz olsun, veya yargıçlarımız olsun herkes gazetecilerden şikayetçilerdir. En sık duyduğum sözdür "Böyle gazetecilik olur mu, kardeşim?". Bu meslektekiler bilmez, meslek dışındakiler bilirler.
 
Herkesin bir gazetecilik düşüncesi vardır. Siysetçiler daha da farklıdır. Muhalefetteyken başka, iktidar olunca başka düşünürler. Şu veya bu şekilde hep şikayet ederler.
 
Bugün, gazetecilik cidden yargılanıyor.
 
Oda TV duruşması var.
 
Acaba Soner Yalçın ve arkadaşları gazetecilik mi yaptı, yoksa iktidarı devirmek için komplo mu kurdular?
 
Ben, silah ve terörü teşvik etmedikçe, gazetecinin tam fikir özgürlüğüne inanlardanım. Bu açıdan tarafım. Oda TV duruşmasını da bu nedenle önemsiyorum.
 
Melih Aşık özetlemişti, ben de ondan aldım. Soner Yalçın'ın savunmasını tekrar edelim.
 
“...Gazeteciliğin yargılandığı OdaTV davasında, 7 aydır beklenen TÜBİTAK raporu sonunda geldi. 339 sayfalık bu raporun tamamını okuyanlar net bir şekilde görecektir ki; 20 aylık tutukluluğumuzun nedeni komplo için üretilmiş virüslü dosyalardır.
TÜBİTAK raporuna göre;

1- Bu dosyalar üzerinde bizler tarafından bir işlem gerçekleştirilmemiş; yani bu dosyalar bilgisayarlarımızda oluşturulmamış, değiştirilmemiş ve açılmamıştır. (TÜBİTAK raporu sonuç bölümü)

2- Suçlamaya konu olan 3 bilgisayarı (Odatv Haber Merkezi, Barış Pehlivan ve Müyesser Yıldız’ın bilgisayarları) bire bir özel olarak hedef alan sosyal mühendislik saldırıları düzenlenmiştir. (TÜBİTAK raporu Syf. 259 ve 293)

3- Bu 3 delil bilgisayarına yapılan saldırı, ekinde zararlı yazılım (virüs) gizlenen mailler yoluyla gerçekleştirilmiştir.(Syf 229-259 arası)

4- Bu özel hedefli sosyal mühendislik saldırıları sonucunda ilgili delil bilgisayarlarına, uzaktan yönetim ve dosya atma özelliği bulunan zararlı yazılım yerleştirilmiştir. (Syf. 259 ve 293)

TÜBİTAK komployu ortaya koyan tüm bu tespitlerinden sonra, raporunu şu cümleyle bitirmiştir:

‘Bu dosyaların zararlı yazılımlar vasıtasıyla geldiğine veya gelmediğine dair kesin yargıya varılamamıştır.’

Yargılandığımız mahkeme ise; geçtik 339 sayfalık raporun içindeki komployu ortaya koyan tespitleri, raporun son cümlesini bile dikkate almamıştır.
‘Kuvvetli suç şüphesi devam ediyor” diyerek tutukluluğa devam kararı vermiştir.”
    

 

X