"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Yetişmeye çalışıp yetişememek yerine yetişmek

Nasıl acayip bir tempoyla çalıştığımı bazen hakikaten anlatasım geliyor; ama susuyorum. Susuyorum; çünkü herkesin temposu kendine göre yeterince yoğun. “Ay çok çalışıyorum şekerim!” demek, ayıp geliyor, sanki olağanüstü bir şeymişcesine, insan gösteriş yapıyormuş gibi oluyor. Belki de bu cümle bile oldu öyle..

Neyse...

Mızmızlanmayı da sevmiyorum eskisi gibi.

Eskiden olsa, daha kolay şikayet ederdim, ya da, daha çok yoğunluktan vesaireden bahsederdim. Hatta bunu, marifetmiş gibi, bazı şeyleri yapamamış olmama bir güzel bahane olarak kullanabilirdim.

Huy değiştirdim.

Çünkü;

Anladım ki bunu yapan insanlara gıcık oluyorum. O yüzden de bunu yapmayı kendime yasakladım.

Hatta benim bu yeni huyumu bilenler, herhangi bir ortamda birisi kalkıp: “Ay şekerim yapıcaktım ama nasıl yoğundum, yetişemedim, yapamadım kusura bakma...” filan derse kazara, hemen endişeyle “lafı yapıştıracak mıyım acaba?” diye, bana bakar oldular. Eskiden onu da yapardım çünkü; anında lafı çakardım. Şimdilerde,  o kişiyi kendi dersini almaya kendine havale ediyorum ve hemen gözlerimi şaşı yapıp dudaklarımı sıkıp yere göğe bakmaya çalışıyorum.

Yine çünkü;

Giderek daha fazla bir şeylere yetişmenin de, yetişememenin de insanın tamamen kendi niyetine bağlı olduğunu anlıyorum, görüyorum, tecrübe ediyorum, yaşıyorum.

Zaman asla dar değil bence. Zaman hep çook geniş. Koca bir ömür var yaşanacak önümüzde...

Ve asla hiçbir şey için de geç değil, olmuyor.

Tabi yapmak isteyene!

Ya da ne bileyim “Ay ben yapamam walla!” denecek hiçbir şey kalmadı günümüzde. Her şeyi yapmanın bir yolu var, denemenin önü sonsuz açık ve zamanı kullanmayı bilecek kadar çok çalışıyoruz ve az çok hepimiz planlıyız.

Geriye işte bir tek niyet ve istek kalıyor o yüzden.

Yapmaya niyetin var mııı, yok muuu?

Tüm mesele bu.

Yok efendim çok işim vardı, eşek tepti, dinozor yolumu kesti vesaire... fasaaa fisooo.

Neyse.

Bi hışımla yazdığım bu yazının ortaya çıkış şekli mesela, içimde kopan fırtınalarla ve iç seslerle beraber aynen şöyle:

“Eyvah yarına ne yazıcam? Saat geç oldu! Hiçbir şey hazırlamadım. Stok yazı kullan Yonca. Yok... dursun onlar. Niye duruyorlar yaaa niye! Daha Cuma günü için Kelebek yazısı da yazmadım hiiii! Daha o da yetişecek. Maffoldum! Kızın okulda toplantısı var, oğlanın futbol maçı var, e bir de yarın teftiş için ön toplantı var, Allah’ım ben bittim. Hayır dur sakin ol kızım. Kolay bitmezsin. Önce düşün! Düşün Yonca düşün!
Daha bir sürü zaman var. 4 saat mi bir sürü! Ayol 4 saat tabi bir sürü, insan o zaman zarfında ülke değiştiritor ya! İyi de daha koşmam gerek. Acaba koşmasam mı? Ya daaa bugüncük yazmasam mı? Hayır. Olmaz. Bunları düşüneceğine, otur önce yaz sonra koş. Nasıl olsa yazının süresi belli, koşunun ucu açık. İkisini de kaytarma. Hem yazmadın mı daha beter oluyorsun sonra. E peki ne yazıcam ben bu durumda? Aha! İnsan isterse her şeye yetişir yaz! Tecrübe konuşuyor nasıl olsa. Fena konu da değil aslında... Bahane üretenlere ufak bir kendine gel yazısı olur belki de, bir işe yararsın böylece. Yaşayarak yazdım dersin hem de!”

Yonca
“anında görüntü”

X