Yeter! Söz Milletindir!

Milletvekili listeleri açıklandı. Şimdi sırada, günlerdir büyük bir gizlilik içinde çalışan ajansların, anlaştıkları partiler için buldukları slogan ve afişlerin kamuoyuna gösterilmesi var. Bakalım bu seçimin en beğenilen afişi hangisi olacak? Peki, bundan önceki seçimlerin unutulmaz afişleri hangileriydi? Bu afişler nasıl doğmuştu? Ve yaratıcıları kimlerdi?..

TARİH 10 Haziran 1946. TBMM 21 Temmuz’da erken seçim yapma kararı aldı. Demokrat Parti bir hafta sonra seçime katılma kararı aldı.

Kenan Akmanlar, Adnan Menderes’in halasının oğluydu.

O günlerde, eşi Lütfiye Hanım ile (-ki o da Prof. Emre Kongar’ın halasıdır) Ankara Meşrutiyet Caddesi’ndeki daire komşuları Selçuk Milar’a misafirliğe gittiler.

Selçuk Milar bekárdı ve daha henüz Mazhar Alanson’un ablası Aynur ile evlenmemişti. Misafirliğin nedeni, mimar Selçuk Milar’ı "başgöz etmek" değildi.

Kenan Akmanlar, aynı zamanda grafik sanatçısı olan Selçuk Milar’a bir teklifte bulundu. Demokrat Parti Genel Merkezi’nde propaganda ve afiş hazırlama komisyonu kurulacaktı; orada yer alabilir miydi?

Selçuk Milar kabul etti ve ertesi akşam komisyon toplantısına katıldı. 15 kişilik komisyonda esnaf, tüccarlar, mühendisler vardı ama grafik sanatından anlayan kimse yoktu!

Selçuk Milar, Adnan Menderes’in "torpiliyle" geldiği için çok saygı görüyordu ama söylediklerini kimse pek ciddiye almıyordu.

Selçuk Milar, afişlerin nasıl olması gerektiğini Avrupa ve ABD afişlerinden örneklerle anlatıyor; çeşitli grafik dergilerinden seçtiklerini komisyona gösteriyordu.

KIZGINLIKLA DOĞDU

Selçuk Milar
10 gün boyunca konuştu, anlattı, örnekler gösterdi ama komisyon derdini anlamadı. Komisyon, işçi-köylü ve şehirliyi temsil eden kol kola girmiş üç genci gösteren afişi çok beğendi. Bu üç gencin üzerine madalya içinde Atatürk’ün başını gösteren bir de fotoğraf eklediler.

Afişin altındaki slogan ise şuydu: Köylü, İşçi, Şehirli Kol Kola, Demokrat Parti.

Komisyonun afişi çok beğenmesi Selçuk Milar’ı kızdırdı. Ayağa kalkarak, "Bu afiş Demokrat Parti’ye yakışmaz, partiyi iktidara taşımaz" diye bağırdı. Sinirlerine hákim olamadı. İstifa ettiğini açıkladı ve gitmek için yeni getirdiği örnek afişleri masadan toplarken...

O anda...

Birdenbire...

Sağ elini kaldırdı, parmakları bitişik halde, avucunu komisyon üyelerine gösterecek şekilde uzatarak, "Kocaman bir el yaparsınız, üzerine de, Yeter! Söz Milletindir! diye yazarsınız. İşte afiş dediğin böyle olur" dedi.

Selçuk Milar’ı sakinleştirmeye, gönlünü almaya çalıştılar. "Tamam sizin söylediğiniz afiş de güzel ama bu afiş Amerika’da geçerli olabilir. Bizim halkımız bunu anlamaz" dediler.

Selçuk Milar bir söz etmeden komisyonu terk etti.

’BİRAZ SERT DEĞİL Mİ’

O akşam Kenan Akmanlar yine komşusuna uğradı. Komisyondaki tartışmayı duymuştu. Dostunun gönlünü aldı. Yarın komisyona Celal Bayar ile Adnan Menderes’in de geleceğini ve kendisini mutlaka görmek istediklerini söyledi.

Selçuk Milar, ertesi gün parti genel merkezine gittiğinde, Bayar ve Menderes’in de aralarında bulunduğu parti üst yönetimini, komisyon üyeleriyle toplantıya başlamış buldu.

Boş bulunan bir koltuğa oturdu. Celal Bayar kendisine dönerek, "Selçuk Bey, sizin afiş fikrinizi beğendik ama biraz sert değil mi" diye sordu.

Selçuk Milar anlamıştı ki, dünkü olaydan Bayar ve Menderes’in haberi vardı. O sinirle birdenbire aklına gelen afiş fikrini kendisi de çok beğenmişti. Bu nedenle cevap olarak, "Hayır efendim, afiş hiç sert değil, bu afiş demokrasiyi anlatıyor" diye fikrini savundu.

Bayar anlattıklarını onayladı. "Peki" dedi, "Siz bu afişi bize ne zaman hazırlarsınız?"

Selçuk Milar, "Yarın hazır olur"
yanıtını verdi.

Heyecan içinde, eve nasıl geldiğini bilemedi. Ağzına bir tek lokma koymadan, çay içmeden sabaha kadar çeşitli kompozisyon ve eskizler yaparak çalıştı. Şafak sökerken afişi bitirdi.

Afişi odanın duvarına astı, karşısına geçip birkaç saat seyretti. Çıkan eserden mutluydu.

AFİŞ COK BEĞENİLDİ

Saat 09.00’daki parti genel merkezindeki toplantıda afiş çok beğenildi. İstanbul’un en büyük matbaalarından birine sahip olan Alaettin Kral’a telefon edildi, genel merkeze çağrıldı.

Afişlerin basımıyla Alaettin Kral ilgilenecekti. Afişin orijinalini alıp İstanbul’a döndü.

Selçuk Milar afişinin prova baskısını görmek için her gün iki kez genel merkez binasına gitti. Provalar bir türlü gelmedi ve bir gün afişin tonlarca basılmış haliyle karşılaştı. Alaettin Kral afişin orijinal halini filme alıp bastırmamış, sıradan bir ressama afişi yeniden çizdirmişti. Afiş bu haliyle kötüydü.

Selçuk Milar’ın morali bozuldu. Ama Türkiye’nin dört bir yanına dağıtılan afişlerin halktan büyük bir takdir görmesi, üzüntüsünü kısa zamanda yok etti.

Selçuk Milar’ın afişine tepki duyanlar da vardı.

SÜRGÜN GİBİ TAYİN

Selçuk Milar,
Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Mesleki ve Teknik Öğretim Müsteşarlığı’nda görevliydi.

Bir gün mesai saatinin bitmesine dakikalar kala Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Selçuk Milar’ın karşısına dikildi.

"Demokrat Parti’nin afişini siz mi hazırladınız?" diye sordu. "Evet" yanıtını alınca, Selçuk Milar’ı tebrik etti ve ekledi:

"Siz, devlet dairesinde çalışan bir memursunuz, sizin özel atölyeniz yok, böyle bir afişi hazırlamanız pek doğru gelmiyor bize."

İki gün sonra, Selçuk Milar’ın Urfa’da bir şantiyeye tayini çıktı!

Selçuk Milar istifa etti.

"Yeter! Söz Milletindir!" afişi DP’ye 1946 seçimlerini kazandırmadı. DP yine aynı afişi kullanarak 1950 yılında iktidar oldu.

Ve iktidar olunca ne yaptı dersiniz; bir daha kendilerinin kullandığı gibi bir afişle karşılaşmamak için, dünyada benzeri olmayan bir yasa çıkardılar: Afişlerde çizim, resim ve fotoğraf olmasını yasakladılar!..

Limon gibi sıkılmaya hayır!

TARİH 10 Eylül 1987

TBMM 29 Kasım’da erken seçim kararı aldı.

Sabahattin Çetin, SHP İstanbul İl Başkanlığı Kültür Komisyonu Başkanı’ydı. Başta Yaşar Kemal olmak üzere aydınlar ile SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’yü yan yana getiren davetler veriyordu. İnönü, Sabahattin Çetin’in çalışmalarından çok memnundu. Parti Genel Sekreteri Fikri Sağlar aracılığıyla haber gönderdi: "Seçim kampanyamızı yürütecek dinamik birilerine ihtiyacımız var, ne yapabiliriz?"

Sabahattin Çetin eniştesinin metin yazarlığı yaptığı Yorum Ajans’ın Elmadağ Kahan’daki bürosunun kapısını çaldı.

Ajans seçim konusunda deneyimsizdi. Daha kurulalı 6 yıl olmuştu.

Ortaklar ve çalışanların hemen tümü 12 Eylül 1980 askeri darbesi mağduru solculardı.

Yorum Ajans, SHP ile görüşmeye gitmeden önce nasıl bir kampanya yapacaklarına ilişkin kısa bir çalışma yaptı.

Eylül ayının son haftası SHP Genel Merkezi’nde toplantı yapıldı. Toplantıda Erdal İnönü ve Fikri Sağlar gibi partinin üst düzey yöneticileriyle, Sabahattin Çetin ve Yorum Ajans’ın ortaklarından Mehmet Ural ile Osman Uslu vardı.

Anlaşmaya varıldı; kampanya resmen Yorum Ajans’a verildi.

İNÖNÜ’NÜN İMAJI

Yorum Ajans, seçim kampanyasını Erdal İnönü’nün güvenilirliği üzerine konumlandıracaktı. Mehmet Ural bu nedenle İnönü’nün tüm yakınlarıyla konuştu. Kişisel özelliklerini sordu. İnönü kötü konuşmacıydı; yavaş konuşuyor ve uzun cümleler kuruyordu. İnönü’nün imajı değiştirildi.

Yorum Ajans’ın üçüncü ortağı Ahmet Yaşar Somuncuoğlu, görsel materyalle ilgileniyordu. Partinin yeni olduğunu, yenilikçi olduğunu göstermek için parlak renkler seçti. "Oyum SHP’ye" diyen fotoğraflı afişlerde genç, güler yüzlü insanlar ve başörtülü bir kadın kullanıldı.

TRT ilk kez seçime katılan partilere 20 dakika görüntülü propaganda olanağı verdi. Ajans yaptığı kamuoyu araştırmasında halkın en büyük şikáyet konusunun pahalılık olduğunu gördü. Bu kızgınlık duygusunu harekete geçirmek üzere çalışmalar yapıldı.

Tüm bu çalışmalar SHP Genel Merkezi ile koordineli olarak yürütülüyordu. Yorum Ajans’ın ortakları Mehmet Ural ve Osman Uslu bu nedenle sık sık Ankara’ya gidiyordu.

Seçime 20 gün kala...

Bir Ankara dönüşü...

Uçakta...

Birdenbire Osman Uslu’nun aklına "limon gibi sıkılmak" deyimi geldi.

Öyle ya, orta direk hayat pahalılığından şikáyetçi değil miydi? Bu durumu en iyi bu deyim açıklıyordu.

Uçaktan iner inmez büroya gittiler. Fikri arkadaşlarıyla tartıştılar. O dönem SHP kampanyasına Prof. Nilüfer Göle ve Prof. Burhan Şenatalar çok destek veriyordu. Onlar da limon konseptini çok beğendiler. Ajans çalışanları arasında Ali Saydam, Sinan Çetin gibi isimler vardı; onlar da çok beğendiklerini söylediler.

Kollar sıvandı. Ajansın yakınındaki manavdan güzel limonlar alındı. Limonu sıkmak için güzel bir el arandı; o da ofis çalışanlarından biri seçildi. Fotoğraflar, filmler seçildi ve tekrar Ankara’ya gidildi.

SHP EMİN DEĞİL

SHP’li yöneticilerden kimse "mükemmel" demedi. Onlar ajansa güveniyorlardı. "İyi", "beğendik" demekle yetindiler.

Ajans sahipleri biraz moralleri bozuk döndüler İstanbul’a. Kafaları karışmıştı. Morallerini bir gazeteci düzeltti: Güneri Cıvaoğlu.

Gazeteci Cıvaoğlu limon kampanyasını çok beğenmişti. "ANAP’ı sarsar" dedi.

Öyle de oldu.

Seçimlere bir hafta kala "sıkılmış limon" kampanyası patlatıldı:

"Beş Yıl Daha Bir Limon Gibi Sıkılmaya Hayır!"

"Beş Yıl Daha Bir Limon Gibi Sıkılmaya Gücünüz Var mı?"

Gazeteler limon esprisini manşetlerine taşıdı. Karikatüristlerin en iyi malzemesi limon olmuştu. Seçimin gündeminde artık "sıkılmış limon" vardı.

ANAP "limonun etkisini" azaltmak için gazetelere, "Bir siyasi gaf, bir milli ayıp" diye ilanlar verdi: "Sırf bir oy uğruna, insan kendi milletine limon demez, milletini limona benzetmez, ayıptır."

Ancak bu ilan da limon kampanyasına olumlu etki yaptı.

Ve Turgut Özal özel toplantılarında Yorum Ajans’ın bu kampanyasını övecek, "Bu çocuklarda iş var, kim bunlar" diyecekti.

"Limon kampanyası" SHP’ye iktidar getirmedi. Ama Yorum Ajans’ı çok büyüttü. Ajans zamanla, Fransız reklam ajansı Publicis’le ortak olup "Publicis Yorum" adını aldı.

"Sıkılmış limon" esprisinin ünü yurtdışına taştı; Mehmet Ural Avrupa Parlamentosu’ndaki bir panele katılarak kampanyalarının başarısını anlattı.

İlginçtir, "Yeter! Söz Milletindir!" afişi 14 Mayıs 1950 seçimlerinde DP’yi iktidara taşıdı. "Sıkılmış limon" konseptiyle unutulmaz bir kampanya hazırlayan Yorum Ajans ise bir 14 Mayıs (1981) günü kurulmuştu...
Yazarın Tüm Yazıları