Yeter! Söz Milletin

Yalçın BAYER
Haberin Devamı

Spordaki şartlanmışlık

‘‘Ölmeye ölmeye geldik. Mithatpaşa bilmem kime mezar olacak’’, ‘‘Ne okulu bitirmek, ne bir kızı sevmek, tek dileğim seni şampiyon görmek’’, ‘‘Die for you...’’

Bu sloganlar sağlıklı bir ruh halini yansıtmıyor.

Sağlık; ruhen, bedenen, sosyal olarak tam bir iyilik halidir. Karşısındakini ya yenecek ya öldürecek şekilde şartlanmışların sağlıklı olduğundan söz edilemez. Bu psikoloji hasta bir ruh halidir. Toplumsal bir sorundur. Kesinlikle desteklenmemeli ve derhal nedenleri ve çözümü araştırılmalıdır.

Son Galatasaray-Fenerbahçe maçından sonra çıkan olaylar yıllardır görmezlikten geldiğimiz, desteklediğimiz bir düşünce sisteminin, bilinçsiz bir spor politikasının eseridir. Spor kardeşliktir, bir tarafın yenmesi veya yenilmesi doğaldır. Daha iyi oynamak hedef olmalıdır. Daha iyi oynayanı takdir etmek, kabullenmek sporun ruhu olmalıdır. Ancak, tarafları bilemek, kazanmayı mutlak hedef haline getirmek, ya yenmek ya ölüm ikileminde bırakmak, bu canavarı beslemektir. Eğitimsiz, işsiz, umutsuz yığınlar daha kötü şiddet gösterilerinde de bulunabilirler.

Atletizmin efsane ismi Florance Griffith Joyner'in kalp krizi nedeniyle ölmesi üzerine demeç veren eski milli atletlerimizden Mehmet Yurdadön, ‘‘Bir ülkede sporda başarının temel ölçüsü halkın sağlıklı spora kanalize edilmesi olmalıdır’’ diyor. Bu spor adamının herkese rehber olacak sözlerini ilke olarak almalıyız. Zeki, çevik ve ahlaklı sporcu ile sporu spor olarak algılayan seyirciye ihtiyacımız var. Bu konuda hassas olalım. Dr. M. Emin DİNÇÇAĞ-SAMSUN

Hâlâ komünist arıyorlar

MİLAS'ta oturuyorum. Geçenlerde Milas 2. Halı ve Dostluk Festivali nedeniyle sergi açan kitapçıdan Nihat Behram'ın ‘‘Darağacında Üç Fidan’’ ve Aydın Çubukçu'nun ‘‘Bizim 68’’ isimli kitaplarını aldım. Daha sonra da Tabakhane Semti'nde bulunan Sambitarya isimli birahaneye gittim.

Burada otururken polisler tarafından kimlik araması yapıldı, kitaplarıma bakıldı ve ben tek yıldızlı ‘Komiser Salih’ tarafından ‘şüpheli şahıs’ iddiası ile emniyete götürüldüm. Burada ‘Çak Morris’ lakaplı, terörle mücadelede görevli Mustafa isimli polis beni iki saat sorguladı. Böyle kitapları neden okuduğumu sordular, bunların komünist kitapları olduğunu söylediler. Aynı kişiler ‘Bizim MHP’nin felsefesi sana daha uygun' diyerek, bana MHP propagandası yaptılar, MHP'li olmamı istediler.

Ortada hiçbir şey yokken, sırf aldığım sol kitaplardan dolayı, keyfi olarak beni 14 saat emniyette tuttular, özgürlüğümü kısıtladılar. Daha sonra ANAP ilçe yönetiminde olan babam Hidayet Kaya ile ANAP İlçe Başkanı Erol Asım gelerek beni emniyetten kurtardılar.

Milas'ta yaşayan insanlar, özellikle liseli ve üniversiteli gençler (özellikle solcu ve demokrat gençler), Milas Emniyeti'nde görevli bazı polisler tarafından keyfi olarak gözaltına alınıyor ve kendilerine MHP'li olmaları için baskı yapılıyor.

Ben ANAP ilçe yönetiminde olan babam sayesinde emniyetten 14 saatte çıkabildim. Ya arkası olmayanlar ne yapsın?

Milas halkı olarak, emniyette görev yapan MHP yandaşı ve art niyetli görevlilerden rahatsızlık duyuyoruz. Onlar sadece polislik görevlerini yapsınlar, tarafsız olsunlar, insanların siyasi kimlikleri ile uğraşarak huzurunu bozmasınlar. Yetkilileri bu konuda göreve davet ediyor; Milaslılar'ın huzurunu bozup tedirginlik yaratan polisler hakkında yasal işlemlerin yapılmasını istiyoruz.

Ahmet KAYA-MİLAS

Edirne Valisi bizi unuttu...

EDİRNE Valisi Mehmet Canseven'e... Adları çeşitli olaylara karışan Emniyet Müdürünüz Ömer Tüzel merkeze, polis şefi Murat İpek (Kara Murat) de Kocaeli'ne verildi. Yani her şey sütliman mı oldu? Bundan bir süre önce Edirne'deki 'mafya', Kapıkule ve cezaevindeki uygulamalar konusunda bir dizi konuyu gündeme getirmiştik. Sonra da bize, soruşturma açtırdığınızı, sonuçlarını da kamuoyuna açıklayacağınızı bildirmiştiniz. Aylar geçti; hâlâ açıklama bekliyoruz. (Mahkûmlar ve bazı öğrencilerin ilişkisi konusunda yürütülen soruşturma da dahil...) Edirne'de olan o kadar şey yapanların yanında kâr mı kalacak?

TRAKYA Üniversitesi Tekirdağ Ziraat Fakültesi'nin düzenlediği ‘‘Tarım-Sanayi-Çevre İlişkileri’’ sempozyumu 28 Eylül Pazartesi günü Dereağzı, Ziraat Fakültesi Sosyal Tesisleri'nde saat 9.30'da yapılacaktır.

GÜNÜN SÖZÜ

‘‘Bütün siyasetçiler istisnasız din sömürüsü yapıyor. Bunlardan biri daha cingözce yaptığı için ön plana çıkıyor, diğerleri de yapıyor ama ellerine, yüzlerine bulaştırıyorlar. Böyle devam ederse, Türkiye'nin anası, dini ağlayacak.’’

(Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk)













Yazarın Tüm Yazıları