« Hürriyet.com.tr
MENÜ

'Yeter be kardeşim'

Fenerbahçe’nin “Kova Yaşar” lakaplı eski kalecisi Yaşar Duran, beş yıl aradan sonra yeniden Boxer dergisiyle buluştu. Bu buluşmadan geriye hem dinleyeni hem de okuyanı sandalyeden düşüren, gözlerden yaş getiren işte bu sohbet kaldı.

Röportaj: Gürkan KELKİT
SON GÜNCELLEME

YAŞAR DURAN FOTOĞRAFLARI

Futbola ne zaman, nerede başladınız? Fenerbahçe’ye hangi sezon transfer oldunuz?

- 1955 doğumluyum. 1969’da Ankara Altındağspor’da futbola başladım. Sonra İkinci Lig’de Gaziantepspor’da oynadım. 1981’de Fenerbahçe’ye transfer oldum. 1987’den 1990’a kadar Malatyaspor ve Sarıyer’de oynadıktan sonra tekrar Fenerbahçe’ye dönüp Schumacher’in yedekliğini yaptım. Toplam 23 yıl profesyonel futbol oynadım.

Kaç kez milli oldunuz?

- 19 kez A Milli oldum. İlk kez 1978 yılında Gaziantepspor’da oynarken Milli Takım’a çağrıldım. O zaman Gaziantepspor İkinci Lig’deydi. Ben de İkinci Lig’den Milli Takım’a çağrılan ilk futbolcu oldum.

- Hem Fenerbahçe’nin hem de Milli Takım’ın kaleciliğini yaptınız; çok iyi bir kaleci olmanız gerekmez mi? Oysa size “Kova” lakabı takılmıştı. Bu tezadı nasıl açıklıyorsunuz?

- Ben zaten çok iyi bir kaleciydim. Ama o zamanlar senede bir iki milli maç oynardık. Oynadığımız zaman hep yenilirdik, takım yenilince de suçlu her zaman kaleci olurdu. Oysa Fenerbahçe, benim oynadığım dönemde iki kez lig şampiyonu oldu. Cumhurbaşkanlığı Kupası, Başbakanlık Kupası, Donanma Kupası, Türkiye Kupası, TSYD Kupası, ne kadar kupa varsa hepsini aldı. Hani kötü kaleciydim? Kötü kaleci olsam bu kadar kupayı alan takımın kalesini bana verirler miydi?

O halde niye “Kova” lakabı aldınız?

- Kova lakabı aslında bana takılmadı. Kalecilerin geneline takılan bir lakaptır. Benden önce de vardı, gol yiyen kalecilere “kova” derlerdi. Ben gerçekten kötü bir kaleci değildim. Yediğim talihsiz goller oldu, o gollerden sonra derlerdi bana “Kova Yaşar” diye.

SAHADA 22 KİŞİ VAR 20’Sİ BANA BAKIYOR

Hangileri mesela? İngiltere’den 8 yediğiniz maç mı?

- Yaşar denince akla İngiltere maçı geliyor. Herkes 8 golü soruyor, oysa o dönem İngilizler’le üç maç yaptık. İkisini 8-0, birini de 5-0 kaybettik. Ben iki maçta da oynadım, toplam 13 gol yedim onlardan. İnanın bir ay sürekli yan top çalıştık. Ancak o gün yediğimiz sekiz golden üçü yan toptandı. Adamların nasıl gol atacağını biliyor, ama çaresini bulamıyorduk. Hayatımda oynadığım en tuhaf maçtı. Düşünün, sahada 22 kişi var ve 20 tanesi bana bakıyordu çünkü maç hep benim kalemin önünde oynandı. Top sanki duvara çarpıp, bana geri geliyordu. 40’ıncı dakikada “Beni çıkarın” diye bağırdım, hoca başka alana değişiklik yaptı, ben sahada kaldım ve 8 golü de yedim. Maç sonu TRT spikeri geldi “Ne hissediyorsun?” dedi. Adamın suratına baktım “Ne hissedeyim ki” dedim.

Gerçekten teknik direktöre “Beni çıkarın” dediniz yani...

- Evet! Demoralize olmuştum çünkü. Ama o, değişiklik hakkını orta sahadan yana kullanacağını söyledi. Ben de mecbur maça devam ettim. Bu maç kara bir leke gibi benim 23 senemi mahvetti. Hâlâ yediğim gollerde kaleci hatası olduğuna inanmıyorum. Varsa bile en fazla bir iki golde vardır.

FATİH İLE YAŞAR’IN YEDİKLERİ AYRI GİTMİYOR

Fatih Uras’ı soracağım size. Bir sonraki maçta kalede o vardı, sonuç yine 8-0’dı.

- İlk 8-0’lık maçın ardından ikinci maçta Fatih oynayacağı için beni sürekli soru yağmuruna tutmuştu. “Nasıl yedin 8 tane?”, “Maç ne olur?” diye sürekli soru sordu. Ben de maçtan bir gün önce dayanamadım, “Bu maç 6 olur, 7 olur, hatta 9 olur ama 8 olmaz. Çünkü o bana has bir skor” dedim. Ama olmadı, o da 8 gol yedi.

İkinci maçın ertesi günü çıkan gazetelerde yazılanları hatırlıyor musunuz?

- Evet. Ertesi gün gazeteyi bir aldım elime kocaman bir yazı ama tam sayfa yazmışlar: “Yaşar ile Fatih o kadar iyi arkadaşlar ki yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor.” Ama güzel espriydi.

İngiltere ile yapılacak ikinci maçın kadrosu açıklandığında isminizi yedeklerin arasında görünce sevindiğiniz söyleniyor bu doğru mu?

- Doğrudur. Normalde asla yedek kalmayı isteyen bir oyuncu değildim. Ama o zamanlar bir maçta 8 tane gol yemişim, bir sonraki maçta gol yiyen ben olmayacağım için sevinmiştim.

Fenerbahçe’de oynarken de 50 metreden gol yediğiniz söyleniyor, Göteborg maçında?

- 50 olmasa da 40 vardı, ya ben çok şanssız goller yedim. Yemedim dersem yalan olur.

BEN BARAJ DERDİNDEYKEN ADAM VURDU, GOL OLDU

Bir de bazı maçlarda kornerden gelen topa yükselip “Bende” diye bağırıp sonra top kaleye girince “Değil” dermişsiniz bu doğru mu?

- Yandan orta gelince stoperlere “Çıkmayın” derdim. “Bende” diye bağırırdım, onlar da topu bana bırakırlardı. Bir maçta yine topa çıktım “Bendeeee” diye bağırdım, libero falan bıraktı topu tutayım diye, kaçırmışım. Kornerden gelen top gol oldu, sonra “Değillll” diye bağırmıştım.

Fiorentina maçında baraj kurdururken gol yemişsiniz. O da talihsiz bir maçtı galiba?

- Buradaki maçtı o. Zaten mağluptuk, adamlar serbest vuruş kazandı, ben barajın derdine düştüm. O sırada hakem düdüğü çalıp, oyunu başlatmış. Pasarelli geldi, çaktı, gol oldu. Biz baraj peşinde koşarken adam dinler mi, attı golünü. Pasarelli de iyi vururdu toplara, siz hatırlamazsınız onu.

BAKTIM RAKİP ÜZERİME GELİYOR “DÜDÜK ÇALIYOR” DİYE KANDIRDIM

Sizin zamanınızda saha içinde futbolcular birbirini kandırmaya çalışır mıydı? Sizin de bu tarz olaylarınız var mı?

- Ne yalan söyleyeyim, benim de öyle kandırma çalışmalarım vardı. Zaten bizim zamanımızda da öyle fair play, centilmenlik falan yoktu. Malatyaspor’da oynadığım dönemde Gençlerbirliği ile maçımız var. O maçta bıkmıştım rakiple karşı karşıya kalmaktan, sürekli pozisyon oluyordu. En son bir pozisyon vardı, kontra atak yedik. Rakip üzerime geliyor, arkasında bizim oyuncular var ama çok uzaklar. Ellerimi kaldırdım “Yeter be kardeşim! Duymuyor musun hoca düdük çalıyor!” diye bağırınca adam da topu bıraktı. Sonra ben aldım topu, yerden degaj yaptım.

İmkânlar da çok kısıtlıydı değil mi?

- Hiç yoktu ki. Hani bir moda var maçlarda herkes birbirinin formasını alır, hatıra olsun diye. İşte biz 80’li yıllarda yabancı takımlarla oynarken yapardık bunu. Ama hatıra olsun diye değil, adamların formaları Adidas, pırıl pırıl formalardı. Bizde o zaman dandik kumaştan formalar vardı. Bir kez Kuzey İrlanda ile oynadık, maç sonrası adamların peşine düştük, forma diye. Herkes şaşırmıştı.

Fenerbahçe sizi gönderip yerine Lukovcan’ı aldı ama o da çok hatalı goller yiyen bir kaleciydi?

- Lukovcan’ın Fener’den gönderilişini hatırlıyorum, kovulmuştu. Aziz Yılmaz onu bir maç sırasında dövmüştü. Zaten adamın bir gözü kör gibiydi, sağlık sorunları vardı.

Şimdi futbol oynasanız yine Fenerbahçe’de kalecilik yapabilir miydiniz?

- Valla ben şimdi oynasam aynı Rüştü gibi olurdum, yani Türkiye’nin en iyi kalecisi...

KALE YIKILDI KAFAMA DÜŞTÜ BAYILMIŞIM

Bir de kafanıza kale direği düştüğünü duymuştum.

- İzmir’de milli maç öncesi antrenmanda kafama kale direği düştü. Hocamız Mustafa Denizli’ydi. Seyyar kale kullanıyorduk, bir top geldi, kale yıkıldı, kafama düştü. Bayılmışım. Sonra hastaneye kaldırıldım, müdahale edildi, kendime geldim.

ALMANYA’DA  BÖBREK TAŞI BÖYLE ANLATILIR!

Avrupa maçlarında dil büyük sorun oluyordu herhalde?

- Tabii. Bir keresinde Milli Takım’la Almanya’ya gittik, o zaman Gaziantepspor’da Reşit Kaynak vardı. Annesi böbrek hastasıymış, taş düşürüyormuş. Reşit bana “Gel dışarı çıkalım, hem bir eczane buluruz, anneme ilaç alırım. Buranın ilaçları iyi gelir, sevinir kadın hem de gezeriz biraz” dedi. Çıktık dolandık, bulduk bir eczane. Girdik içeri, bir kızcağız var. Tabii bizde ne Almanca ne İngilizce... Derdimizi anlatamıyoruz. Biz “Böbrek, taş, anne, mother” falan bir şeyler saçmalıyoruz. Kız boş boş bakıyor. Sonra Reşit “Gel oğlum dışarı çıkalım, bir taş bulalım öyle anlatırız derdimizi” dedi. Çıktık, sokakta taş bulana kadar yarım saat geçti. Geldik geri eczaneye. Ben yattım yere, Reşit taşı karnımın üstüne koydu. Sonra taşı elimizle itip, aşağı attık, böylelikle Alman kıza böbrekten taş düşürme olayını anlatacağız hesapta. Kız iyice çileden çıktı. Ne anlasın garip. İki arıza gelmiş, tuhaf tuhaf hareketler yapıyor. Sonra kafileden birileri geldi, tercüman buldular, o anlattı kıza “Bunlar böbrek ilacı istiyor” diye. Kız da reçete istemiş. Biz de reçete de yok. Ne bilelim Almanya’da reçetesiz ilaç verilmediğini. Hem ilacı alamadık hem öyle bir rezillik yaşadık.              


Bunları da Beğenebilirsiniz