"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Yeter artık bu zulüm, lig başlasın

Yetti artık, başlayacaksa başlasın şu lig.<br><br>Bu kadar net istediğim çok az şey var şu anda hayatta.

Her yaz aynı şey oluyor. Türkiye Kupası bitiyor, Avrupa Kupası bitiyor, Avrupa ligleri ve bizim lig bitiyor ve sudan çıkmış balık gibi kalıveriyoruz orta yerde.

Ağustos gelene kadar çoğu maytap çıkan transfer haberleri, yanık tenle sırıtarak sözleşme imzalayan futbolcu fotoğrafları ve tadı tuzu olmayan hazırlık maçları kalıyor elimizde.

Bakmayın tadı tuzu olmayan maçlar dediğime, nasıl seyrediyorum bir bilseniz.

Bir de bu yaz, kalbi futbol için atanların ‘‘kara yaz’’ dediği türden. Yani Avrupa veya Dünya Kupası da yok.

Bir televizyon kanalı yayınlasa, Namibya Ligi'ni seyredecek vaziyetteyiz netice itibariyle.

Allah düşürmesin o ayrı. Ama futbolsuz hayat fena bir şey.

Benim derdimi futbol hastaları anlar, futbol sevmeyenler için manasız sözler sarf ettiğimin farkındayım.

Ama futbol aşkı nasıl anlatılır ki.

Bazen gardıropta asılı atkılarıma bakıp dalıp gidiyorum.

Komik geliyor belki size ama, bu yaz sıcağında çıkarıp katkığım bile oluyor o atkıları.

Olmuşum ben anlayacağınız arkadaşlar.

Ancak yalnız değilim, onu biliyorum.

* * *

Futbol taraftarı uzun yaz mevsimlerinde acı çekmeye alışkındır.

Köylülerin memleketinin bağını bostanını düşünüp düşünüp yandığı gibi, Ali Sami Yen'in çimlerini düşünür iç çeker.

Böyle bir ‘‘Hem takımımı, hem tribünümü, hem ligimi özledim’’ tribi içindeyiz gördüğünüz gibi.

Bir derbi maçında, takımların soyunma odalarından ok gibi fırlayıp, konfetiler ve gökgürültüsünü bastıracak tezahüratlar arasında santraya doğru koşuşunu, ve bu kısa koşu arasında içinde göğüs kafesinden boğazına doğru yükselen yumruğu, o eşsiz heyecanı özler.

Gözünü kapadığında Real Madrid'e atılan üçüncü golü görür mesela.

Taffarel'den itibaren topun gelişini milyonlarca fotoğraf karesiyle hafızasında tutuyordur. Hayal, yine ‘‘Gooooool!’’ diye biter, sevinir.

‘‘High Fidelity’’nin de yazarı olan mümtaz şahsiyet Nick Hornby'nin -ki arkadaş sağlam bir Arsenal taraftarıdır- ‘‘Fever Pitch’’ini okurken, ‘‘Bak sen şu işe. Aynı bizi anlatıyor’’ demekten kendimi alamamıştım.

Bir futbol taraftarının portresi bu kadar mı güzel çizilir.

Hornby'nin ‘‘Fever Pitch’’ini, geçen cumartesi bir kitapçıda rastlayıp ellerim titreyerek aldığım ‘‘Tribün’’ dergisi sayesinde hatırladım yine.

‘‘Tribün’’ kendisini ‘‘endüstriyel futbola karşı tribün kültürü dergisi’’ olarak tanımlamış.

Ekip Galatasaraylı. Dergiyi bu kadar sevmemde ne yalan söyleyeyim bunun etkisi oldu.

Ama sadece bu yüzden sevmedim dergiyi.

Zaten Beşiktaş kapalısından Alen, bir 'kapışma' anısını anlatmış mesela. En sevdiğim yazılardan biri oldu. Arka kapağı Galatasaray taraftarlarının da sevdiğine emin olduğum delikanlı insan Pascal Nouma'ya ayırmışlar, o da kral hareket.

Hem kendileri de itiraf ediyor, ilk sayının biraz Galatasaraylı olduğunu ama ileride bu durumu bir şekilde telafi edeceklerini.

* * *

Merhaba diye kendilerini tanıtırken Nick Hornby'nin Fever Pitch'ini de anmışlar.

Oradan alıntı yapıyorum şimdi. Bu güzelliği sadece futbol hastaları anlayacak belki. Ama belki bir iki tane ‘‘Futbol niye bu kadar sevilir biraderci’’yi de aydınlatır. Keşke...

‘‘Şöyle düşünün: Bir yarı final maçı... Maçın bitmesine 3 dakika var.. Ve takımınız 2-1 galip. Ama herifler (Karşı takım yani) bastırdıkça bastırıyor. Etrafınıza bakıyorsunuz ve binlerce yüz görüyorsunuz. Kimisinde korku, kimisinde umut... Ve kimisinde endişe... Herkes kaybolmuş durumda. Kafalarından çok iyi hissettiğiniz şeyler geçiyor. Maç bitiyor. Skor önemli değil, yendiniz ya da yenildiniz... Kapılar açılıyor, kalabalık dağılıyor. Herkes bir yöne dağılıyor.

Ama bir dakika... Düşünün. Sadece bir kaç dakika önce siz bir şey yaşadınız. Hissettiniz, bağırdınız, tarifsiz bir endişe duydunuz, rahatladınız, paniklediniz, kahkaha attınız, ağladınız, içinizden birşeyler koptu, içinize birşeyler eklendi sanki...

Şimdi bir daha düşünün: Kendinizi hayatınız boyunca kaç kez dünyanın merkezinde hissedersiniz? Kaç kere tarifsiz mutluluk duyarsınız, kaç kere adrenalin salgınız deli gibi çalışır? Kaç kere tarifsiz üzüntü çekersiniz. Bİr? Beş? On? Aşık olduğunuzda? Evlendiğinizde? Çocuğunuz olduğunda?..

İşte biz her hafta, her sezon, her yıl ölene kadar bu duyguları tadıyouz. Çünkü her zaman bir sonraki sezon vardır... Eğer kupayı Mayıs ayında kaybedersek, bir sonraki Şubat ayında, örneğin 4'üncü tur maçımız vardır. Yaşadığımız dünya böyle değil, biliyoruz. Mayıs'ta bitmiyor ve Ağustos'ta yeniden başlamıyor...’’

* * *

Bu satırların altına imza atmayacak futbol aşığı tanımıyorum ben arkadaş.

Dergideki bütün yazılar birbirinden güzel olduğu için tek tek yazılardan bahsetmeyeceğim.

Fakat ‘‘Alayınızı...’’ başlıklı küfürün kökenlerini inceleyen yazıda hakikaten koptum yerküreden filan...

Bir de Burak San'ın Hagi için yazdığı ‘‘Commandante'ye Saygı’’ başlıklı yazıdan bir cümleyi buraya almam şart: ‘‘Bu ülkenin en güzel delisi, artık Sami Yen'de bir aslan yelesi!’’ Hemen pankart yaptırıla!..

Bir de itirazım olacak.

Derginin orta sayfasında aslanın yuvası Ali Sami Yen'de çekilmiş fotoğraflar ve bir de slogan var: ‘‘Bazıları bir kez aşık olur, biz her pazar!’’ diye.

İşte oraya muhalefet şerhi koyuyorum.

Bu diğer takımlar için geçerli olabilir.

Fakat söz konusu takım Galatasaray ise, slogan şöyle olmalı: ‘‘Bazıları bir kez aşık olur, biz her salı-çarşamba veya her cuma-cumartesi-pazar aşık oluruz.’’

Biraz uzun oldu ama biz o sloganı uzatana kadar çok çalıştık.

Darısı diğerlerinin başına.
X