Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Yetenekli eller burs arıyor

    Hürriyet Haber
    30 Ocak 1999 - 00:00Son Güncelleme : 30 Ocak 1999 - 00:01

    Günlerinin büyük bir bölümünü küçücük odasında bir masanın başında geçiriyor Özgün Çulam. Bazen 12 saatini geçirdiği masanın başında yeni yeni otomobiller tasarlıyor. Konunun uzmanları 19 yaşındaki bu gencin gerçekten yetenekli olduğunu söylüyorlar ama hemen ekliyorlar, ‘‘Bu konuda gelecek kurmak istiyorsan mutlaka eğitimini almalısın.’’ Özgün'ün istediği tek şey kendisine bir şans verilmesi. Hepsi bu...

    Özgün Çulam 19 yaşında. Tüm hayali otomobil tasarımcısı olmak. Annesi, daha konuşmaya başladığı ilk günden bu yana onun dünyasının sadece otomobillerle dolu olduğunu söylüyor. İlk otomobil resmini yaptığında iki yaşındaymış. Yine annesinin anlattığına göre, iki yaşındayken dokuz otomobil markasını tanıyor ve hatasız olarak gösteriyormuş. Odası bunca yılda yaptığı otomobil tasarımlarıyla dolu. Kendisi hakkında konuşmaktan pek hoşlanmasa da, tasarımlarını yaptığı otomobilleri anlatırken gözleri parlıyor ve birden konuşkan biri olup çıkıyor. Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi'ni geçtiğimiz yıl bitirmiş, sonra da stajını tamamlamış.

    Özgün son iki yılını yurtiçindeki ve dışındaki otomobil firmalarının tasarım bölümleriyle yazışarak geçirmiş. İstediği, bu eğitimi alabileceği bir okula gidebilmesi için gerekli olan bursu sağlamak. Çizimlerini gönderdiği pek çok tasarımcı, ‘‘Yeteneklisin, ama mutlaka eğitim alman gerekiyor’’ cevabını vermiş. İşte tam da bu noktada, Türkiye'de sadece alt gelir grubunun değil, ortadirek pek çok ailenin de karşılaştığı sorunla yüz yüze gelmiş Çulam ailesi: Bu eğitimin faturası nasıl ödenecek?

    Belki onun öyküsü de Türkiye'deki çeşitli konularda yetenekli binlerce gençten çok farklı değil. Sadece bir şans verilmesini istiyor. Anne Sema Çulam, Almanya'dan işlediği suçlar nedeniyle sınırdışı edilen Muhlis Arı'yı örnek gösteriyor. ‘‘Ona yardım edilmesi çok iyi ama,’’ diyor Sema Çulam, ‘‘başarılı bir otomobil tasarımcısı olup, Murat Günak gibi ismini yurtdışında duyurmak isteyen bir gencimize neden sahip çıkılmıyor? Hem de başarılı ve yetenekli bulunduğu halde.’’

    Özgün, tasarımlarının yayınlandığı dergilerden yurtdışındaki uzmanlara yazdığı mektuplara ve cevaplarına, ünlü tasarımcılar hakkında bilgilere, tasarım ve geleceği ile ilgili düşlerine kadar her şeyi topladığı bir arşiv dosyası oluşturmuş. Bazen masasının başından sadece birkaç saat kalkarak günde 12 saat çalışıyor. Ama bazen de -özellikle son zamanlarda- umutsuzluğa kapıldığını ve günlerce bir şey çizmediğini söylüyor: ‘‘Ne olacak böyle hep çiz çiz, bir şey olmuyor!’’

    Arşiv dosyasından, yazdığı mektuplara gelen tüm cevaplarda uzmanların onu gerçekten yetenekli buldukları anlaşılıyor. Türkiye'de özel olarak otomobil tasarımı konusunda eğitim veren bir okul olmadığı için yurtdışı olanaklarını araştıran, uygun okullar bulunmasına rağmen maddi sorunlar nedeniyle bir çıkış yolu bulamayan Özgün, geçen yıl üniversite birinci basamak sınavından sonra ‘‘kendi alanına birazcık da olsa yakın’’ bölümlerin yetenek sınavlarına girmiş.

    Beykent Üniversitesi'nin Grafik Tasarım Bölümü'nün yetenek sınavını kazandıktan sonra, Sema Hanım Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Zafer Aslan'la burs konusunda görüşmeye gitmiş. Ancak okulun burslu öğrencilerinin sayısının bir hayli kabarık olması nedeniyle Prof. Dr. Aslan'ın çabalarına rağmen Özgün burs alamamış. Sema Çulam, ‘‘Değil okulların paralarını ödemek, üniversiteye hazırlık için bile ders aldıramıyoruz. Bir dersanenin indirimli sisteminden yararlanırken bile bize ağır gelen ödemeden dolayı Özgün'ü dersaneden almak zorunda kaldık’’ diyor. Okulun, dışarıdan burs bulmaları durumunda dönem arasında da olsa Özgün'ü okula kabul edecekleri açıklamasından sonra Sema Çulam hızla burs arayışına girişmiş. Sakıp Sabancı başta olmak üzere kimlere yazmamış ki, ama beklediği cevap bir türlü gelmemiş.

    Çulam ailesi dört kişilik, küçük bir aile. Anne Sema Çulam, eğitimini gördüğü resimle ancak emekliliğinden sonra uğraşmaya fırsat bulmuş. Bugüne kadar yedi kişisel sergi açmış. Baba Taner Çulam ise eşiyle aynı işyerinde çalışırken bir gün ticaret yapmaya karar verip, işinden ayrılmış. Ancak bir türlü işleri yolunda gitmemiş.

    Özgün'ün küçük kardeşi Gürün ise henüz ortaokulda. O da annesi ve ağabeyi gibi çizgilere, boyalara düşkün. Ama ağabeyi kadar başarılı çizimler yapamadığını düşünüyor, ilerde grafiker olmak istediğini söylüyor.

    Çulamlar'ın evi son derece sessiz, insan soru sorarken bile sesini yükseltmekten çekiniyor. Mütevazı döşenmiş evde duvarlar Sema Hanım'ın resimleriyle süslü.

    İŞTE EN SEVDİĞİM!

    Yaşıtlarının pek çoğunun aksine son derece sakin bir genç Özgün. Futbol gibi sporlardan pek hoşlanmıyor. Sevdiği tek spor, dağcılık.

    Özgün'ün konuşmaktan asıl keyif aldığı konu ise elbette otomobiller. Çizimlerini gösterirken birinin üzerinde ısrarla duruyor ve oldukça lüks görünüşlü bu otomobili anlatmaya başlıyor: ‘‘Çizdiğim şeyi başlangıçta beğenmezsem hemen atarım. Ama o gün düzeltmeye karar verdim. Bunda Amerikan otomobillerinden esinlendim. Onlar büyük ve sağlamdır. Bunu mümkün olduğu kadar çizgilere yansıtmaya çalıştım. İçinin konforu, dışının boyutları olsun, belli standartları var bunların. Fakat onların çizgilerinden çok boyutlarını kullanmaya çalıştım. Bunun en çok sevdiğim tarafı hem rahat hem de güvenilir ve sağlam olması.’’

    Özgün otomobil kullanmıyor ama onu tasarlamayı seviyor. Son İtalya krizi nedeniyle biraz soğusa da Alfa Romeo en sevdiği otomobil markası. Onu Lamborghini izliyor. Şimdi üstü açık spor bir arabanın üzerinde çalışıyor. Bunu ise Porsche'ye yakıştırıyor.

    KESİLEN TELEFON

    Odası yıllardır yaptığı tasarımlarla dolu. Hepsini özenle saklıyor. Söylediğine göre tasarımlarındaki gelişimini böyle izliyormuş. Hayattaki en büyük amacı ünlü otomobil tasarımcısı Murat Günak gibi olmak. Onunla ilgili her şeyi, tüm hayat öyküsünü, tasarım ekibini, nasıl çalıştığını yakından izliyor. Günak'ın da yurtdışında burslu olarak tasarım eğitimi aldığını söylüyor. Nitekim ilk olarak ilişkiye geçtiği insanlardan biri Günak olmuş. Önce bir mektup yazmış ve 28 çizimini göndermiş. O evde yokken gelen bir telefon ise müthiş bir süpriz olmuş Çulam ailesine. Günak'ın ikinci telefonunda ise kulaklarına inanamadığını söylüyor Özgün. O günü ve sonraki gelişimi şöyle anlatıyor, ‘‘Gelecek vaadediyorsun ama mutlaka eğitim alman gerekiyor. Paris'e gelir misin, yüzyüze görüşmemiz lazım, dedi. Çizimlerimi düzenli olarak göndermemi, gelişimimi izlemek istediğini söyledi.’’

    Bırakın Paris'e gitmeyi, ancak zar zor sağlanan bu ilişki sürdürülmeye çalışılırken Çulam ailesinin telefonu kesilmiş -hala da kesik. Özgün, ‘‘Çizimleri faksla göndermemi istedi ama biz bunu o sırada mali nedenlerle yapamadık. İlişki kesildi böylece. Bir telefon bulup tekrar aradığımızda ise Peugeot'dan ayrıldığını, Mercedes'de çalışmaya başladığını öğrendik. Bu arada BMC'de staj yapmaya başlamıştım, oradan faks çekme şansım oldu ama çizimlerim eline geçemedi.’’

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı